KTÜ ve Uludağ Üniversitelerinin uzman akademisyenleri bir proje kapsamında Değirmendere Vadisini incelemiş ve bilimsel olarak bölgenin %50’sinin risk altında olduğunu ortaya koymuşlar.
Rapor yayımlanmış, işleri bitti görevlerine dönebilirler. Niye? Çünkü KTÜ yıllardır aynı teranede, kentin bir sorununu ortaya koyuyorlar, raporluyorlar, kamuoyu ile paylaşıyorlar ama halk kitlelerine ulaşamıyorlar. Halkı konu ile birleştiremiyorlar, neyse bu ayrı konu.

Değirmendere Vadisi bence 1994-2004 arasında tertibim Asım Efendi döneminde sarı öküzü verdi! Önce o güzelim vadiye kömürcüleri kondurdu, sonra da mehter marşı ile Erbakan Hocaya temelini attırdıkları Ayakkabıcılar Sitesi ile hançeri sapladı. Ardından onlarca yıl Trabzon kentinin su ihtiyacını karşılayan, Atasu Su Arıtma tesisinin kifayet etmediği yerde bir kurtarıcı olarak devreye sokulabilen, Su Kuyuları Bölgesini yok etti.
Yani demem o ki, Değirmendere Vadisi sarı öküzü RP/AKP eli ile Asım Efendiye 1994-2004 arasında verdi. Şimdi KTÜ hocalarım raporlar hazırlayıp vadinin risk altında olduğunu ortaya koyuyorlar. Asıl risk aynı zihniyetin Trabzon’u hala idare etmesi, var mı çözüm: yok!
Ver mehteri…
ATIK İLAÇ’DA OLUMLU ADIM…
Bak bunu olumlu bulurum, yine Muhtarlara ödül ve başarı belgesi dağıtmazsınız umarım diye de uyarımı yaparım.
Ortahisar Belediyesi, Trabzon İl Sağlık Müdürlüğü ve Eczacılar Odası Trabzon Şubesi ortaklığı ile atık ilaç kampanyası başlatılmış. Meydan da bir atık standı koyulmuş ve ilgililer açıklama yapmışlar. Bunlar güzel ve anlamlı adımlar. Mutlaka kent halkı da bu adımlara duyarlı olmalı. Sadece atık ilaç değil evlerimizde başka atıkların da ayrıştırılması gerek.
Bilindiği gibi Trabzon kentinin çöpü, yüzde 70-80 oranında sulu çöp!

Sağ olsun kent halkı bu konuda hiç duyarlı davranmıyor, benimde eski nesilden zerre umudum yok zaten. Ne varsa gençlerde diyorum, bu gibi kampanyaların gençlere ışık tutacağına inancım sonsuz.
Son kullanma tarihi geçmiş, ya da kullanılmaz hale gelmiş ilaçların mutlaka yakılarak imha edilmesi gerekir. Asla doğaya bırakılamaz. Çöpe atarsak sokak hayvanları bunları yiyerek zarar görebilir, lavaboya veya tuvalete dökersek doğaya zarar verebilir. Bu atık ilaçların imhasının hastane veya sadece eczanelere bırakılması da sorunu yok etmiyor, mutlaka kentin muhtelif yerlerine (aynı pil benzeri radyoaktif zararlıların tümü gibi) atık kutuları koyulmalı ve halk bu konuda yönlendirilmeli.
Olumlu bir adım, başarılar diyorum…
HEPİMİZ OSMAN BEKTAŞ’IZ…
TOKİ kalkmış Prof. Osman Bektaş hocayı mahkemeye vermiş, komedi gibi ülke Türkiye.
Suçu neymiş Bektaş hocanın, deniz dolgusu üzerine kondurulan önce AKKazık Projesinin, şimdi de Şehir Hastanesi’nin alt zemin bölümünde kaymalar olduğunu ve zemin oturmadan (bununda seneler alacağını bilimsel olarak ortaya koyuyor Hoca) üzerine ağır yapılar kondurulunca zeminde çatlaklar olur, diyor. Örnek olarak da AKKazığı gösteriyor. Stadyum her gün çatır çatır çatlıyor…
AKP İl Başkanı Sezgin Mumcu, dolguya kondurulan hastanenin kayıp kaymaması ile ilgili KTÜ’den rapor istendiğini bir basın toplantısı ile de duyuruyor.
Bilime ilime çok önem veren iktidara bakın!

Sanki daha önce AKKazık Stadyumundaki fore kazıkların eksik olduğunu söyleyen Oda Başkanına Karayollarında iş verip susturduğunuzu bilmiyoruz! Hatta aynı bölge yani Akyazı sahiline dolgu yapıp karikatürize T’ler kondurulmuştu, biz Trabzon Çevre Meclisi olarak gittik KTÜ’den uzman hocalara (özellikle Prof. Dr. Hızır Önsoy Hoca’ya) bu T’leri değerlendirmesini rica etmiştik. Hızır Hoca da “bunlar gereksiz ve uydurma, hatta ilerde aralarını doldurup tesis falan yapacaklar” demişti, bir hafta sonra –gelen siyasi baskılarla- “T’ler çok gerekli” demiş ve ardından da Rize Recep Tayyip Üniversitesinin kurucu Rektörü olmuştu yanlış hatırlamıyorsam? Sanki bunları unuttuk…
Ama size Osman Bektaş Hocayı yedirmeyeceğiz, hepimiz Osman Bektaş’ız.
Bilesiniz, sayenizde tüm Trabzon uzman oldu…
ALİ ŞÜKRÜ’NÜN DEMOKRATLIĞI!
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk milletvekillerinden biri Ali Şükrü Bey biliyorsunuz, hilafeti savunması ve meclisteki gerici unsurları bir arada toplayan gurubun başını çekmesi ile Mustafa Kemal’in korumalarından Topal Osman tarafından öldürülmüş, Topal Osman’da akabinde güvenlik güçleri tarafından kuşatılmış ve ölü ele geçirilmiş.
Cumhuriyetin ilk yılları, durum bu şekilde değerlendirilmeli.
Ama yıl olmuş 2026, ne yazık ki aynı zihniyet Trabzon’da Ali Şükrü’yü vatan kurtaran aslan hüviyetine sokmuş, hayret ki hayret.
Ayrıca Topal Osman’da Giresun’da anılıyor, bu da bir gerçek!

Ali Şükrü için fesli Kadir’inde geniş hacimli bir övücü kitabı var. Onu öven yüzlerce makalesi, videosu var. Kurtuluş Savaşı için “keşke Yunanlılar kazansaydı” diyebilecek kadar hilafet düşkünü, Mustafa Kemal düşmanı Fesli’den başka bir zat tanımıyorum bu topraklarda. Bıraktım Ali Şükrü’nün 23 Nisan 2023’den tam beş gün sonra 28 Nisan 2023’de milletin hiçbir işi gücü yokmuş gibi “içki yasaklansın” diye verdiği kanun teklifini, Lozan’a karşı olmasını ve hatta İstiklal Mahkemelerine karşı olmasına bile bir şey demiyorum. Sadece Fesli Kadir’in onu övmesi bana gerçeği söyler.
Bu Harbiye mezunu ama her ne hikmetse Kurtuluş Savaşına katılmamış Trabzon mebusu için şimdilerde Trabzon çeperinde yapılan gözyaşı törenlerine itibar etmiyorum. Ayrıca öldürülmesini de tasvip etmiyorum ama kör ölür badem gözlü olur diyorum…
Amaç dediğim gibi, bu gibi anma törenleri belirli bir zümrenin Mustafa Kemal Paşa’ya “suikastçı” damgası vurabilmenin önünü açmaktır, küfretmenin önünü açmaktır, Cumhuriyete saygısızlığı övmenin önünü açmaktır, gericiliği savunmanın önünü açmaktır.
Yemiyorum ben bu ayakları ve yine de diyorum ki bu kadar gericinin arasında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e bir kez daha saygı ve sevgi duyuyorum.
Gerisi hikâye…
TRABZON ÇEVRE MECLİSİ KURULLARI…
97’de kolları çevre için sıvadığımızda süper bir dalga vardı.
Devleti yönetenler müthiş bir biçimde çevreye saldırıyor nerede ise çevrenin, halkın sesi çıkmıyordu. Biz halkın sesi olmuştuk o dönemler. Toplumun dertlerini konu başlığı yapıp kozalar (kurullar) belirlemiştik.
En önemlisi eğitimci okul müdürlerimizden Hayati Şahin hocamızın sözcüsü olduğu “Eğitim Toplum ve Çevre” komisyonu idi. Nerede ise bir eğitimci ordusuna sahiptik. Çevre için mahallelerde “Çevre Toplantıları” yapıyorduk. Toplantılara KTÜ’den uzman hocalar getirip halkı aydınlatıyorduk. Valilik el vermiş, eğitimcileri Zigana’da Eğitim Seminerlerine tabi tutmuştuk. O çevre eğitimi alan öğretmenler görev yaptığı okullarda bir çevre ordusu kurmuştu.

“Tarihi-Kültürel Miras ve Çevre” Komisyonu sözcüsü İl Kültür ve Turizm Müdürümüz Volkan Canalioğlu idi. onunla da Trabzon Çevre Meclisi olarak uyumlu çalışmıştık, Trabzon yerelindeki Kültür varlıklarının korunmasında onun öncülüğünü görmüştük. Hatta Trabzon genelinde yaz aylarında çokça yapılan Yayla Şenliklerinde çevre gönüllüleri gönderiyor, halkın çevreyi kirletmesinin önüne geçiyorduk.
Muhtelif “Çevre” komisyonlarında Fırtına Vadisi’ndeki toplantılarımız, Sürmene Kutlular Bölgesindeki halk toplantılarımız, o bölge halkı ile uzman kadroların iknaları dillere destandı. Gerçi bize söz verdikleri gibi Sürmene Kutlular Bölgesine Katı Atık Depolama yapmadı AKP iktidarı, vahşi depolama yaptı, bizi de kullandı ama olsun bizde konunun bir köşesi olmuştuk zamanında…
Bu vesile ile aramızdan erken ayrılan Karadeniz Çevrecileri Dernek Başkanı merhum Kenan Kuri’yi de rahmetle anıyorum…
TRABZON ÇEVRE MECLİSİ YENİDEN KURULABİLİR Mİ?
Tüm belgeleri bilgileri elimizde, her bir çevre konusunu yaşayıp gördük.
1997-2004 arasında kısmen doğanın katliamına engel olmaya çalıştık. 2004 de Volkan Bey ile Trabzon Belediyesinde birlikte görev yaptık. Dönemimizde de kısmen çevre konusunda duyarlı olduk. En önemlisi Trabzon çöpünü Moloz çöplüğüne döküp ardından da “dökmeyi bitirdik, çözdük, tesisimiz yolda” palavraları ile halkı 10 sene kandıran tertibim Asım Efendi’nin sözünü boşa çıkardık ve Trabzon çöpünü 2007’de Sürmene Kutlular Katı Atık Tesisine dökmeye başladık. Sahil yolunun dolgu ile geçen bölümlerinde görev yaptığım 5 sene zarfında tek bir maddeye parmak kaldırmadım, Trabzon Belediye Meclisi’ndeki bu çevresel kararlar hep “oy çokluğu” ile geçmiştir, vicdanım rahat.
Ama şunu bilmek lazım, sen yerelde ne yapıyorsan yap düdük Ankara’da.

Oradan bir plan (rant) projesi geliyor, Karayolları da koyuyor cetveli bir noktadan diğerine bir kesit çizip geçiyor. Karayollarının projelerinde her türlü bedel hesaplanır ama insan unsuru asla hesaplanmaz! Ben bunu der bunu yaşarım…
Gelelim son noktaya, yeniden Trabzon Çevre Meclisi oluşturulabilir mi?
Ben diyorum ki, oluşturulamaz. AKP istemez böyle bir oluşum, kendine düşman görür.
Gidin örnek için Kent Meclislerine bakın, benim haklı olduğumu göreceksiniz…
VOLKAN’I ANARKEN…
Dün ölüm yıldönümü idi koca dostun.
Vay be, sen gideli bir yıl olmuş Volkan.
Ayşe’ne seslendiğin gibi; sen gittikten sonra değişen bir şey yok buralarda dostum.

Hatta bilsen her şey daha da beter bir halde, bir kez daha ölürsün. Her sabah nerede ise senin şarkılarınla uyanıyoruz, sen “ölüme yan, yan ki uyan diye…” demene rağmen…
Bazen kızıyorum, asıl ölmesi gerekenler gitmiyor da neden Volkan Konak gibiler vefat ediyor diye…
Onurlu bir sanatçı idi, satılık saray soytarılarına benzemezdi.
Gerçek bir Atatürkçü, vatanını yüreğinde taşıyan gerçek bir vatanseverdi.
Yattığın yer incinmesin, rahmet ve özlemle…
5 MİLYON EV GENCİ HAYIRLI OLSUN…
TÜİK açıklamış, Türkiye’de 5 milyon ev genci varmış.
Düşünebiliyor musunuz, kabaca genç nüfusun dörtte biri ne eğitim görüyor, ne çalışıyor evde öyle boş boş oturuyor. Sosyalleşmek için amaçları sıfır, motivasyonları sıfır, enerjileri sıfır.
Ama biz Sürmene’ye damat tarafından “Bilim Merkezi” yapılacak diye zil takıp oynuyoruz.

2007 sonrası mantar gibi açtıkları üniversiteler, şişirilen kontenjanlar, önlisans ve açıköğretimin lisans eğitimiyle bir tutulması, nitelikli işlerin ülkede çok az olması ve çoğu için ciddi referans ve bağlantılar (özellikle siyasi iktidara yakınlık öncelikleri) gerekmesi sonucunda geldiğimiz tek adam rejiminin trajik tablo sonucu bu…
İşin garibi de ne biliyor musunuz?
Bu durum ne ÖSYM yetkililerinin veya ne de diğer eğitimci bürokratların zerre umurunda değil!
Bir de ev ihtiyarları var, onları da başka bir zaman sayarım…