Ahalinin ekonomik ahvalini anlamak için camilerde yapılan, o meşhur duayı sık sık hatırlatıyorum. Hani hocanın, “Ey Allah’ım… Dertlilere deva, hastalara şifa, borçlulara eda nasip eyle” dediğinde en canhıraş “Amin”i , “Borçlulara eda” almasının, cemaatin iktisadi ahvalini ortaya koyduğunu hatırlatmam var ya! İşte o dua!

Dün de camilerde okunan Cuma Hutbesi’nde de Diyanet İşleri Başkanlığı, son yıllarda ülkenin yaşantısı, gidişatı ile ilgili de şu tespiti aktardı:
“Her geçen gün, aile değerlerimiz örselenmekte; evlilikler, külfetli hale getirilmekte; bekârlık ve evlilik dışı hayat teşvik edilmektedir.”
Ezcümle: Bu durumu kim teşvik ediyor? Ya da kim sebep oluyor? Veya kimin daha fazla sorumluluğunda?
*
Gelelim Diyanet’in Hutbe’den okuttuğu ikinci tespiti ve bununla ilgili yaptığı çağrıya:
“Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in, “Nikâhın en hayırlısı, en kolay olanıdır” tavsiyesini kendimize düstur edinelim. Gösteriş ve israfa dayalı nişan, nikâh ve düğün merasimleriyle gençlerimizin ve ailelerimizin omuzlarına ağır yükler yüklemeyelim.”
Yani, “itibardan vazgeçilip” (!) genel de hayatta bir kez yapılabilen bir merasimden vazgeçilsin, ya da tasarruf edilsin!
Yorumsuz!

TDK’YA ÇAĞRI: “İSTİFA” KELİMESİNİ KALDIRIN!

Yarım asırlık süreye olayları ve gelişmeleri yaşayarak şahitlik etmiş birisi olarak Türkçe olmayan kelimelere karşılıklar üreten Türk Dil Kurumu’ndan daha radikal bir beklentim, hatta çağrım var!
Türkçe’den “İstifa” kelimesini çıkarın, kaldırın!
Çünkü başta siyaset erbabı olmak üzere, yönetme adına spordan ekonomiye kadar sorumluluk verilmiş, almış hiçbir kimse bu ülkede istifa kelimesini lügatında bulundurmuyor.
Gerektiren hallerde de kendilerine yöneltilen; “İstifa edecek misiniz? sorusuna bile, “Neden istifa edeyim ki?” cevabını hiçbir şey olmamış, yapmamış gibi sual ile karşılık veriyor, verebiliyor!
Onun için, karşılığı olmayan kelimeleri lütfen sözlükten çıkarın, kaldırın!

İSRAİL’Mİ NE YAPIYOR?

Hiç uzatmaya, gerçeği görmemek, anlamamak için bahaneler uydurmaya, yalandan bahaneler üretmeye, “kıssadan hisse” diyerek “İpe un sermeye” gerek yok!
BOP’da tarif yapılmış, sınırları çizilmiş Büyük İsrail hesabına ABD ile gerekli planları yapıp, uygulamakla meşgul olan İsrail, herkes İran ile oyalanırken asıl hedef olan Gazze ve Lübnan’da Akdeniz’e olan kıyılarını arttırmakla meşgul oluyor. Amma velâkin her ne hikmetse, birileri sadece İsrail’e lâf üretmekten ileriye gitmiyor, gidemiyor!
Plan ve projenin sahibi ABD’ye ise gıkları çıkmıyor. Bal gibi ortada olan gerçeği de anlamamazlıktan geliyorlar.
Dolayısıyla da ABD, bu ülkelere methiye düzmekten de geri durmuyor.
Bu durumda biz ne yapalım?
“Yapılması istenen veya beklenen bir işi yapmamak için çeşitli bahaneler üretmek, güçlük çıkarmak ve asılsız mazeretler öne sürmek” anlamında kullanılan bir deyim” olan “İpe un sermek” ile ilgili kıssayı Nasreddin Hoca’dan alalım:
*
Hoca'dan sürekli bir şeyler ödünç alıp geri getirmeyen bir komşusu bir gün yine kapısını çalar ve ip ister. Hoca, komşusuna eşyayı vermemek için "Kusura bakma komşu, bizim hanım ipe un sermiş, onun için veremeyeceğim" der.
Komşusu şaşırıp "Aman Hoca, hiç ipe un serilir mi?" diye sorunca, Hoca; "Eee, vermeye gönlüm olmayınca ipe de un serilir" cevabını vererek durumu özetler.

DÜNDEN BUGÜNE

Tasarrufa düşman devlet!
10 yıl önce “Tasarrufa düşman devlet” başlığı atmışız ama devletin tebaasının da aynı kafada olduğunu ilave etmeyi unutmuşuz. İşte o yazı:
*
Tasarruf aynı zamanda bir medeniyet ölçüsüdür.
Çünkü geleceğini düşünen ve kaynaklarını üretime tahsis eden toplumlar ve onların oluşturduğu devletler tasarruf ederler.
Bu rakam kazançlar üzerinden dünya standartlarında asgari yüzde 23'tür.
Türkiye'de ise göstermelik olarak yüzde 12-13'lerde olduğu söylenip duruluyor.
"Göstermelik" diyorum çünkü; bırakın tasarruf etmeyi, geleceğinin 5-10, hatta 15-20 yılını satmış bir toplum söz konusu.
Ev, araba, tüketici veya ticari kredilerle bankalara borçlanarak.
Nedeni de, devlet eliyle üretmeye değil, tüketmeye meylettirilen bir toplum söz konusu da onun için!
Adeta, tasarrufa düşman bir devlet misali!
Hem de, yönetenlere en lüks arabaları tahsis ederken, "laf olsun torba dolsun" babından parlamentosunda tasarruf tedbirleri icat eden devlet gibi!

KISSADAN HİSSE

Bayburtlu, kasaptan alabildiği 100 gram et ile eve gidince, hanım dayanamayıp sorar:
-”Eee efendi, bele mi çekeceyük?”
-Yoh hatun hepisi 40 gün.
-”Eee, efendi 40 gün sonra ne olacah?”
-Aluşuruh hatun, aluşuruh!
Bayburtlu Fıkralar kitabından