Bazen hayat bekleyenlere karşı adil davranmıyor. Sanki sabrın da bir sınırı, umudun da bir dayanma gücü olduğunu unutuyor.
Bir kapının önünde ömür tüketenle, o kapıdan elini kolunu sallayarak geçen aynı gökyüzünün altında yaşıyor ama, aynı nasibe uyanamıyor; birinin avuçlarında kavuşmanın sıcaklığı, ötekinin parmak uçlarında kavuşamamanın soğuğu kalıyor.
Beklemek...
Bir fiilden ibaretmiş gibi duruyor kelimede.
Oysa fiilden çıkıp dibe inince sonsuz bir hâle dönüşüveriyor.
Beklerken, birini, veya bir haberi beklemiyor insan. Sabrının tükenip tükenmeyeceğini, umudunun hangi vakitte yorulacağını da bekliyor. Üstelik bunların hiçbirine kesin bir cevap da bulamıyor.
Hiç kimseye anlatılamayan bir tarafı da var beklemenin.
Hayat devam ediyor evet. Sofralar kuruluyor, mevsimler değişiyor, günler ard arda ilerliyor evet. Fakat bekleyenin içindeyse aynı yarım kalmışlık. Belki olur diye vazgeçilemeyen hayaller, olasılık hatırına göze alınan o fırfırlı hüzünler.
Beklemek, yaşananların arasına görünmez bir parantez açıp bütün o parantezin içine sığdırmak gibi hayatı.
Ne var ki sancısını her omuzun taşıyabileceği bir yük değil o sığdırma çabası.
Sabır, başka ellerde tesbih misâli çekilirken seyredilmesi ne güzel. Amma velâkin o ince boncukları sıralamak her elin harcı olmuyor.
Kim bilir kaç bekleyen umudunu teselli etmek zorunda kalmıştır kendine kendine.
Kaç kişi, yere düşen yüzünü toparlayıp gündelik hayatına dönmüş, hayalkırıklıklarını belli etmeden ertesi günü karşılamıştır?
Bekleyenlerin en büyük yorgunluğu, beklediklerinin gecikmesi kadar, gecikmenin bedelini yine kendilerinin ödemeleridir.
Neden sabredenin payına hasret düşer sevgili Okur?
Neden gönlünü bir umuda bağlayan, o umudun gerçekleşmesi için en çok kendinden vazgeçen olur?
Her bekleyişin sonunda kavuşma yoksa sabrın karşılığı nerede aranmalı sevgili Okur?
Yine de beklemek, boşuna yaşanmış bir süre sayılmaz. Sayılmamalı da.
Şairin son dizesindeki dileği gibi;
"Bekleyenler kazansın istiyorum bütün dünya harplerini"
Ne güzel bir taraf tutuş. Kazanmayı hep öne geçenlere, sesini daha gür çıkaranlara, kapıları daha kolay açanlara karşın bekleyenlerin safında durmak.
Bir sesin yolunu gözleyenlerin, kavuşmayı ihtimallerle büyütenlerin, bir merhamete tutunanların tarafında olmak, ne muazzam bir teslimiyettir.
Çünkü bütün harpler meydanlarda verilmiyor. Kimi savaşlar bir odanın köşesinde, bir pencerenin önünde, kimsenin duymadığı konuşmalarda, zihinlerde yaşanıyor.
Bütün dünya harplerini bekleyenler kazansın öyleyse...
Bekleyişi öteleyenlere, sabrı güçsüzlük sananlara, kavuşmanın kıymetini yalnızca kavuşanların bildiğini düşünenlere inat.
Açılmayan kilidin önünden başı dik ayrılmak zafer olsa da,
keşke, bekleyenlere biraz daha insaflı davransa hayat. Keşke sabrın da yorulduğu, umudun da incindiği bilinse.
Keşke birilerinin bekleyişi, başka birilerinin umursamazlığına terk edilmese.
Zira beklemek bir şeyin gerçekleşmesini istemek değildir; gerçekleşmediği takdirde bir ihtimali yaşatmaya çalışmaktır.
Bu yüzden her yiğidin harcı değildir beklemenin sancısını çekmek.
Yine de "bekleyenler kazansın bütün dünya harplerini". Kavuşmanın nasip olduğu yerde sevinçle, olmadığı yerde kendilerini yitirmeden.
Ve hiçbir bekleyiş, bekletenin geç kalmışlığına sebep olmasın...
Saygı Sevgi ve Muhabbetle