İnsanoğlu … Evet, insanoğlu en çok kendisiyle tartışıyor. Aynaya baktığında bile çoğu zaman gerçeği değil, görmek istediğini görüyor. Bu yüzden hayatımızdaki birçok kavga, aslında fikir ayrılığından değil; haklı çıkma arzusundan doğuyor.

Ne zaman ki "Ben haklıyım." cümlesi vicdanın önüne geçiyor, işte o zaman adalet sessizleşiyor.


Çağın en büyük yalnızlığı, insanların birbirini dinlememesi değil; kimsenin gerçeği birlikte aramak istememesidir. Herkes konuşuyor ama çok az kişi anlamaya çalışıyor. Herkes cevap vermeye hazır fakat soru sormaya cesaret edemiyor. Çünkü soru sormak, yanılabileceğini kabul etmektir. Oysa egolar yanılmayı sevmez.

Bugün evlerimizde başlayan küçük tartışmaların, sokaklara taşan öfkelerin, ekranlardan üzerimize yağan sert cümlelerin ortak bir kökü var: Haklı görünme tutkusu.



Ne acıdır ki artık insanlar doğruyu bulmaya değil, kendi doğrusunu alkışlatmaya çalışıyor. Sosyal medya bunun en görünür sahnesi oldu. Herkes kendi mahkemesinin hâkimi, kendi düşüncesinin savcısı, kendi vicdanının avukatı... Karşı taraf ise peşinen suçlu.

Oysa hakikat; alkışın en çok geldiği yerde değil,vicdanın en sessiz olduğu yerde bulunur.

Haklı olmak insanı güçlü gösterebilir. Ama haktan yana olmak, insanı büyük yapar.

Çünkü haklı olmak bazen bilgi ister, haktan yana olmak ise karakter ister.

Haklı olmak bazen zekânın eseridir, haktan yana olmak ise vicdanın.

Haklı olmak kazanmayı hedefler,haktan yana olmak kaybetmeyi göze alır.


Tarih boyunca iz bırakan insanlar, her zaman en güçlü olanlar değildi. Onlar, hakikatin yükünü omuzlamayı seçenlerdi. Bazen yalnız kaldılar, bazen dışlandılar, bazen bedel ödediler. Ama hiçbir zaman doğrularını menfaatlerinin önüne koymadılar.

Çünkü biliyorlardı ki hak, kalabalıklarla değil; ilkelerle ayakta durur.

Bugün çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras da budur.

Onlara her tartışmayı kazanmayı öğretmeyelim.
Her söze cevap vermeyi öğretmeyelim.
Her eleştiriyi saldırı sanmayı öğretmeyelim.

Onlara gerektiğinde susmanın asaletini, özür dilemenin büyüklüğünü ve "Ben yanılmışım." diyebilmenin erdemini öğretelim.

Bir insanın karakteri, haklı olduğu zaman değil; haksız olabileceğini fark ettiği anda ortaya çıkar.


Teknolojiye ulaşıyoruz.
Kitaplara ulaşıyoruz.
Dünyanın her köşesindeki fikirlere birkaç saniyede erişebiliyoruz.

Fakat bütün bu bilgiye rağmen neden güven azalıyor?

Neden insanlar birbirinden uzaklaşıyor?

Neden en yakınlarımızla bile konuşurken diken üstünde yürüyoruz?

Çünkü bilgi arttı; ama hikmet aynı hızla büyümedi.

Akıl çoğaldı; fakat vicdan derinleşmedi.

Bu yüzden haklı çıkmaya çalışırken hakkı kaybediyoruz.

Oysa insanın gerçek büyüklüğü, tartışmayı kazanmasında değil; adaleti ayakta tutmasındadır.


Evet, bütün mesele tek cümlede saklıdır…

Haklı çıkmaya çalışmasak… Sadece haktan yana olsak…

İşte o zaman kırılan gönüller daha çabuk onarılır, güven yeniden yeşerir, adalet yalnız mahkeme salonlarında değil; evlerimizde, okullarımızda, iş yerlerimizde ve kalplerimizde de yaşamaya başlar.

Çünkü insanı yücelten, her zaman haklı olması değil; her şartta hakkın yanında durabilmesidir.