Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra 31 Ağustos 1989’da Sarp Sınır Kapısı’nın açılmasının ardından Trabzon’un Çömlekçi semtinde kurulan Rus Pazarı’na yakın bir yerden gelen “Adnan Kahveci burada” telefonuna hemen icabet etmek, gazeteci iseniz asli görevinizdir.

O tarihlerde “Muhabir” sıfatıyla görev yaptığımız Anadolu Ajansı’nın Çömlekçi’nin hemen üstünde, Meydan’a cephe binasında foto muhabiri arkadaşım rahmetli Turgut Özdemir (1958-2018) ile fırlayıp, 2 dakika Rus Pazarı’na sirayet edince, rahmetli Adnan Kahveci’yi (1949-1993) sıradan bir vatandaş gibi pazarda gezinir gördük.

Turgut hemen fotoğraf makinesinin deklanşörüne basmaya başlayınca Adnan Kahveci sesi duyarak döndü ve bizleri gördü.

Sordu kim olduğumuzu öğrendi ve ardından ekledi:

-“Arkadaşlar. Bakın sadece uzaktan takip eden bir sivil güvenlik görevlisi ile dolaşıyorum. Çoğu kişide beni tanımıyor. Bırakın böyle devam edeyim” diyerek rica da bulundu.

Bize de, dönemin Maliye Bakanı da olan Adnan Kahveci’den şu 2 kare fotoğrafı kullanma izni talep ederek oradan ayrılmak düşmüştü. O da sonradan öğrendiğimiz kadarı ile bir saate yakın Rus Pazarı’nda korumasız (!) dolaşıp durmuştu.

Evet!

Kimliği ve kişiliği ile kayıtlarda; Dürüstlüğü, çalışkanlığı, ürettiği yeni fikirler ve Türkiye'nin sorunlarına sunduğu çözümlerle dikkatleri üzerine çeken” ibaresi yer alan birisi için; “Adnan Kahveci gibi olabilmek” diye başlık atarken yanına, rahmetli, efsane vali Recep Yazıcıoğlu (1948-2003) ile Sürmeneli ve de okul arkadaşlıkları olduğunu ilave etmez isek bir eksiklik yaratmış oluruz.

Gelelim birileri “Ortada fol yok, yumurta yok” diyerek, “Adnan Kahveci’yi yazmak da nereden çıktı?” diye sorulacak olunmasına!

El cevap:

Birincisi: Sadece bugün için değil, son 25-30 yıldır halkın arasında gezinen Adnan Kahveci gibi unvanlara sahip olanların nasıl korunduklarını görüyoruz.

İkincisi: 1980’den bu yana biriktirdiğimiz arşivde de Adnan Kahveci’nin bu fotoğraflarına denk geldik. Sonra da, “Eski-Yeni Türkiye” hesabına kıyaslanması için “Anlayana sivrisinek saz” diyerek yazmaya karar verdik!

MOLOZ’DA 220’YE, MEYDAN’DA 420’YE DÖNÜYOR!

Hatırlar iseniz, “Bir tas mercimek çorbası” için “Moloz’da 70, Meydan’da 170” diye başlık atmıştık.

Hem de; “Aynı tas, aynı kaşık, aynı ekmek, aynı mercimek” deyip, Trabzon’un Moloz olarak adlandırılan Pazarkapı semti ile Meydan arasında 500 metre uzaklık olduğunu da hatırlatarak…

Ama “Trabzon’un meşhurlarından” denilerek ballandıra ballandıra anlatılan Döner Kebap’daki farkı görünce, “Mercimek’e rahmet okutuyor” demedik değil!

Örnek mi?

Nerede ise asırlık olacak bizim Salim’in Akyol lokantasında 40 yıllık dönerci Kadir Usta, yaprak etten öyle bir döner kebap yapıyor ki sormayın!

Hadi, “Sorun” diyelim! Ama fiyatını da sorun. Tam tamına kilosu 2 bin 200, yani 100 gramı 220 lira…

Ama aynı kalitede bile olmayan (bana göre) döner kebabı Meydan ve civarında yemeye kalktınız mı, Moloz’da ki 220’nin üzerine en az 200 daha ekleyerek 420 ve üstü parayı vereceksiniz.

İyi de, “Aynı tas, aynı hamam” misali, yetmedi Kadir Usta’ya sorarsanız çok iddialı ve “en iyisi” aynı et, aynı ekmek, aynı hizmet. Ama yüzde 100 farklı fiyat! Neden?

Hadi yüzde 30-40, olmadı yüzde 50 olsun diyelim! Yüzde 100 neyin nesi?

Haa! Unuttuk! 100 lira olan tavuk dönerin birçok yerde 200’e satıldığını da hatırlatalım.

Nasıl olsa, “Nedir bu?” diye bakan, eden, hesap soran yok!

Şu sıralar çok yere müdahil olan Rekabet Kurumu’nu da buraya davet etsek mi acaba?

RAHMAN OLMAYAN YOL…

Önceki gün, “Haram, helâl ile aklanmaz” başlığı attığımız yazıya okuyucuların gönderdiği şu iletileri paylaşmıştık:

“Haram yoldan helâl durağa varılmaz!”

“Haram lokma ile iftar sofrası kurulmaz!”

“Haram para ile sadaka verilmez!”

“Haram kazancın, zekâtı olmaz.”

Dün bir meslektaşımız farklı bir konudaki güncel yazısında, bu gönderileri adeta tek bir cümlede öylesine anlamlı bir şekilde (tabii anlayan, ya da anlamak isteyenler için) toplamış ki, paylaşmamak olmaz!

İşte o “tam isabet” dedirtecek türden ki gerçek:

“Rahmani düşünce, rahmani olmayan bir yolla hayat bulamaz.”

SUÇLU MU? SUÇ ORTAMI MI?

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi’nin önceki gün yaptığı açıklama, her bakımından çok ama çok dikkati çekici ve ancak bir o kadar da düşündürücü.

Dikkati çekici ve “teşekkür” gerektiren açıklama; “Ülke genelinde 48 noktada operasyon yapıldı. Siber dünyada daha çok ilan veren, eleman devşirmeye çalışan, tehdit eden organize suç örgütlerine yönelik düzenlenen operasyonda 2 bin 477 kişi gözaltına alınmış oldu. Neredeyse bir gün içerisinde 3 bin 500 kişiye yönelik olarak işlem yapıldı” şeklinde idi.

Düşündürücü yanı ise; “Bu kadar suçlunun var olduğu, suç örgütlerinin teşekkül ettiği bir ortamın nasıl ve neden oluştuğu” idi.

Nereden aklımıza takıldı?

"Sivrisineklerle tek tek uğraşmak yerine, bataklığı kurutmak gerekir” sözünü hatırladığımız için…

FARK KAPANIYOR!

“İnsan ile hayvan arasındaki fark giderek kapanıyor” diyerek gönderilen bir ileti, “Güç, beyin, akıl hayvanlarda da, hatta bazılarında çok daha fazla var” sözleri de ilave edilerek şöyle sonlandırılmış:

“İnsan ile hayvan arasındaki fark iradedir, edeptir.”

Bu da ister istemez her bulduğumuz fırsatta papağan gibi tekrarladığımız, “Allah’ın ‘insan’ diye yaratıp, ‘akıl’ ile donatıp, kullansın diye ‘irade’ verdikten sonra, ‘kul’ hanesine kayıt ettiği” diye yaptığımız tarifi bir kere daha hatırlamamızı sağlamadı değil!

DÜNDEN BUGÜNE

Plaket yağcılığı! Arap Kışı!

17 Eylül 2022’de, yani bundan tam 14 yıl önce bir durum tespiti ile dönemin TBMM Başkanı Cemil Çiçek vesilesi ile yazmışız.

*

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Afyon Valisi’nin zamanlama yanlışıyla “Fırsat bu fırsat” diyerek plaket yağcılığı ve bu vesileyle kaynak israfını gündeme taşıdı.

-“Şu valilerimiz plâket yağcılığını bir bırakıverse” dedikten sonra, yetinmedi…

Türkiye Cumhuriyeti’nin yasa yapmada birinci, her türlü yetkide ikinci ismi olarak dolaylıda olsa emir de verdi: “Bu plâket faslını valilerimiz kaldırıversin.”

Meclis Başkanı, valilerden söz etmiş olsa da, “Kızım sana diyorum, gelinim sen de işit” hesabıyla, tüm plâket yağcılarına da gönderme yapmıştır.

Bu arada, Sayın Başkanın, “Arap Baharı dedik, Arap Kışına döndü” ifadesi var ki, acı bir gerçeğin resmedilmesi olan bu tespit, başta Suriye olmak üzere, Müslüman ülkelerde Hristiyanlar eliyle yapılanların vardığı noktanın da ortaya konmasıdır.

KISSADAN HİSSE

Soyuna ihanet eden keklikler…

Astığı astık, kestiği kestik 4. Murat, sık sık yaptığı gibi yine tebdili kıyafet ederek çarşı-pazar dolaşmaya başlamış.

Kuşçu dükkânın önünden geçerken, gözü içeriye ilişmiş. Avcılığa da meraklı olduğu için kekliklere bakmış… Bulundukları bölüme “tanesi bir akçe” yazıyormuş.

Hemen yanı başındaki büyük bir kafeste yer alan tek bir kekliğin üzerine ise “100 Akçe” yazılı olduğunu fark etmiş.

4. Murat merak etmiş, dükkân sahibine sormuş:

-Neden bunlar bir akçe de, şu tek olan 100 akçe?

Kuşçu cevaplamış:

-Bu kekliği diğerlerinden ayıran bir özelliği var; ötüşü adeta büyülü. Onun bu ötüşü diğer keklikleri etrafında topluyor. Avcılar da onun etrafına gelen keklikleri kolaylıkla yakalayıp, avlıyorlar.

Padişah, hemen kesesinden 100 akçe çıkarıp kuşçuya vermiş. Kafesin kapağını açıp kekliği almış ve bir hamle de kafasını koparmış.

Kuşçu dehşet ve korku içinde şaşkın şaşkın kekeleyerek sormuş:

-Padişahım, efendim! Madem kafasını kesecektiniz, neden o kadar parayı verdiniz bu kekliğe? Yazık değimli bu kıymetli kekliğe? Şu tanesi bir akçe olan kekliklerden alıp kesseydiniz ya!

Padişah 4. Murat kuşçuyu sert bir şekilde tersleyerek;

-Bu keklik kendi soyuna ihanet etmektedir. Akıbeti de bu olsa gerek!