Geçen sezon Süper Lig'i 69 puanla üçüncü sırada tamamlayan, deplasmanda 17 maçın 11'ini kazanarak dikkat çeken ve Türkiye Kupası'nı müzesine götüren bir Trabzonspor vardı.

Bugün ise aynı takımın daha sezonun başında Avrupa'da ağır bir darbe aldığını, ardından Süper Lig'de Amedspor karşısında aldığı yenilgiyle teknik direktörü Fatih Tekke ile yollarını ayırdığını konuşuyoruz.

Üstelik bu sezonun Trabzonspor'u, geçen sezonun Trabzonspor'undan daha güçlü bir kadroya sahip.

Dünyaca ünlü Muhammed Salah geldi.

Onana tekrar geldi.

Kaliteli, kariyerli oyuncular geldi.

Transferler camianın beklentisini yükseltti.

Hedef artık üçüncülük değil, zirveydi, şampiyonluktu.

Peki ne oldu?

Neden daha güçlü görünen kadro, daha güçlü bir takım görüntüsü veremedi?

İşte asıl sorulması gereken soru budur.

Çünkü futbolda yıldız transfer etmek başka, yıldızlardan takım yapmak başka şeydir.

Salah tek başına Trabzonspor'u şampiyon yapamaz.

Onana tek başına savunmayı düzeltemez.

Bir takımın formasına milyonlarca euro değerinde futbolcuları koyabilirsiniz ama eğer o soyunma odasında adalet duygusu yoksa, saha içinde görev paylaşımı doğru yapılmıyorsa, futbolcu kendisini değerli hissetmiyorsa, milyon euroluk takım bile milyonluk hayal kırıklığına dönüşebilir.

Bence mesele burada başlıyor.

Trabzonspor'da konuşulması gereken en önemli konulardan biri de forma adaleti.

Kim ne kadar kazanıyor?

Kim neden oynuyor?

Kim neden oynamıyor?

Kim performansıyla formayı hak ediyor?

Kim, ismi ve sözleşmesi nedeniyle mi sahada?

Bunların cevabı futbolcunun kafasında soru işareti oluşturuyorsa, o takımda huzurdan söz etmek kolay değildir.

Elbette futbolcuların maaşlarını, primlerini veya özel sözleşmelerini bilmiyoruz. Bu nedenle “soyuma odasında kesin olarak ücret adaletsizliği var” demek doğru olmaz.

Ama ücret farklarının takım içindeki adalet algısını etkileyip etkilemediği mutlaka sorgulanmalıdır.

Çünkü bir futbolcu kendisinden daha fazla kazanan oyuncunun performansını yetersiz görüyor ama yine de onun oynadığını düşünüyorsa, problem yalnızca teknik değildir.

Bu, yönetim problemidir.

Bu, adalet problemidir.

Bu, zamanla takımdaşlık problemine dönüşür.

Fatih Tekke meselesi daha da düşündürücü

Fatih Tekke'nin Ferencvaros karşısında alınan ağır yenilginin ardından istifa ettiğini açıklaması, yönetimin ise ilk aşamada bu istifayı kabul etmemesi başlı başına önemli bir olaydı.

Tekke, 4-0'lık yenilginin ardından sorumluluğu üzerine alarak istifa ettiğini açıkladı. Yönetim ise bu kararı kabul etmedi. Ardından Amedspor yenilgisi geldi ve yollar ayrıldı.

Burada şu soruyu sormak gerekiyor:

Madem Fatih Tekke'nin istifası doğru değildi, neden birkaç gün sonra yollar ayrıldı?

Yok eğer ayrılık kaçınılmazdıysa, neden ilk istifası kabul edilmedi?

Trabzonspor gibi büyük bir kulüpte yönetim kararları bu kadar kısa süre içinde birbirinin tersine dönmemeli.

Çünkü bu durum sadece teknik direktörü değil, futbolcuyu da taraftarı da düşündürür.

Bir teknik direktörün otoritesi, yönetimin arkasında ne kadar durduğuyla da ilgilidir.

Tekke'nin hiç mi suçu yok? Elbette var.

Teknik direktör sahaya çıkan takımın başındaki isimdir. Oyuncu tercihleri onundur. Taktik onundur. Oyuncuların psikolojik hazırlığı onun sorumluluğundadır.

Geçen sezon başarılı bugün ne değişti?

İşte Trabzonspor yönetiminin asıl olarak bunu araştırması gerekiyor.

Salah geldi, dengeler değişti mi?

Bence bu da Trabzonspor'un üzerinde ciddi biçimde düşünmesi gereken bir konudur.

Dünyaca ünlü bir oyuncuyu kadroya katmak büyük bir başarıdır.

Ancak böyle transferler yalnızca saha içine değil, soyunma odasına da etki eder.

Bir anda takımın yıldızı değişir. İlgi değişir. Medya değişir. Taraftarın beklentisi değişir.

Oyuncuların birbirine bakışı bile değişebilir.

Salah'ın ilk lig maçında yedek başlaması bile takımın yeni yıldızının sisteme nasıl yerleştirileceği konusunda teknik açıdan önemli bir tartışmanın olduğunu gösteriyordu. Daha sonra sahaya girerek bordo-mavili formayla ilk maçına çıktı.

Dolayısıyla mesele “Salah oynasın mı oynamasın mı?” değildir.

Mesele şudur:

Salah'ı da diğer oyuncuları da aynı takımın parçası haline getirecek sistem kurulabildi mi?

Trabzonspor'un asıl problemi belki de kadro değil, dengedir.

Bugün Trabzonspor'un elinde kötü bir kadro olduğunu söylemek mümkün değil.

Tam tersine,

Bu kadro doğru yönetildiğinde Türkiye'de şampiyonluk yarışının içerisinde olacaktır.

Ama futbolda sadece iyi futbolcular yetmez.

İyi futbolcular + doğru teknik direktör + adaletli forma dağılımı + güçlü yönetim iradesi + huzurlu soyunma odası = başarılı takım.

Bu denklemin bir halkası eksikse diğerlerinin hiçbir anlamı kalmaz.

Trabzonspor'un bugün yapması gereken ilk iş yeni bir teknik direktör bulmaktan önce soyuma odasının nabzını tutmaktır.

Kim neden mutsuz? Takım içerisinde gruplaşma var mı?

Ücret dengesi futbolcuların motivasyonunu etkiliyor mu?

Forma performansa göre mi dağıtılıyor?

Yönetim ile teknik heyet arasında futbolcu tercihleri konusunda görüş ayrılığı yaşanıyor mu?

Bunlar konuşulmadan getirilecek yeni teknik direktör, sadece yeni bir isim olur.

Çözüm olmaz.