Doğduğumuz andan itibaren başlar meşguliyetlerimiz ve de yaşamla bağımız kopana kadar devam eder. O meşguliyetler ki, kimine oyalanmadır, kimine de mecburiyettir.

Oysa asıl mesele şudur; Meşguliyetler mesuliyeti doğurmuyorsa, insan yalnızca varlığını tüketen bir çarkın dişlisi hâline gelir.

Şehirlerin karmaşası içinde herkesin bir koşuşturması vardır.

Ha keza köyde, kasabada, sabahın telaşında, akşamın yorgunluğunda hep bir yerlere yetişilmeye çalışılır.

Akreple yelkovanla yarış halindedir hem zihin hem de beden.

Fakat boş bir uğraş sadece oyalanmaktır.

Bedenin ve zihnin evcilik oyunudur.

Yorgun düşen beden ve zihin, günün sonunda tükenir.

El de avuçta kalan, kaybedilen zamanlar kalır.

Makara ileriye sardığından geriye getirilemez zamanlar.

Altı çizili, yani esaslı bir uğraş mesuliyet gerektirir.

Gereğini yerine getirmek yük gibi görünse de, ruhu hafifletir, hatta fazlalıklardan arındırır.

Mesuliyet sahibi olmak,

Bir dostu aramak, acı tatlı gününü paylaşmak, bir çocuğun gözlerine bakmak ve onda umudu yeşertmektir;

Bir çiçeği sulamak, kapının önüne bir kap su koymaktır.

Bütün bunların her biri bir mesuliyettir.

Ve insan, gerçekten insan olmak istiyorsa, bu sorumlulukların yükünü taşımayı öğrenmek zorundadır.

Mecburiyetle değil de şevkle yapmalıdır her ne yapıyorsa.

Çünkü insan omuzladığını yük gibi görüyorsa, o yük ona eziyettir artık.

Yok eğer mesuliyet duyuyorsa taşıdığına, kuş tüyü gibi hafiftir o yük omuzlarında.

Bugünün dünyası bize sürekli meşguliyet teklif ediyor.

Ekranların ışığı, alışverişlerin cazibesi; Hepsi, vakti doldurmayı vaat ediyor.

Lâkin vakit doldurmak ömrü doldurmak değildir.

Vakit, mesuliyetle birleştiğinde ömre dönüşür. Sadece o zaman insan, yaptığı işlerde derinliğine ulaşır.

Meşguliyet mesuliyet gerektirir evet.

Çünkü uğraşlarımız bizi şekillendirir.

Bir oyalanma, ruhu boşaltır; bir sorumluluk ruhu olgunlaştırır.

Bir satır okurken, bir sözü dinlerken, bazen de bir yükün altına girerken gerçekleşir o olgunluk.

Ve işte o an, meşguliyet mesuliyete dönüşür, ve yaşam hakiki anlamına kavuşur.

Unutmamak gerekir ki, insanı değerli kılan, sahip oldukları değil, üstlendiği mesuliyetlerdir.

Çünkü ruh, ancak sorumlulukla dokunulabilir bir cevherdir.

Ve belki de asıl huzur, meşguliyet ile mesuliyetin aynı kapıya çıktığını fark ettiğimiz yerde gizlidir...

Saygı ve Muhabbetle...