Evet evet size soruyorum. “Çocuğunuz şu an nerede?” “Evde.” diyorsanız, bu soruya gerçekten cevap vermiş sayılmazsınız. Çünkü artık bir çocuğun evde olması, onun güvende olduğu anlamına gelmiyor.

Odası birkaç metre ötemizde olabilir ama zihni, kalbi, korkuları ve arkadaşlıkları bizim hiç bilmediğimiz bir dünyanın içinde olabilir. Aynı sofraya oturduğumuz, her sabah okula uğurladığımız, akşam odasına çekildiğini gördüğümüz çocuğumuzun kimlerle konuştuğunu, neler izlediğini, kimlerden etkilendiğini, neye üzüldüğünü hatta geceleri hangi düşüncelerle uyuduğunu bilmiyor olabiliriz.

Biz çocuğumuzun nerede olduğunu biliyoruzdur. Ama hangi dünyada yaşadığını bilmiyoruzdur.Gerçek tehlike de burada başlıyor.

Eskiden anne babalar çocuklarına, “Geç kalma, hava kararmadan eve gel.” derdi.

Bugün çocuk zaten evde. Amaaa tehlike de onunla birlikte evin içinde.Bir telefon ekranından, bir oyundan, bir mesaj grubundan, bir sosyal medya hesabından çocuğun odasına kadar girebiliyor.

Bu yüzden artık çocuk yetiştirmek yalnızca karnını doyurmak, üstünü giydirmek, iyi bir okula göndermek değildir.

Çocuğun ruhuna da yetişmek zorundayız…

Ne izlediğini bilmek kadar neden izlediğini, kiminle konuştuğunu bilmek kadar neden ona ihtiyaç duyduğunu, hangi oyunu oynadığını ve orada ne aradığını da anlamak zorundayız.Çünkü çocuk bazen ekrana oyun oynamak için değil, gerçek hayatta bulamadığı ilgiyi bulmak için gider.

Bazen bir gruba eğlenmek için değil, ait olmak için katılır…Bazen hiç tanımadığı birinin sözünü, annesinin ya da babasının sözünden daha fazla önemser.Çünkü o yabancı onu dinlemiştir.

Peki,biz çocuklarımızı gerçekten dinliyor muyuz?Önce bu soruyu düşünelim, sonra devlete ve okula soralım.

Elbette devletin sorumluluğu vardır.
Okulun sorumluluğu vardır.
Öğretmenin, medyanın, sosyal medya platformlarının, teknoloji şirketlerinin ve toplumun sorumluluğu vardır.

Çocukları tehdit eden dijital ortamlarla mücadele edilmeli, suç yapılanmalarına karşı gerekli önlemler alınmalı, çocukların güvenliği için hukuki ve toplumsal mekanizmalar güçlü biçimde işletilmelidir.

Ama bütün sorumluluğu devlete, okula, öğretmene, polise yükleyip evimizin kapısını kapatamayız.Çünkü bir çocuğun dünyayla kurduğu ilk bağ evde başlar.

İlk güveni orada öğrenir.

İlk sevgiyi orada tanır.

İlk sınırı orada görür.

İlk kez orada “Hayır” denildiğinde bunun sevgisizlik olmadığını anlamayı öğrenir.

Çocuklarımızın her istediğini yapmak sevgi değildir.

Telefonu eline verip saatlerce kendi hâline bırakmak özgürlük değildir.

Nerede olduğunu sormamak güven değildir.

Arkadaşlarını hiç tanımamak modern ebeveynlik değildir.

Ve çocuğun odasının kapısının kapalı olması, güvende olduğu anlamına hiç gelmez.

Geleceğimizi kurtarmak, yaraları dışarıda sarmakla değil; önce evlerin içine sevgiyi, ilgiyi ve güveni yeniden koymakla başlar.

Geç kalmadan, kökten ve kararlı adımlarla yuvalarımızda güvenli bir ortam oluşturmak zorundayız.

Çocuğun telefonunu kontrol etmekten önce kalbine ulaşmalıyız.

Sadece “Ne yaptın?” diye değil;

“Bugün seni üzen bir şey oldu mu?”

“Birisi sana istemediğin bir şey söyledi mi?”

“Kendini yalnız hissettin mi?”

“Bana anlatmaktan korktuğun bir şey var mı?”diye de sormalıyız.

Ve çocuk anlattığında hemen yargılamamalıyız.Çünkü ilk anlattığında azar işiten çocuk, ikinciyi anlatmaz.

İkinciyi anlatmayan çocuk, üçüncüsünde başka birini bulur.İşte o “başka biri”nin kim olacağını bilemeyiz.

Ya çocuklarımızı sevgiyle, merhametle, sınırlarla, sorumlulukla ve güvenle yetiştireceğiz…Ya da bıraktığımız boşluğu algoritmalar, suç örgütleri, zorbalığı kahramanlık gibi sunan çevreler ve kim olduğunu bile bilmediğimiz ekranların arkasındaki insanlar dolduracak.

Sonra da bir gün çaresizce,
“Bizim çocuk böyle değildi…” diyeceğiz. Belki gerçekten değildi….

Bir çocuğun konuşabileceği bir anneye, güvenebileceği bir babaya yani kendisini gerçekten gören bir aileye ihtiyacı vardır.

Çünkü ailesinin elini tutamadığı bir çocuğun elinden, günün birinde kimin tutacağını hiç kimse garanti edemez.

Evet, çocuğumuzun yanına oturup gerçekten yüzüne bakmalıyız.

Nasihat vermeden…
Sorgulamadan…
Yargılamadan…
Sadece dinlemeliyiz.

Ve artık mazeret üretecek kadar vaktimiz yok.

Haydi bakalım anne ve babalar…

Vakit, bugün.

Yer, önce evimiz.

İlk adım, çocuklarımızın yanı.

Sorumluluk ise hepimizin.