Türkiye son günlerde yeni bir ekonomik ve siyasi tartışmanın içine girdi.
Fon soruşturması büyüyor.
Bir tarafta yıllardır alın teriyle, maaşından artırdığı üç-beş kuruşla geleceğini güvence altına almaya çalışan insanla ile diğer tarafta milyonlarca liralık işlemlerin, milyarlarca liralık kazanç iddialarının konuşulduğu bir tablo.
Asıl sorgulanması gereken nokta burası.
Çünkü mesele sadece para değil.
Mesele güven.
Fon soruşturması kapsamında yüz binlerce yatırımcının parasına ulaşmakta zorlandığı ve belirsizlik yaşadığı haberleri geliyor.
SPK'nın 131 yatırım fonunu tasfiye etme kararının ardından 455 bin 758 yatırımcının etkilendiği bildiriliyor.
Bu insanların hikâyeleri çok farklı.
Kimi çocuğunun eğitim parasını yatırdı.
Kimi emeklilikte kullanacağı birikimini.
Kimi yıllarca çalışarak elde ettiği dövizini bozup fonlara koydu.
Onlar bir gecede zengin olmak istemedi.
Sadece paralarının değerini korumak istediler.
Şimdi ise herkes aynı soruyu soruyor “Benim param ne olacak?”
İşin siyasi tarafı ise çok daha hassas.
2008 yılında İBB Bursuyla ABD’de okuyan ve 2015’te milletvekili bir yıl sonra da Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olan ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya'nın adı da fon soruşturmasıyla bağlantılı hisse işlemlerine ilişkin iddialarla gündeme geldi.
YENİ Parti Sözcüsü Zeynel Emre, Kaya ve eşi İlyas Kaya'nın Özata Denizcilik hisselerindeki işlemlerine ilişkin yüksek tutarlı kazanç iddiaları ortaya attı.
Bu iddialar şu aşamada hukuken kesinleşmiş bir suç veya mahkûmiyet anlamına gelmiyor.
Ancak gelişmenin siyasi boyutu ortada.
Kaya, sürecin sağlıklı şekilde yürütülmesi ve iddiaların açıklığa kavuşması amacıyla AK Parti'deki görevlerinden affını istedi ve kabul edildi.
Ayrıca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Kaya, eşi ve çocuklarının da dahil olduğu malvarlıkları konusunda kısıtlama talebinde bulunulduğu bildirildi.
Bunun da soruşturma kapsamında alınmış bir tedbir olduğu, suçun kesinleştiği anlamına gelmediği özellikle vurgulanmalı.
Şimdi hukuk konuşacak.
Belgeler konuşacak.
Soruşturma konuşacak.
Ve varsa suç, mahkeme kararıyla ortaya çıkacak.
Ama siyasetin bundan bağımsız olarak cevaplaması gereken başka bir sorular var.
Vatandaşın devlete ve siyasete olan güveni nasıl korunacak?
Çünkü vatandaşın zihnindeki adalet duygusu sadece mahkeme kararlarından oluşmuyor.
Bir emekli 20-30 bin lirasını biriktirmek için aylarca, yıllarca bekliyor.
Emekli polis memuru geçinemiyorum deyip intihar ediyor,
Bir işçi çocuğunun geleceği için kenara para koyuyor.
Bir esnaf kazancından artırıyor.
Sonra birileri milyonları, milyarları götürüyor.
İşte burada toplumun vicdanı devreye giriyor.
İnsanlar doğal olarak soruyor;
“Biz neden biriktirmek için yıllarca çalışıyoruz da bazıları birkaç ayda servet kazanabiliyor?”
Bu sorunun cevabı çok açık ve şeffaf olmak zorunda.
Eğer ortada hukuka aykırı bir işlem varsa, kim yapmış olursa olsun hesabı kesinlikle sorulmalıdır.
Eğer işlem hukuka uygunsa, o zaman da bütün kuşkular belgeleriyle giderilmeli.
Çünkü belirsizlik, güvenin en büyük düşmanıdır.
Bir ülkede zengin olmak suç değildir.
Yatırım yapmak da suç değildir.
Borsadan para kazanmak da suç değildir.
Ama kısa yoldan zengin olma kültürü, toplumda adalet duygusunu aşındırmaya başladığında mesele artık yalnızca ekonomi olmaktan çıkar.
Siyasete de dokunur.
Devlete de dokunur.
Toplumsal barışa da dokunur.
Çünkü vatandaşın kafasında şu düşünce oluşursa çok tehlikelidir,
“Demek ki kuralları bilen değil, sisteme yakın olan kazanıyor.”
İşte bu düşüncenin yerleşmesine izin verilmemelidir.
Fon mağdurlarının parası bir an önce açıklığa kavuşturulmalı.
Kim ne yaptıysa ortaya çıkarılmalı.
Hukuka aykırı işlem varsa sorumluları kim olursa olsun hesap vermeli.
Hukuka uygun işlem varsa, bunun da kamuoyuna bütün açıklığıyla anlatılması gerekir.
Siyaset de bu sürecin dışında kalamaz.
Çünkü siyaset yalnızca seçimden seçime oy istemek değildir.
Siyaset aynı zamanda güven vermektir.
Bugün vatandaşın en fazla ihtiyaç duyduğu şey de budur.
Adalet, şeffaflık ve güven.
Kısa yoldan zengin olmanın değil, alın terinin, emeğin ve helal kazancın değer gördüğü bir düzen.
Fon soruşturmasının Türkiye'ye bırakması gereken en önemli ders de budur.
Para kaybedilebilir.
Ama güven kaybedilirse onu yeniden kazanmak çok daha zordur.