Hayat, zıtlıkların muazzam bir denge içinde aktığı inişli çıkışlı bir yoldur. Kâinatın yaşını dikkate aldığımızda kelebek ömürlü bu kısa yolculuğumuzda; iyi bir yolcu, iyi bir misafir olabilmek için türlü imtihanlar çeşitli vesilelerle karşımıza çıkıyor.

Hikayenin sonunda insan; sürekli değişen şart ve imkanların arasından geçerek kelebek ömrünü tamamlıyor.

Kimi için her şey yolunda gider, güç ve zenginlik ellerinin arasından taşar. Yaradan verdikçe verir. Kimisi ise derin bir yalnızlık ve yoklukla baş başa kalır.

Hayat dediğimiz şey esasında zor ve kolay şartları bize birer imtihan olarak sunuyor. Çoğu zaman -maalesef idrak edemediğimizden- “neden kimine kolay sorular kimine de zor sorular çıkıyor” mealinde soru sorma gafletinde bulunabiliyoruz. Halbuki Kitap’ın tamamından sorumlu değil miyiz? Çalışmadığımız yerlerden de sorular gelebileceğini unutmamak lazım.

Ata sporumuz yağlı güreşte cazgırların müsabakalar öncesinde pehlivanları motive etmek, onlara cesaret ve metanet aşılamak için okudukları “Alta düştüm diye yerinme, üste çıktım diye sevinme” esasında yokluk ve varlık karşısındaki ortalama nasihattır.

Yüzyıllar öncesinden seslenen Hz. Mevlâna, insan olmanın en yalın ve en sarsıcı formülünü önümüze koyar: “Seni iki şey anlatır: Hiçbir şeyin yokken gösterdiğin sabır ve her şeyin varken gösterdiğin tavır.”

Yokluğa göre şartların daha rahat, konforlu olmasından dolayı çok daha yanıltıcı bir sınav vardır ki o da varlığın sınavıdır. Varlık sadece para veya pul değildir; itibar, makam, mevki, ve güç birer varlık sebebidir.

İnsanoğlu doğası gereği zayıf düştüğünde sığınacak bir liman arar, ancak gücü eline aldığında ya da geçirdiğinde kurallarını yeniden yazmak ister. Onlar çok eskidendi diyerek yeni normallerin şehvetine kapılabilir Allah muhafaza.

İşte her şeye sahip olduğumuzda -bu maddi bir zenginlik, yüksek bir makam, entelektüel bir üstünlük ya da fiyakalı bir popülarite olabilir- takındığımız tavır, iç dünyamızın aynasıdır ki o da tam kendimizdir.

İnsanın gerçek boyu, başı göğe değdiğinde değil, eğilip bir çocuğun göz hizasına gelebildiğinde ölçülür.

Esasında bizi biz yapan şey hayatın başımıza getirdiği olaylar değil, bu olaylar karşısında verdiğimiz tepkilerdir. Yokluk bizi eksiltmemeli, varlık ise bizi kibrin esaretine sokmamalıdır.

Hz. Eyüp, varlıktan darlığa düşmesine, onulmaz yaralara düçar olmasına, çektiği dayanılmaz acılara rağmen hiçbir zaman şikayetçi olmadı. Durumundan sadece kalbiyle Allah'a sığındı. Onun tek endişesi, hastalığın kalbine ve diline ulaşıp Allah'ı zikretmesine engel olmasıydı. Bu nedenle Hz. Eyüp’ün yokluktaki sabrı tam bir acziyet ve teslimiyettir.

Unutulmamalıdır ki; kökleri derin olan ağaçlar, rüzgârın yıkıcı şiddetine rağmen, toprağa olan güçlü bağından ve sadakatinden ötürü ayakta kalırlar.

Hayat sarkacı yokluk ve varlık arasında gidip gelirken, sabır- şükür dengesini koruyabilenler, gerçek anlamda "insan" olma mertebesine erişir.

Hayat sahnesinde hangi rolde olursanız olun, sizden geriye yokluktaki sabrınızın asaleti ve varlıktaki tavrınızın zarafeti kalacaktır.

Büyüklerimiz bize boşuna “olmayana sabrederiz, olana şükrederiz” nasihatinde bulunmamıştır.

Yokluğa da varlığa da şükretme hususu vardır ki bu konu bu faninin istiap haddini aşar.

İsyan etmeyelim, teslim olalım yeter derdindeyiz, ötesi aliyyü'l-a'lâ. Sınırları ve kapasiteyi de bilmek lazım.

Dost meclislerinde şükür- sabır hususundaki bu mesele açıldığında “Horasan’ın köpekleri” gibi ağır bir benzetmeyi çoğu kez duydum. Bunun üzerine felsefe ve tasavvuf içerikli çok tartışmalara da şahit oldum.

Bu benzetmeden nasibine düşeni almamak için yokluk ve varlıkta “şükrü” merkeze alan ve “sabır” ile takviye eden çok üst düzey ve herkesin başaramayacağı bir mertebe var ki ulaşmak çok zor olsa gerek.

Şakîk-i Belhî ile İbrahim bin Edhem Hazretleri’nin, bir sohbetlerinde “Geçim hususunda ne yaparsınız?” sorusuna İbrahim bin Edhem: “Bulunca şükreder, bulamayınca sabrederiz” demesine üzerine Şakîk-i Belhî Hazretleri: “Bunu, Horasan’ın köpekleri de yapar!” deyince İbrahim bin Edhem sormuş: “Siz ne yaparsınız?” Şakîk-i Belhî Hazretleri şu cevabı vermiş: “Bulursak şükredip infâk eder, bulamadığımızda yine şükredip sabrederiz.”

Evet yukarıda söylediğim üzere çok üst düzey bir mertebe ve tavır.

Yapabilenlerden olmak dileğiyle.

İsyan ettiğimiz, sabretmekte zorlandığımız bazı durumların çoğu kişi için şükür sebebi olabileceğini unutmayalım.

Rabbim infakımızı ve şükrümüzü artırsın…