“Büyüklük, ancak büyük kalabilmek ile mümkündür” gerçeğini unutarak, geleceği hesap etmeden, planlamadan sadece geçmiş ile ben diyeyim “Oyalanmaya”, siz söyleyin “Avunmaya” çalışanların sonunun hüsran olduğunu anlamayanlara, “Her konuda tarihin sayfalarına bakın” diyeceğiniz ama akıl ile kavrayamadıktan sonra okusalar ne olacak?

OYUN-TEKEL-BARON-İŞBİRLİK-MANİPÜLASYON!

Yani “Sürdürülebilirlik olmadıktan sonra, büyüklüğün geçici olduğunu duymamak, görmemek, anlamamak akıl, insan işi değildir” demek istiyoruz.

Tıpkı bir zamanlar, kayıtsız şartsız dünya hâkimiyetini elimizde bulundurduğumuz, son yıllarda ise tepetaklak aşağıya doğru yuvarlandığımız fındıkta olduğu gibi…

Yuvarlanıp gidiliyor ama birileri halâ bunu görme ve anlama yerine, sürekli kendileri dışında suç ve bunu işleyen suçlular aramaktan “İnadım inat” dercesine, vazgeçmemekte ısrar etmiyorlar mı?

Hele hele “Çok lâf yalansız olmaz” derb-i meselini de unutarak, iki sözlerinden biri, “Fındıkta oyun, Tekelciler, Baronlar, Yerli İşbirlikçiler” başta olmak üzere takılmış plak gibi olmuyor mu?

Gelin “Her şerde bir hayır vardır” diye kendimizi avutarak bunlara Giresun Fındık Araştırma Enstitüsü’ne başvurarak bir iyilik edelim mi?

Nasıl mı?

Fındıkta yeni oluşturulan türlere, “Oyun, Tekel, Baron, İşbirlik, Manüplasyon” adlarını koyalım. Belki o zaman, “Başardık. Türk fındığına yeni türler kazandırdık. Bunlarla tekrar eskiden olduğu gibi dünya fındık üretiminin yüzde 80-85’ini tekrar biz yapacağız” derler de boş yere konuşmaktan vazgeçerler!

Ne dersiniz?

400’E ÇIKARSA KİM KAZANACAK?

Bizim yaza yaza kalemimizde mürekkep tükendi. Tuşlara dokunmaktan parmaklarımız nasırlaştı?

Söyleyenlerin ise adeta “ağzında tüy bitti!”

Ama birilerinin, “400’den dem vurmaları” adeta DEM’lilerin barıştan söz etmelerine dönüştü!

Hadi tekrarlayalım! Fındıkta fiyat 400’e giderken, “Gitse de satmayın daha da artacak” dercesine lâflar eylemediler mi?

Eylediler de ne oldu?

Fındık fiyatı 300’ün altına düştü. Onlar yine de “Erkek adam sözünden dönmez” diyerek vazgeçmediler. Fakir üretici de fındık kalmadı ama, onlar yine tekrar 400’ün üzerine çıkma hedefi koydular.

Çıkmaz mı?

Çıkar! Ama bunların demeleri, öngörüleri ile değil.

Hadi önümüzdeki haftalarda, aylarda çıktı. Peki kim kazanacak?

Ya zengin olup, fındığını saklayabilen üreticiler. Ya da elinde fındık bulunan tacirler, tüccarlar.

Onlar kazanmamalı mı? Tabi ki haklarıdır!

Ama birileri çıkıp da hala iki de bir “Zor durumdaki üretici kazanacak” diyerek dem vurmasınlar! İyi bir çay demleyip, DEM ile demlensinler!

HASAN SABIR’DAN…

Benim, “Fındık ile yatıp-kalkmamın” sadece yazmak ile olmadığını, tanıyan ve takip edenler bilirler.

Fındığın bahçeden, boğaza kadar olan sürecinin tüm aşamalarında öyle veya böyle yer almanın çabasını yarım asırdır sürdürürüm.

Bu yüzden de üreticiden ihracatçıya, dahası kimisi çarez, kimileri de çikolatada yiyenlere kadar her kesimden, herkes ile haşır neşir olarak bu çabayı sürdürüyorum.

Satırlara, sayfalara konuk ettiklerimiz görüşlere, yazılara karşılık verenler oluyor, vermeyenler de.

Aklın ve fındığın cenderesine koyarak büyük kısmını paylaşmaya da çalışıyorum.

İşte onlardan biri de, söz konusu fındık olduğunda ismi bile marka olan Rahmetli Sabit Sabır ağabeyimizin oğlu, Sabırlar Fındık’ı devir alan Hasan Sabır’dan geldi.

Karadeniz Fındık ve Mamulleri İhracatçı Birlikleri Başkanı da olan Sayın Sabır, kısaca şöyle diyor:

“Devlet üreticisini gözetmek ister, istemelidir ve gerekli politikaları da üretmelidir. Ama fiyat mekanizmasının dışında bunu yapmalı, yapmak zorundadır. Türkiye'nin tek çıkış yolu tam serbest piyasadır. Fiyat serbest piyasada oluşmalıdır. Artık dünyamızda tek başına üretici ülke değiliz. Bu sene yaşanan talepsizlik eğer aynı politika ile gidersek devam eder ve sonrasında geri dönüşü olmayan bir duruma düşeriz. Tek çare daha verimli üretip, daha çok satarak fiyatları ayakta tutmaktır. Spekülatif bir piyasa yaratarak bunu yaptığımızda bu sene yaşananların yine yaşanması kaçınılmazdır. Rakip üretici ülkelerin ellerinde stok biriktiremezsek sonunda hep bizim ülkemiz, tüm paydaşları ile kaybeden olacak.”

KAÇ YILDIR, KAÇ DOLARA İHRAÇ EDİYORUZ?

O ki, “En önemli tarımsal ihraç ürünümüz fındık” diyerek böbürleniyoruz, fikir sahibi olmadan önce bilgilenmemiz elzemdir!

Bunu da nasıl ki yaşama adına, “Dün geçmiştir. Yarın gelecektir. Bugün ise gerçektir.” diye tarif yapıyoruz, o zaman fındığı da ihracattaki değeri üzerinden dünden bugüne rakamlara dökmek en uygun tercih olacaktır.

Bunu da, fındığın her aşamasında öyle veya böyle, etkili veya yetkili olarak yer almış Sebahattin Arslantürk rakamlara döküp, kamuoyu ile paylaşmış.

Bize de buraya koymak düştü.

EMRAH ALBAYRAK’TAN KISA VE ÖZ…

Ordu’da üretim ve ihracat yapan Karimex’in CEO’su Emrah Albayrak’tan:

“Bahçe Sahibi miyiz?

Yoksa Fındık Üreticisi mi?
Özellikle Batı ve Doğu Karadeniz’in 0-300m (sahil kolu) bandında üretim yapan dostlarım.

Miras yoluyla küçülmüş arazilerde ‘Zarar ediyorum” demeden önce stratejimizi değiştirmeliyiz.

Bakarsan bağ, bakmazsan sadece ‘maliyet’ olur.

Özetle: Küçük arazilerde kâr etmek imkânsız değil, sadece yöntemlerimizi güncellemeliyiz. Tarım bir hobi değil, mühendislik ve disiplin gerektiren bir işletmeciliktir.
Siz bahçelerinizde bu dönüşümün neresindesiniz?”

KARAYOLLARINDA KAZALARA İHALELİ DAVETİYE!

Kaç zamandır karayolları üzerindeki üst geçitlere ve kenarlardaki direklere asılan afişlerin yasalara ve yönetmeliklere aykırı olduğunu dile getiriyor, bunların can ve mal kayıplı kazalara sebep olduğunu da hatırlatıyoruz.

Ama “cemaat ne derse desin, imam bildiğini okuyor” dercesine kamu adına görev yapanlar anlaşılan o ki, görmüyor, duymuyor, okumuyorlar!

Karayolu Trafik Güvenliği’nin sağlanması ile ilgili yönetmeliğin, üçüncü kısmının 17’inci maddesindeki şartlar adeta hiçe sayılıp, buralara ilan ve reklam panolarının, afişlerinin asılması için de ihale bile yapılıyor.

Adeta, “Para gelsin de nasıl gelirse gelsin. Kazalar artmış, can ve mal kayıpları meydana gelmiş önemli değil” dercesine sürücülerin dikkatini dağıtan afişler, panolar, levhalar üst geçitlere ve kenar direklerine asılmaya devam ediliyor. Hem de ihale ile!