17 il, 123 adres, 49 gözaltı kararı… Bir dini yapılanma ne zaman ekonomik ve siyasi bir güç merkezine dönüşür? Süleymancılara yönelik operasyonun resmi gerekçesi mali suç soruşturması…
Soruşturma kapsamında örgütlü mali suç, suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama, kamu kurumlarının zararına dolandırıcılık ve vergi mevzuatına aykırılık iddiaları bulunuyor.
Bunlar henüz yargı kararıyla kesinleşmiş suçlar değil. Ama soruşturmanın büyüklüğü, Türkiye'nin yıllardır tartışmaktan kaçtığı bir alanı yeniden önümüze koyuyor:
Din, para ve güç ilişkisi…
100 MİLYAR LİRALIK İDDİA
Soruşturmayla ilgili haberlerde, MASAK incelemelerine dayandırılarak 100 milyar lirayı aşan para hareketlerinin çeşitli yöntemlerle yurt dışına çıkarıldığı yönünde iddialar ve tespitler yer alıyor.
Bu iddialar doğruysa, artık sıradan bir mali soruşturmadan söz etmiyoruz.
Sorulması gereken çok basit:
Bu para nereden geldi, nasıl toplandı, hangi şirketlerden geçti ve nereye gitti?
Operasyon kapsamında 200 kilogram külçe altın ele geçirildiğine ilişkin haberler de dosyanın ekonomik boyutuyla ilgili soruları daha da büyüttü.
Şimdi sorular çoğalıyor:
Altının kaynağı ne?
Kim aldı?
Hangi parayla alındı?
Para ile altın arasında bir bağlantı var mı?
Cevabı verecek olan gazeteciler değil; savcılık, MASAK ve mahkemeler.
Ama sormak kamuoyunun hakkı…
33 ŞİRKET, ONLARCA ADRES, KAYYIM
Burada dikkatimi çeken önemli bir ayrıntı var:
Göknur Gıda'nın tamamına uygulanan kayyım tedbiri neden kaldırıldı? Soruşturmayla bağlantılı olduğu değerlendirilen yüzde 13'lük hisse üzerindeki adli tedbir neden devam ediyor?
Bu soruların hukuki cevabını elbette soruşturma makamları ve mahkemeler verecek.
Ama kamuoyunun bilgilendirilmesi ve soru işaretlerinin giderilmesi de önem taşıyor.
MESELE YALNIZCA SÜLEYMANCILAR DEĞİL
Bugün Süleymancılar konuşuluyor.
Yarın başka bir cemaat konuşulabilir.
Türkiye'nin asıl ihtiyacı ise kişilere ve yapılara göre değişmeyen bir hukuk düzenidir.
Hiç kimsenin dini kimliği, onu mali denetimin ve hukukun dışına çıkaramaz.
Şirket varsa denetlenir.
Bağış varsa hesabı verilir.
Para transferi varsa kaynağı araştırılır.
Kamu kaynağı varsa hesabı millete verilir.
FETÖ DENEYİMİ UNUTULMAMALI
Türkiye, FETÖ tecrübesiyle dini referanslarla hareket eden bir yapılanmanın devlet kurumları, ekonomi ve eğitim alanında denetimsiz biçimde güç biriktirmesinin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini gördü.
Bu nedenle mesele belirli bir cemaatle sınırlı değildir.
Mesele, bütün benzer yapılanmalar açısından şeffaflık, denetim ve hukuk meselesidir.
Devlet bütün dini yapılanmalara aynı hukuk standardını uygulamalıdır.
Yakın olana başka, uzak olana başka hukuk olmaz.
ASIL SORULAR ŞİMDİ BAŞLIYOR
100 milyar liralık para hareketi iddiasının kaynağı ne?
Para gerçekten yurt dışına çıkarıldı mı?
200 kilogram altının kaynağı ne?
Şirketler arasındaki para trafiğinin niteliği ne?
Bu ekonomik yapı nasıl bu kadar büyüdü?
Hangi kurumların içerisinde yapılandılar..
Ve dahası:
Devlet bunu neden daha önce göremedi?
Çünkü mesele yalnızca bir cemaatin soruşturulması değil.
Mesele, Türkiye'de cemaat–sermaye–siyaset üçgeninin ne kadar güçlü hale gelebildiğidir.
Devlet cemaatlerle dost veya düşman olmaz.
Devlet hukukla konuşur.
Kim suçluysa hesabını verir.
Kim suçsuzsa aklanır.
Ama bu dosya birkaç tutuklama haberiyle kapanmamalıdır.
Çünkü Türkiye'nin artık ihtiyacı olan şey yeni bir cemaat tartışması değil;
KAPALI KAPILARIN ARDINDAKİ PARA VE GÜÇ İLİŞKİLERİNİN ŞEFFAF HALE GELMESİDİR.
Ve unutmayalım:
Hukuk kişiye göre değişiyorsa adalet yoktur.
Cemaatine göre değişiyorsa hukuk yoktur.
Gücüne göre değişiyorsa devlet yoktur.
Devlet varsa, hesap vardır.
Görüşmek üzere…