Toprak, binlerce yıldır dilsiz bir dev gibi uyuyordu. O gece, saatler sabaha karşı dördü gösterdiğinde, yerin derinliklerinde biriken öfke adeta bir bomba gibi patladı...

6 Şubat'ta kırılan fay hatlarıyla hayatlar, hayaller ve bir ülkenin kalbi tam ortasından ikiye bölündü.

O soğuk Şubat ayazında, beton yığınlarından yükselen feryatlar gökyüzünün kurşuni rengine bürünürken zamanın durduğu o dehşet anına hapsolduk.

Enkazların başında bekleyenlerin çaresizliği kelimeleri tüketmişti. Sevdiklerinin sesini duyup da elinden bir şey gelmemenin verdiği acziyet, dünyanın en dik yamacından daha zordu. Yardım bekleyen gözlerdeki o umut ışığı dakikalara, saatlere saatler ise koca bir ömre bedeldi.

"Sesimi duyan var mı?" nidası, insanlığın vicdanına bırakılan en ağır soru işareti olarak tarihe kazındı.

Zaman, o ilk günlerde acımasız bir cellât gibi işledi. Kar yolları kapatırken, yardımların ulaşamadığı uzak köylerde, yıkılmış mahallelerde insanlar kaderleriyle baş başa kaldı. Dondurucu soğukta bir ateşin başında sabahlayanların yüzlerindeki çizgilerde acının şiddeti okunuyordu.

Bir hırkanın, bir sıcak çorbanın, bir iş makinesinin eksikliği, o günlerde ölümden daha soğuk bir gerçeklik olarak karşımıza çıktı. O büyük karanlığın içinden, güneşten daha parlak bir ruh yükselmeye başladı. Türk milleti, acının coğrafyasında sınır tanımaksızın tek bir yürek olup çarptı.

Edirne'den Kars'a, Trabzon'dan Rize"ye; elinde avucunda ne varsa bir çuvala sığdıranlar, sırtındaki hırkayı çıkarıp "kardeşim üşümesin" diye gönderenler, bu toprakların hamurundaki o sarsılmaz mayayı bir kez daha kardı.

Yollar tırlarla, sokaklar gönüllülerle doldu.

Hiç tanımadığı birinin acısına ağlayan, hiç görmediği bir çocuğun ayağına çorap olan milyonlar, bir destanın kahramanları olarak tarihe yazıldı.

Yardımların ulaşamadığı o ilk anlardaki sancı, halkın kendi yaralarını sarma gayretiyle bir nebze olsun dindi. Kenetlenmek, bir kelimeden çıkıp beton blokları tırnaklarıyla kazıyan bir iradenin adı oldu.

Bu büyük felaket bize gösterdi ki binalar yıkılabilir, şehirler haritadan silinebilir; fakat paylaşılan bir acının kurduğu köprüleri hiçbir sarsıntı yıkamaz.

O günlerde dökülen her damla gözyaşı, birbirimize olan aidiyetimizi daha da perçinledi.

Bir ekmeği bölüşmenin kutsallığı, bir battaniyeye birlikte sarılmanın sıcaklığı, bizi biz yapan o kadim değerlerin sapasağlam kanıtıydı.

Hâlâ bir yanımız eksik.

Hâlâ sokaklarda amansızca çığlık atanların sesi kulaklarımızı tırmalıyor.

O büyük çaresizliğin içinden doğan dayanışma ruhu, geleceğe dair en büyük tesellimizdir.

Biz, birbirimizin elini bırakmadığımız sürece; ne kadar büyük kırılırsa kırılsın o fay hatları, Türk milleti olarak birbirimize olan bağlılığımızı koparmaya yetmeyecektir.

6 Şubat'ın üzerinden geçen zamana rağmen, kaybettiğimiz canların sızısı kalbimizde hâlâ taze. Lâkin o muazzam kenetlenme, acı paylaşıldıkça azalır; insanın insana her zaman yurt olabileceğini bir kez daha öğretti.

O soğuk kış gününde birbirine nefes olan bu millet, küllerinden yeniden doğmayı ve yaralarını hep birlikte sarmayı bilmiştir; her zaman da bilecektir.

Muhabbetle