KOMİSER COLUMBO MU, SHERLOCK HOLMES MU, AVCI MI?

Trabzonspor Teknik Direktörü Abdullah Avcı 1-0 kazanılan Başakşehir karşılaşması sonrası basın toplantısının ortasında ortada fol yol yumurta yokken, birden maç analiz konuşmasını bırakıp şöyle demişti: “İki hafta önce Giresunspor maçı, taktik çalışma yapıyorum, farklı şeyler deniyorum, rakibi şaşırtmak istiyorum belki.

Akşama sosyal medyada. Dün denemedim karıştırdım, o da sosyal medyada. Bunu kim veriyor içerden bulacağım, biliyorum da. Basın yok, hiçbir şey yok, antrenman yapıyoruz akşamleyin çıkıyor. Trabzonspor'a mı çalışıyorsunuz, rakiplere mi çalışıyorsunuz? Kim veriyorsa içerden kim yayınlıyorsa bulacağım. Kime hizmet ediyorsunuz?”

Şimdi böyle bir açıklamaya neresinden bakarsanız bakın sorunlu, ve acziyet içeriyor. Şöyle ki, Trabzonspor gibi Süper Ligin 4 büyüğünden biri, bir kulüpte eğer bir köstebek varsa ve dışarıya bilgi sızdırıyorsa, bunu konuşma yeri ve zamanı maç sonu değerlendirilmesi yapılan basın toplantısı mı?

Asla değil.

Abdullah hocam belli ki, kendini hala daha Başakşehir Teknik Direktörlüğü zamanındaki gibi hissediyor. Sevgili Hocam, burası Trabzon. Burada 7/24 Trabzonspor konuşulur, Trabzonspor yazılır. Trabzonspor galip gelmişse o hafta sokaktaki insan mutludur, esnaf keyiflidir, işler iyi gitmese de önemli değil, kafa iyidir. Bu kentte yerel medyanın çok güçlü olmasının ana nedeni de budur ve bunun öznesi de Trabzonspor'dur.

O nedenle bu kadar yasak koyarsanız, bu gibi bilgilerin içeriden sızması çok doğal ve sıradan bir şey hâline gelir. Günümüzde geleneksel medyanın yerini ağırlıkla internet ve sosyal olduğu için böyle durumlar çok daha sıradan işler oldu artık. Bunda kızıp, köpürüp, bunu da maç sonrası basın toplarına taşıyıp, gürleyerek konuşmak da en hafifinden çok gereksizdir.

Bunu bir taraftar yapabilir, içerde ya da dışarıda siz farkında olmadan orada olan herhangi biri ya da bir görevli de yapabilir. Bunu yaparken de herhangi bir art niyetle de yapmayabilir. Kendine göre ilginç bir konu bulmuş, bunu da paylaşmış olabilir. Onun için Trabzonspor gibi büyük bir takımın teknik direktörü bu işle uğraşmaz! Uğraşsa da bunu basın toplantısına mevzu yapmaz!

Ama eğer zarar veriyorsa, görevlilere durumu aktarır ve bu konu kulüp içindeki yetkili birim aracılığıyla gereken yapılır. Şimdi Trabzonspor'un hocası Abdullah Avcı Komiser Columbo mudur, dedektif Sherlock Holmes mudur, yoksa teknik direktör müdür? Ya da bunu basın toplantısında gündem yapıp, hedef mi şaşırtmak istemektedir?

Hepsi bir yana, Trabzonspor'un rakiplere korku salan bir oyun planı, sahaya yansıyan bir oyun gücü ve kalitesi olsa taktik idmanları basına açık yapsan ne olur? Zaten haftanın 5 günü takımın idmanlarını basına kapatıyorsun. Sadece bir gün o da 15-30 dakika basına açıyorsun. Ondan sonra da kulüpte "köstebek var" diye hırsla açıklama yapıyorsun. Hem de hiç alakası olmayan bir basın toplantısında gündem dışı konuşuyorsun! Gerek var mı bu gibi durumlardan medet ummaya hocam.

Benden size bir tavsiye Hocam, burası Trabzon, burada takımın idmanlarını daha çok basına açın, bakın o zaman bunun gibi durumlar ortaya çıkar mı?

SEBAT GENÇLİK'İN ÜÇ KARE ASI...

Burası Avni Aker Stadı… Trabzonspor'un elinden alınıp millet bahçesi  yapılan, Trabzonspor'un ve Sebat Gençlik takımlarının şampiyonluklara imza attığı yarısı toprak yarısı çim saha olan yer. Sebat Gençlik'in o yıllarda formasını giyen Yenimahalle'nin üç bıçkın delikanlısı Hikmet Öksüzoğlu, İsmail Batur ve rahmetli Mustafa Gedikli bir maç öncesi resim çekildiler. Kırmızı- Beyazlı forma için sahada ter döken üç isimden İsmail Batur birçok profesyonel takımda futbol yaşantısına devam etti.

Futbolu bıraktıktan sonra Teknik Direktör olarak başarılara imza atan Batur ilk göz ağrısı olan ve BAL liginde şampiyonluk mücadelesi veren grubunda lider olan Akçaabat Sebatspor'u tekrar eski günlerine döndürmek için ter döküyor. Hikmet Öksüzoğlu iyi bir eğitimciliğinin yanında, profesyonel hakemlik görevini noktaladıktan sonra MHK üyeliğinde bulundu. Futbolun içinden hiç kopmadı. Rahmetli Mustafa Gedik, Sebat Gençlik'te oynayıp Trabzonspor'a transfer oldu. Bordo-Mavili forma altında önce forvet sonra sol bek oynadı, şampiyonlukla birlikte sayısız kupalar kazandı. Futbolu bıraktıktan sonra Şenol Güneş'in yardımcılığı görevinde kısa bir süre bulundu. Ömrü vefa etmedi. Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun Mustafa abimizin…

ŞENOL GÜNEŞ'E BİLEREK GOL ATMAZDIM

Trabzonspor alt yapısında futbola başlamış. Rahmetli Babasından gizli gizli idmanlara gidiyor. Özkan Sümer'in sorumluluğunda Ömer Uzun ve Sadi Tekelioğlu'nun antrenörlüğünde idmanlarda varını yoğunu ortaya koyan genç, yağız, bıyıkları çıkmamış bir delikanlı idi... Abileri de onun gibi iyi futbolculardı. Ali Sait, Ali Kemal  Denizci, Hüseyin Tok ile Çarşıbaşı’nda oynadı, menüsküs illetinden dolayı futbolu erken yaşta bırakmak zorunda kaldı. Diğer abisi Osman ise Trabzonspor, Gaziantepspor'da futbol oynadı.

Bugün Trabzonsporlu oyuncuları gördüğünde hayıflanıyor. 17 yaşında A takıma çıktı bir yıl amatör oynadıktan sonra profesyonel oldu. Hiç bir zaman paranın eseri olmadı. Tamamen Trabzonspor'un esiri idi. Tabut Ali 1983-84 Futbol liginde şampiyon olduklarında dünyalar onun olmuştu. Şenol, Necati, Turgay ile oynadığı yıllardaki anılarını anlattı. Bir anısında “1977-78 sezonunda Ahmet Suat Özyazıcı yönetiminde çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Perşembe günleri Karayolları’nın altında toprak sahada kendi aramızda çift kale idman maçı yapardık. Suat hoca benimle iddiaya girerdi. Hüsnü abiden kafa topu, Necati abiyi geçersem birer çikolata, Şenol Güneş'e gol atarsam iki çikolata alacağımı söylerdi. İlk dediklerini yaptım. Sıra Şenol abiye geldi mi ona  bilerek gol atmazdım. Suat hocaya diğer arkadaşlarım Şenol abiye gol atarsa olmaz mı sorduğumda ‘Ben senle iddiaya girdim onlarla değil’ derdi.

ŞİMDİKİ ANTRENÖRLER HACI KAKIŞIM'IN YAPTIĞINI YAPAR MI?

Trabzon Amatör sporunun en önemli futbol mabetlerinden biri olan Yavuz Selim’de ilginç olduğu kadar ders gibi fotoğraflar çekmek için makinelerimizin deklanşörüne basardık. Amatörün iki ezeli rakibi Yavuz Selim’de oynanan İdmanocağı-İdmangücü genç takımlar karşılaşmasında İdmanocağı genç takım antrenörü (Kür Hacı lakaplı) Hacı Kakışım karşılaşmanın sonlarına doğru, İdmangücü’lü Ali Türkmen sakatlanır acılar içinde kıvranır. Bu esnada yaydan ok gibi çıkan İdmanocağı'nın Antrenörü Hacı Kakışım sahanın ortasında yatmakta olan Ali Türkmen’i sırtına alarak dışarı çıkarır ve tedavisinin yapılmasına yardımcı olur. Sahada rakip olanlar, saha dışında veya sakatlıklar durumunda renkler ve formalar tartışılmaz biçimde birbirlerine yaklaşımının en belirgin örneğidir bu fotoğraf. Şimdi ki nesil Antrenörler Hacı Kakışım’ın yaptığını yapar mı?

BU KEZ AVLANMADI

Trabzonspor ve Başakşehir maça 4-1-4-1 formasyonu ile başladı. Trabzonspor'un ilk etapta amacı, sürekli kısa paslarla çıkmakta ısrarcı olan Başakşehir’i hücum 5'lisi ile 3.bölgede karşılamak, Başakşehir'e top kullandırmamaktı. Başakşehir oyun kurulumundayken stoperler ceza sahası kenarlarına geliyor, Bakasetas-Gomez ikilisi stoperlerle, Trezeguet ve Djaniny ise bekler ile eşleşti. Bu baskıdan sayısal üstünlükle çıkmak için sık sık Mahmut Tekdemir savunmaya yaklaşarak top aldı ve zaman zaman başarılı da oldu. Trabzonspor oyun kurarken Berkay'ın Okaka'ya yaklaşıp ikilemesi, Trabzonspor'da Bruno Peres'in savunmaya yakın oynamasına sebep oldu ve sağ kanatta boşluklar yaşandı.

Top Trabzonspor’dayken amaç hızlı bir biçimde kanatlar dan 3.bölgeye inmek ve yerleşik Başakşehir savunmasının dengesini bozup savunma arkasına toplar atmaktı. 3. bölgede stoperlerle eşleşen Bakasetas-Gomez ikilisi sık sık geriye ve çapraz koşuları atarak savunma oyuncularını kendilerine çekip Trezeguet, Abdülkadir ve Djaniny'nin koşullarına alan açtılar. Başakşehir buna önlem olarak Mahmut Tekdemir'i boşalan kademeleri doldurmak ile görevlendirdi. Trabzonspor 21. dakikada, Başakşehir kontraya çıkmaya çalışırken tam istenildiği gibi yapılan baskı ile topu kazandı, Başakşehir savunması dengesiz yakalandı ve gol geldi. O dakikadan itibaren Başakşehir daha fazla risk almaya başladı ve özellikle Trabzonspor'un topu kaptığı anlarda Başakşehir hücum oyuncuları geriye dönüşlerde geç kaldığı için savunma-hücum hatları arasında kayda değer boşluklar oluşsa da Trezeguet-Djaniny ikilisi bu boşlukları değerlendiremedi. İkinci yarıda topu tamamen rakibe bırakan Trabzonspor'da Djaniny-Hamşik değişikliği bekledim. Böylece Siopis’in yanında konumlanabilir, oyun kurulumuna yardımcı olabilir, Abdülkadir Ömür de sağ kanada geçebilirdi ve 4-2-3-1 formasyonu elde edilmiş olurdu. Başakşehir ikinci yarıda oyunu tamamen hakimiyetine aldı ve Trabzonspor'un savuşturduğu hücumlarda seken topları topladı. Trabzonspor oyun kuramadıkça hücum devamlılığı sağladı. Trabzonspor'un ikinci yarıdaki en büyük eksiği orta saha kullanımıydı, ikinci yarıda oyuna giren Naci beklenen kanat-forvet performansını veremedi. Doğucan Haspolat toplu oyunda Trabzonspor'un elini rahatlatamadı. Sağlı sollu Başakşehir hücumlarına karşı sağ bekte Larsen’e şans veren Abdullah Avcı, çözümü orta sahada aramalıydı ve Başakşehir'in en başında kanatlara inmesine izin vermemeliydi. (KONUK YAZAR MUSTAFA AKBULUT)

KREDİ KARTI GEÇERLİ Mİ?

Her gün Faroz mahallesine uğramazsak, kendimizde bir eksiklik hissederiz. Hafta içi yine yolumuz  Faroz mahallesindeki meşhur kahveye düştü. Kahvenin müdavimlerinden kimi ararsan hepsi orada. Nam-ı diğer Kamış Orhan bu aralara rahmetli Godik Ömer abinin pastore ya da altmışaltı olarak bilinen oyununu saatlerce oynuyor. Masanın etrafındaki ise seyircileri ise asla eksik olmuyor.

Gözlerini kağıtlardan alamayan Kamış Orhan etrafındaki izleyicilere çay söylemekten de geri kalmıyor. Kamış Orhan oyun bitince bizim masamıza geliyor. Masada Osman Çiğeroğlu, İlhan Hardaloğlu ve ben varız. Kamış Orhan yanımıza oturduktan sonra, "Osman ağabey bizlere çay ısmarlayacak mısın" diyince, Kamış Orhan, "Erol kredi kartı geçerli ise masayı çayla donat'' diyince, bizleri gülme krizine sokuyor. Kamış Orhan da anı çok. İlkokulu Cumhuriyet ilkokulunda okuduk. Rahmetli annesi de o zaman bizim okulumuzda hizmetli idi.

Kamış Orhan annesinin sayesinde mübalasız tüm sınıflarda okumuştu. Bir gün Şinasi arkadaşımızla okula gelmeyip, yürüyüşe katıldılar. Yürüyüşün adı da ''Orhanlar ölmez'' idi. Kamıış Orhan ile Şinasi Ayasofya’da Mahir abinin bakkalının oradan Sotka’ya kadar yürüyüşte "Orhan'lar ölmez" diye bağırıyor.

Yürüyüş bittikten sonra Kamış Orhan ile Şinasi sınıftan içeri girince öğretmen tek ayak üstünde ikisini de tahtanın önüne alır, soru sormaya başlar. Kamış Orhan ve Şinasi sorulara cevap veremezler başlarlar dayak yemeye. Bunu anlatınca bizi alıyor bir gülmek.

Düşünsenize,  Kamış Orhan, "Orhanlar ölmez" yürüyüşüne katıldığı için öğretmeni onu hem de sınıfın huzurunda tek ayak üstüne tutuyor ve bir yandan da sorduğu sorulara cevap veremeyince,  başlıyor dövmeye! Zaman çok değişti. Bugün bir öğretmen yapsa,  öğrenciler hocayı mahkemeye verip, karşısında da ceza aldırabilirler. Ama o gün o moda deyimle,  öğretmenler yaramazlık disiplinsizlik yapan öğrencileri .... gelene kadar dövebilirdi!