Tamam! 2025 ürünü rekoltesi düşük idi? “250-300 yetmez, 400-500 olacak” demişlerdi! Ama dedikleri gibi olmadı. Hesabı tutturamamaları bir yana, fiyatın 200’ün altına kadar inmesine seyirci kalıp, üreticiyi kandırmış sayılarak, zarar ettirdiler. Genelde her zaman olduğu gibi!
Peki! 2025 için, “250-300 yetmez,400-500 olsun” diyenler, şimdi TMO’ya, dolayısıyla devlete 2026 için neden, düşük hesaptan dem vurararak “300 olmalı” çağrısı yapıyorlar?
Gerekçeleri ne?
Sanırım, 2026 ürünün nerede ise geçen yılın bir kat daha fazlası olacak gibi görünmesi. Yani arzın artması.
İlginç ama bu gibilerde yavaş yavaş da, zor da olsa fiyatın arz-talebe göre oluşması gerektiğini öğrenmeye başlıyorlar.
Yoksa enflasyonun yüzde 40’la dayandığı bir süreçte, “400 lira olacak. Bekleyin” çağrısını yapanların, 2026 ürünü için 500’den dem vurmaları gerekirdi.
Tıpkı 2000’den önce Fiskobirlik alım yaparken rekolte ne olursa olsun, her yıl fiyatın bir önceki yıla göre arttırılarak alım yapılması gibi.
Sanırım da bunlar o yıllara takılıp kalmışlardı da, şimdi fındığın serbest piyasa koşullarına göre fiyatlandırılması gerektiğini öğrenmeye başladılar.
Olsun! Bu da bir gelişmedir!
Hiç değilse, “Bilmemek değil, öğrenmemek ayıptır”ı gerçeğini anlıyorlar!
NEFES DE KREDİLENDİ!
Tarikat ve tasavvuf geleneğinde “Nefes İstemek” manevi bir feyiz talep etmek olarak bilinir. Yani nefes manevi bir istektir.
Peki, dün manevi bir istek olan nefes, bugün nasıldır? Ne haldedir? Nereden isteniz? Daha doğrusu maddi hale nasıl gelmiş, getirilmiştir?
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin maddi sıkıntı içindeki üyeleri için bankalarla işbirliği yaparak hayata geçirdiği “Nefes Kredisi” ile nefesin maneviyattan maddiyata dönüştürüldüğünün net bir ifadesi, göstergesidir.
Ezcümle; geçmişte manevi yardım talep etmek için kullanılan nefes, şimdi maddiyata, yani para istemek için yapılmaya başlanmıştır!
ÖNCE ÖRGÜT, SONRA OPERASYON!
Son zamanlarda en çok okuduğumuz, duyduğumuz, gördüğümüz haberlerin başlığı, manşeti, “Suç örgütlerine operasyon” oluyor.
Hangi, ne tür suç örgütleri bunlar?
Uyuşturucudan tutun da, çek-senet tahsilatı, çetecilik, kara para aklama, yasa dışı bahis gibi birçok farklı alanda oluşturulan yasa dışı örgütler.
Şimdi bunlar birer birer yakalanıyor, çökertiliyor.
İyi de, bir de bunların ne zaman, nasıl, hangi zaman diliminde oluşmasına göz yumulmuş, kolaylık sağlanmış, dahası bilerek veya bilmeyerek destek olunmuş bir de onlar kamu ile paylaşılması lazım gelmez mi?
Yani bu yasa dışı işler ve bunlardan kurtulma çalışmaları, fakire eşeği kaybettirip, buldurarak sevindirme şekliyle mi oluyor? Onu da bilmek kamunun hakkı değil mi?
KİMler İSTİFA EDER?
Buna örnek oldukça çoktur.
Ama şu sıralar futbolda Dünya Kupası ile meşgul olduğunuz için, oraya bakarak kimlerin istifa etmesi gerektiğini anlayabiliriz.
Ancak söz konusu “istifa” kelimesi olduğunda, Dünya ile Türkiye arasında çok ama pek çok tarif farklılığı mevcuttur!
Bunun içindir ki, geçen hafta, Türk Dil Kurumu’na “İstifa” kelimesinin Türkçe Lugat’tan kaldırılmasını talep etmiştik.
Gerekçesi de kupada başarısız olan takımların ya federasyon başkanı, ya da teknik adamların istifalarını birer birer gördük, yaşadık.
İstifaya neden olan, olabilecek gerekçeler Dünya’da belli. Belli olduğu için de karşılığı var!
Türkiye’de hem istifa kelimesinin hem anlamı yok, hem de karşılığı!
“Var” diyen varsa, beri gelsin! Dünya kupasından örnek göstersin!
TDK’YA ÇAĞRI: “İSTİFA” KELİMESİNİ KALDIRIN!
Yarım asırlık süreye olayları ve gelişmeleri yaşayarak şahitlik etmiş birisi olarak Türkçe olmayan kelimelere karşılıklar üreten Türk Dil Kurumu’ndan daha radikal bir beklentim, hatta çağrım var!
Türkçe’den “İstifa” kelimesini çıkarın, kaldırın!
Çünkü başta siyaset erbabı olmak üzere, yönetme adına spordan ekonomiye kadar sorumluluk verilmiş, almış hiçbir kimse bu ülkede istifa kelimesini lügatında bulundurmuyor.
Gerektiren hallerde de kendilerine yöneltilen; “İstifa edecek misiniz? sorusuna bile, “Neden istifa edeyim ki?” cevabını hiçbir şey olmamış, yapmamış gibi sual ile karşılık veriyor, verebiliyor!
Onun için, karşılığı olmayan kelimeleri lütfen sözlükten çıkarın, kaldırın!
SÖZÜNÜN ERİ OLMAK MI?
Önceki hafta, “Sözünün eri olmak” ifadesinin artık hiçbir hükmü kalmadığını ileri sürdüğümüz yazıya bir sürü örnek gönderildi.
“Anlayana sivrisinek saz” diyerek yorumsuz birer cümle ile ikisini paylaşalım mı?
Bir tanesi, “Dün Amed ismine bölücülük yaftası koyanlar, şimdi aynı isme kutlama yapıyorlar!”
İkincisi ise, “Dün güvenmediği adalete karşı yürüyüşte bulunanlar, şimdi aynısının kararı ile işbaşı yapıyor!”
KISSADAN HİSSE
Parmakla alınsa idi…
Hükümet üyelerinden biri savaşta uyguladığı taktik nedeniyle Napolyon Bonapart’ı eleştirdikten sonra parmağını harita üzerinde gezdirerek “Önce şu bölgeye gelerek burayı almalıydınız. Sonra karşıya geçerek şurayı ele geçirmeliydiniz. Daha sonra ise…” der.
O ana kadar bakanı sessiz bir şekilde dinleyen Napolyon daha fazla dayanamayarak şöyle der:
“Evet, haklısınız... O bölgeler parmakla alınabilselerdi, ben de dediğiniz gibi yapardım!”