Trabzonspor’da Fatih Tekke dönemi sona erdi… Şimdi bazıları sanacak ki her şey süt liman oldu. Hayır! Asıl mesele şimdi başlıyor. Fatih Tekke neden gitti, niye gitti?
Bunları bugün yazmayacağım. Çünkü benim için mesele bir teknik adamın gidip gitmemesinden çok daha büyük.
Mesele Trabzonspor.
Trabzonspor varsa bizim için kırmızı çizgi vardır.
O çizginin adı da Trabzonspor’dur.
Hoca gelir, hoca gider.
Futbolcu gelir, futbolcu gider.
Yönetimler değişir.
İsimler unutulur.
Ama Trabzonspor kalır!
Önümüzde uzun, yorucu ve engebeli bir yol var.
Lig var.
Konferans Ligi var.
Türkiye Kupası var.
Yani Trabzonspor’un önünde üç kulvarda ağır bir mücadele var.
Bu nedenle Fatih Tekke ve ekibinin ayrılmasıyla her şeyin bir anda toz pembe olduğunu kimse düşünmesin.
Asıl hesap şimdi futbolculara düşüyor.
Yaklaşık 168 milyon Euro’luk bir kadronun formasını taşıyan futbolcular, artık şapkalarını önlerine koymalı.
“Ben ne yaptım?”
“Takım için ne verdim?”
“Daha fazlasını yapabilir miydim?”
Bu soruları herkes kendisine sormalı.
Çünkü Trabzonspor formasını giymek yalnızca milyon euroluk sözleşmelere imza atmak değildir.
O forma; mücadele ister.
Karakter ister.
Sorumluluk ister.
Yüreğini sahaya koymayı ister.
Kimse kusura bakmasın…
Trabzonspor’un büyüklüğü, hiçbir kişinin egosuna sığmaz.
Yeni bir beyaz sayfa açılacak.
Ama o sayfanın üzerine ilk yazılacak cümle şudur:
“Burada isimler değil, Trabzonspor önemlidir.”
Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da teknik direktörler gelir geçer, futbolcular gelir geçer, yöneticiler gelir geçer.
Fakat Trabzonspor kalır.
Ve bunu herkes ama herkes aklına kazımalı:
Trabzonspor’un üzerinde hiçbir isim yoktur.
Ne hoca…
Ne futbolcu…
Ne yönetici…
Hiç kimse!
Çünkü bu forma kişilere emanet edilmiştir;
Trabzonspor ise nesillere
MAKAM DEĞİL, İNSAN
Bazı insanları makamlarıyla değil, bıraktıkları güzel izlerle hatırlarsınız. Ankara’da bir ziyaretimiz sırasında, Trabzonspor Stad ve Tesislerden Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi, iş insanı Coşkun Öztürk ile DHMİ Genel Müdür Yardımcısı hemşerimiz Mustafa Akkaya’yı ziyaret etmiştik. O günün en güzel sürprizlerinden biri de bir başka hemşerimiz olan Dr. Fatih Çakmak’la tanışmamızdı. Mustafa Akkaya’nın vesilesiyle yanına gittik. Daha ilk sohbetten itibaren karşımızda mesafeli bir bürokrat değil, gönül kapısını sonuna kadar açan bir Trabzonlu vardı. Sıcaklığı, samimiyeti ve hoş sohbetiyle kısa sürede aradaki mesafeyi kaldırdı. Hele Trabzonlu olduğunu ve iyi bir Trabzonsporlu olduğunu öğrenince sohbetin tadı bambaşka oldu. Çünkü bazı bağlar vardır; aynı şehirde doğmakla kurulmaz sadece. Aynı memleketin özlemini taşımak, aynı sevdaya yürek vermekle güçlenir.
O gün Fatih Çakmak’ı DHMİ Genel Müdür Yardımcısı olarak tanımıştık. Bugün ise Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nin Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı olarak görüyoruz. İnsan ister istemez gururlanıyor. Çünkü makamlar herkese yakışmaz. Bazı insanlar makama değer verir, bazı makamlar da o insanla değer kazanır. Fatih Çakmak’ın geldiği nokta, yalnızca bir kariyer başarısı değildir. Bunun arkasında emek, birikim, liyakat ve yılların sessiz mücadelesi vardır.
Ama benim için en kıymetlisi şudur: Biz onu daha büyük makamlara gelmeden önce tanıdık. Makamı yükselmeden önce insanlığını gördük. İşte bu yüzden bugün geldiği nokta daha anlamlı. Bir hemşerimizin böylesine önemli bir göreve yükselmesi, sadece onun değil, Trabzon’un da gururudur. Dilerim yolu açık, görevi hayırlı olsun. Çünkü bazı başarılar alkışlanır… Bazı insanlar ise gönülden gururla anılır.
SEMBOL BİR YÖNETİCİ: ADNAN SAĞLAM
Bazı insanlar vardır; makamda oturmaz, makama değer katar. Bazı isimler vardır ki yıllar geçtikçe unutulmak yerine, şehrin hafızasında daha da büyür. Adnan Sağlam, tam da böyle bir isimdir. Yıllar önce çekilmiş resimde baba oğul ve yakın akrabaları gazeteci rahmetli Önder Er. Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası’nda 31 yıl boyunca aralıksız Meclis Başkan Vekilliği görevini üstlenmek, sıradan bir başarı değildir. Dile kolay, tam 31 yıl… Bugün 90’a merdiven dayamış olmasına rağmen hâlâ üretmenin, çalışmanın ve şehre katkı sunmanın heyecanını taşıyan Adnan Sağlam, yalnızca bir yönetici değil; Trabzon’un ticaret hayatının yaşayan hafızalarından biridir.
Fındık ihtisas komisyonlarından vergi dairesi takdir komisyonu üyeliklerine, oda yönetimindeki sorumluluklardan şehrin ticari meselelerine kadar pek çok alanda onun emeği vardır. Ancak Adnan Sağlam’ı farklı kılan sadece yaptığı görevler değildir. Asıl mesele, o görevleri nasıl yaptığıdır. Çünkü onun için yöneticilik hiçbir zaman bir koltuk meselesi olmadı. Sorumluluktu, güvenilirlikti, itibardı. Her şeyden önce de Trabzon’a hizmet etmekti. Yıllar boyunca değişmeyen en önemli özelliği ise duruşuydu.
Bazı insanların makamı vardır; makamdan ayrıldığında geriye fazla bir şey kalmaz. Bazı insanların ise makamdan bağımsız bir ağırlığı vardır. Adnan Sağlam’ın ağırlığı da makamından değil; yılların biriktirdiği emekten, tecrübeden ve güvenden gelir. Bugün Trabzon’un ticaret hayatına dönüp baktığımızda, geçmişin önemli sayfalarında onun izlerini görmek mümkündür.
Fakat bu hikâyenin bir de geleceğe uzanan tarafı var. Adnan Sağlam yıllarca Trabzon’da ticaret hayatına emek verirken, oğlu Mustafa Sağlam da Muğla’nın Ortaca ilçesinde kendi iş hayatı yolculuğunu sürdürüyor. İki farklı şehir… Trabzon ve Ortaca. Ama aynı çalışma anlayışı, aynı azim ve aynı iş ahlakı… Çünkü bazı miraslar para ile bırakılmaz, tapuyla devredilmez. Gerçek miras; çalışmak, güven vermek, işinin hakkını vermek ve insanların hayatında güzel bir iz bırakmaktır.
Adnan Sağlam’ın 31 yıllık kesintisiz başkan vekilliği de işte böyle bir mirasın en güçlü göstergesidir. Bugün 90’a merdiven dayayan bir duayenin hayatına baktığımızda şunu görüyoruz: İnsan yalnızca yaş aldıkça değil, hizmet ettikçe büyür. Adnan Sağlam da yıllar içinde sadece yaş almadı; tecrübesiyle, emeğiyle ve duruşuyla büyüdü. Şimdi bu çalışma anlayışının izlerini oğlu Mustafa Sağlam’da görmek mümkün.
Biri Trabzon’da geçmişe güçlü izler bıraktı. Diğeri Ortaca’da kendi yolunu çiziyor. Bu nedenle anlatılan yalnızca bir baba-oğul hikâyesi değil. Bu, emeğin, çalışma ahlakının ve itibarlı bir duruşun nesilden nesile aktarılmasının hikâyesidir. Ve bazı soyadları vardır ki yalnızca nüfus kâğıdında yazmaz. Şehrin hafızasına yazılır. Adnan Sağlamın soyadı da Trabzon’un ticaret hayatına böyle yazılmıştır. 31 yılın ardından geriye bir makam değil, bir itibar ve güçlü bir iz kaldı. Bir yönetici için bundan daha büyük bir başarı olabilir mi?
13 PALAMUT BİR KEDİ VE AMCA
Bu haftaki sayfamı mahallemizin amcası İdris Hardaloğlu’na ayırdım. Uzun zamandır İdris abiyle ilgili bir anı yazmıyordum. Geçenlerde berber Tamer’in dükkânının önüne gittim. Baktım, İdris abi çocukluk arkadaşı, eski futbolculardan İsmail abi ile koyu bir muhabbette… İdris abi anlatıyor, İsmail dinliyor. Ben de dinliyorum. İdris abi hiç yalan konuşmaz! Sadece bazen gerçekler, İdris abinin yanında biraz fazla mütevazı kalıyor. Başladı anlatmaya: “13 tane palamut ayırdım. Gideyim mutfağa, bir şeyler alayım dedim. Geldim, baktım üç tane kalmış. Kedi on tanesini yemiş!” Sonra kediye dönüp veriyor veriştiriyor: La pezevenk, palamutları niye yedin? Üç tane yeter sana! Biri senin, biri Nizam’ın, biri Süleyman’ın!”
Şimdi insanın aklına şu soru geliyor: Kedi gerçekten on palamut mu yedi, yoksa İdris abi kedinin üzerine biraz fazla mı yüklendi? Bizim mahallede kedi bile on üç palamudu görünce hesabını kitabını yapar. İdris abi 13 diyor… Kedi 10 diyor… Geriye 3 kalıyor. Matematik doğru. Ama hikâyenin kendisi biraz İdris Abi Matematiği! İsmail abi, ben, Tamer gülüyoruz. Kedinin suçu ne? Belki de o gün İdris abinin hesabına ortak olmuştur. Ama bir şeyi kesin biliyorum: İdris abi 13 palamut aldıysa, mahallede o gün 13 palamut değil, 13 hikâye doğar!
ÖNÜMÜZDEKİ MAÇLARA BAKACAĞIZ
Merhaba sayın futbolseverler… Trabzonspor’un Avrupa play-off mücadelesindeki ağır yenilgisinin ardından Fatih Tekke istifa etmiş, yönetim ise bu istifayı hemen kabul etmemişti. Taraftar da hocanın arkasında durmuştu. Ancak Amedspor karşısında alınan 2-1’lik yenilginin ardından bardak taştı. Fatih Tekke, yönetimle yaptığı görüşmenin ardından istifasını sundu ve bu kez yönetim tarafından kabul edildi. Böylece Fatih Tekke dönemi sona ermiş oldu.
Gelelim maça… Trabzonspor, Salah’ın güzel golüyle 1-0 öne geçti. Ancak golden sonra oyunun hakimi Amedspor’du. İlk yarının sonunda Onana penaltıyı kurtardı fakat dönen top ağlara gitti ve skor 1-1 oldu. Penaltı sırasında kural ihlali yapıldığı yönündeki tartışmalar ise yine hakem kararlarını gündeme getirdi. Maç boyunca da benzer tartışmalı kararlar vardı. Ancak her şeyi hakeme bağlamak doğru olmaz.
İkinci yarıda Amedspor daha istekli ve hırslıydı. Trabzonspor ise çok pas hatası yaptı, mücadele gücü düşük kaldı ve sonunda sahadan 2-1 mağlup ayrıldı. Hocam, belki de Onuachu’yu bir-iki maç dinlendirip Umut Nayir’e ilk 11’de şans vermenin zamanı gelmiştir. Çünkü bu iş sadece Salah’la yürümez. Takımın desteğe, mücadeleye ve hırsa ihtiyacı var. Aral Şimşir bu maçta beni hayal kırıklığına uğrattı. Fabinho’nun oyundan alınmasını da açıkçası anlayamadım. Elbette karar sizin, mutlaka bir bildiğiniz vardır.
Trabzonspor maçlarında hakem tartışmalarının artık son bulması gerekiyor. Sayın TFF Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, göreve gelirken adalet sözü verdiniz. Peki soruyorum: Adalet bu mu? Trabzonspor ayrıcalık istemiyor. Kimsenin kollamasını da istemiyor. Tek istediğimiz adil yönetim. Fatih Tekke defteri kapandı. Şimdi önümüzdeki maçlara bakacağız. Ama bu kez sadece skora değil, Trabzonspor’un nasıl ayağa kalkacağına bakacağız. Çünkü bu takımın artık bahaneye değil, mücadeleye ihtiyacı var. (Efe Kaan ÖZTÜRK)