Barbar kelimesi farklı zamanlarda, farklı coğrafyalarda fakat aynı amaç için kullanılmıştır. Asyalıların konuşmalarını anlamayan ve onların bar bır-bır şeklinde sesler çıkardığını söyleyen Yunanlılar, onların konuşurken çıkarmış olduğu seslerden hareketle onlara barbar demeye başlamışlardır.

Yunanlılar tarımdan uzak, yaşam kalitelerini geliştirmemiş, kendilerinden hayata hiçbir değer katmayan Asyalıları küçük görmüştür.

Sonraki yıllarda Yunanlılar, ülkelerinde köle olarak bulunan ve kafasını değil bedenini çalıştıran kişileri doğal köle olarak görmüşlerdir. Aristo kafasını çalıştıran Yunanlıları efendi, bedenini çalıştıran Asyalıları ise barbar, köle olarak tanımlamıştır.

Bu anlayış Avrupalılara da geçmiştir. Avrupalılar gerek ses çağırışımı ve gerekse Yunanlılardan almış oldukları zihniyet sebebi ile Afrika’nın yerli halkı Berberileri barbar diye isimlendirmişlerdir.

Fransızcada berberes, berbares kelimeleri ile Müslüman halklar ve özellikle Berberi bölgesinde yaşayan Berberiler kastedilmiştir. Berberiler Kuzey Afrika’da Fas, Cezayir, Tunus bölgelerindeki yerel halka denilmektedir.

Batılılar Fransızca Barberesque sözcüğü ile Mağrip Müslümanları olan Fas, Tunus, Cezayir haklarını kastetmiş, onlara hem barbar, hem Müslüman, hem de Berberi kökenini çağrıştıracak toplu bir tanım kullanmışlardır.

Avrupalılar korsanlıkta bir numara olmalarına rağmen Müslüman denizcilere de barbar korsanlar demeye başlamışlardır. Jean Paul Roux, Dinlerin Çatışması adlı kitabında korsan kelimesi için Fransızca corsaire (korsan) sözcüğünün barbar kelimesi yerine kullanıldığını, bu kelime ile Kuzey Afrikalıların kastedildiğini, yüzyıllar boyunca Arap ve Normanların (Vikingler) denizlerde korsanlık yaptığını, Fransızcada denizlerde seyahat eden, her türlü gemiye saldırmayı ve bunları soymayı kendisi için iş edinmiş bir tür deniz haydutlarına korsan denildiğini, korsanların daha ziyade devletin hizmetine giren denizciler olduğunu, korsanlık yapma izinlerini himayesine girmiş oldukları devletten veya hükümdardan aldıklarını, elde ettekileri ganimetlerin belirli bir yüzdesini de devlete verdiklerini ifade etmektedir.

Korsanlık kârlı bir iş olmuştur. Korsanlık Avrupa’da çıkmasına ve Avrupalılara ait bir meslek olmasına rağmen Kuzey Afrikalıları kastederek korsanlıkla barbarlık kelimelerini aynı manada kullanmışlardır. Asıl adı Hızır olan, sakalının kırmızı renkte olduğu için kendisine İtalyanca barba-rossa kırmızı sakallı manasında Barbaros denilen Barbaros Hayrettin Paşa için Batılılar, ünlü denizciye aynı zamanda Barbar kelimesini çağrıştırır şekilde Barbaros demişlerdir.

Avrupalılar korsanlığı barbarlık olarak görmelerine rağmen korsanlıktan yarar sağlamayı sürdürmüşlerdir. 1721 yılında Osmanlı büyükelçisi Fransa’dan korsancılık faaliyetlerinin karşılıklı olarak yasaklanmasını teklifini getirmiş, XV. Luis hükümeti ve papalık, Malta şövalyelerinin kökenlerinin çok eskiye dayanması ve tarikata zarar vermemek için Osmanlı’nın önerisine sıcak bakmamışlardır. Fransız tarihçi Jean Fronçois Solnon, Osmanlı İmparatorluğu ve Avrupa adlı eserinde bu görüşme ve özellikle görüşmeye gelen Osmanlı yüzbaşısı Süleyman Ağa’nın tavırları hakkında çok güzel bilgiler vermektedir.

Avrupalılar barbar kelimesini işlerine geldiği, istedikleri tarzda kullanmışlardır. Hatta kendilerinin yapmış olduğu hareketleri terk ettiklerinde onun başka milletlere mahsus bir yaşam tarzıymış gibi sunmaya devam etmişlerdir.

Barbarlığı, vahşiliği, köle ticaretini, sömürüyü, kabalığı, kadınlara kötü davranmayı, korsanlığı, bugün Gazze’de olduğu gibi her türlü vahşeti onlar sergilemişlerdir. Fakat sömürü üzerine elde etmiş oldukları zenginlikle birlikte birazcık insancıl düşünmeye başladıklarında tüm geçmişlerini temize çıkaracaklarını sanmışlardır. Denizlerdeki hâkimiyeti ve korsancılığı onlar geliştirmiş daha sonra Kuzey Afrikalılara toplu bir şekilde Berber, barbar demeye başlamışlardır.

Bir Fıkra…

Fareler bir şeyler çalmak için başfareyi aramaya başlamışlar. En sonunda kilerde kocaman bir kaşar peynirini afiyetle yiyen başhırsız fareyi görmüşler, haydi gel haydutluğa gidelim dediklerinde, küçük işlerin peşinde olan arkadaşlarını alaycı bir tavırla süzen başhırsız fare, kocaman kaşarın içinden kafasını çıkararak,

Siz kendiniz gidin ben o işleri bıraktım, tövbe ettim demiş.