İnsanın hayatında bazı anlar vardır, O an yaşanırken sıradan gelir. Bir telefon, bir kahve, bir sofrada yan yana oturmak. Bir “Nasılsın?” sorusu, Bir “Kendine dikkat et” sözü, Bir sarılma,

Oysa insan, bazı sıradan anların hayatındaki son an olduğunu bilmiyor.

Son kez elini tuttuğunu bilmiyor.

Son kez sesini duyduğunu bilmiyor.

Son kez aynı sofrada oturduğunu bilmiyor.

Son kez “Seni seviyorum” deme fırsatının o an olduğunu bilmiyor.

İşte hayatın en acı tarafı da bu,

İnsan vedaların çoğunu veda olduğunu bilmeden yaşıyor.

Babanız bugün yanınızdaysa, sarılın.

Anneniz hayattaysa, başını omzunuza yaslayın.

Kardeşinizle aranız açıksa, gururu bir kenara bırakın, gidin sarılın.

Eşiniz yanınızdaysa, bir an durun ve gözlerinin içine bakın.

Sevgiliniz hayatınızdaysa, ona sevginizi söyleyin.

Dostunuz hâlâ sizi arıyorsa, telefonunu açın.

Çünkü insan, kaybettikten sonra çok şey anlıyor.

Ama bazı şeyleri anlamanın bedeli çok ağır oluyor.

Bir mezarın başında durup;

“Keşke daha fazla konuşsaydık” demek hiçbir şeyi değiştirmiyor.

“Keşke onu daha çok arasaydım” demek telefonu yeniden çaldırmıyor.

“Keşke son gün yanında olsaydım” demek zamanı geri getirmiyor.

“Keşke ona seni seviyorum deseydim” demek artık o cümleyi duyacak kulağı geri getirmiyor.

İşte buna hayatın en ağır kelimesi deniyor: KEŞKE.

Ve biliyor musunuz?

Keşke, insanın omzuna çöken bir yüktür.

Taşınır… Ama indirilemez.

Çünkü bazı kayıpların telafisi yoktur.

Bazı kapılar bir daha açılmaz.

Bazı telefonlar bir daha çalmaz.

Bazı sesler bir daha duyulmaz.

Bazı insanlar bir daha sofranıza oturmaz.

Bir gün odasına girersiniz…Eşyaları yerli yerindedir.

Gömleği dolaptadır. Ayakkabısı kapının kenarındadır.

Çekmecesinde kullandığı eşyalar duruyordur.

Ama kendisi yoktur.

İşte o zaman insan anlar,

Meğer insanın kıymeti, yanında olduğu günlerde değil; yokluğunda daha çok hissediliyormuş.

Ama ne acıdır ki bunu anlamak için bazen çok geç kalıyoruz.

Yanımızdaki insanın kıymetini bilmiyoruz.

Kırıyoruz. Üzüyoruz.

Küslükleri uzatıyoruz.

Gurur yapıyoruz.

“İlk o arasın” diyoruz.

“Ben neden özür dileyecekmişim?” diyoruz.

“Nasıl olsa yarın konuşuruz” diyoruz.

Oysa ölümün olduğu yerde yarının garantisi hiç yoktur.

Bugün konuşabileceğiniz insan, yarın toprağın altında olabilir.

Bugün elini tutabileceğiniz insan, yarın yalnızca bir fotoğraf olabilir.

Bugün “anne” diye seslenebildiğiniz insan, yarın mezar taşında sadece bir isim olabilir.

Bugün “baba” diyebildiğiniz insan, yarın toprağın altında sessizce yatıyor olabilir.

Ve siz,

Bir mezarın başında, içinizden milyonlarca kez, “Baba, keşke…” diyebilirsiniz.

Ama o “keşke”nin artık hiçbir hükmü yoktur.

Çünkü,

Toprak aldığını bir daha geri vermiyor.

Ne para işe yarıyor o zaman,

Ne makam, ne şöhret, ne gurur…

Ne de “haklıydım” demenin bir anlamı kalıyor.

Çünkü ölüm karşısında haklılığın da haksızlığın da bir anlamı yoktur.

Geriye sadece sevgi kalıyor.

Geriye sadece hatıralar kalıyor.

Geriye sadece “iyi ki”ler ve “keşke”ler kalıyor.

Öyleyse gelin, hayatımızdaki insanlara “iyi ki” dedirtelim.

Annemize, Babamıza, Kardeşimize, Eşimize, Sevgilimize, Dostumuza.

Bize değer veren herkese…

Onların hayatımızdaki yerini bugün söyleyelim.

“İyi ki varsın.”

“İyi ki hayatımdasın.”

“Seni seviyorum.”

“Bana hakkını helal et.”

Bu cümleleri söylemekten utanmayın.

Çünkü sevgi saklanacak bir şey değildir.

Seviyorsanız söyleyin.

Özlediyseniz arayın.

Kırdıysanız özür dileyin.

Kırıldıysanız affedin.

Sarılabiliyorsanız sarılın.

Öpebiliyorsanız öpün.

Çünkü bir gün sarılmak isteyip sarılamayabilirsiniz.

Öpmek isteyip öpemeyebilirsiniz.

Aramak isteyip arayamayabilirsiniz.

Ve o gün geldiğinde, elinizde yalnızca bir fotoğraf kalabilir.

Bir mezar kalabilir.

Bir avuç toprak kalabilir.

Ve içinizde hiç susmayacak bir cümle, “Keşke…”

O yüzden bugün,

Annenizin elini tutun, Babanıza sarılın, Kardeşinizi arayın, Dostunuzun kapısını çalın.

Sevgilinize güzel bir söz söyleyin.

Ve hayatınızdaki insanlara onları ne kadar sevdiğinizi hissettirin.

Çünkü hayat çok kısa,

İnsan ömrü ise sandığımızdan çok daha kısa.

Bugün yanımızda olanların, yarın sadece hatıramız olacağını bilmiyoruz.

Belki de bu yazıyı okuduktan sonra yapacağınız en güzel şey, telefonunuzu elinize almak ve sevdiğiniz birini aramaktır.

Sadece, “Nasılsın?” deyin.

Sonra da “Seni seviyorum. İyi ki varsın” deyin.

İnanın, bazen bir insanın bütün gününü değiştirmek için bundan daha güzel bir cümleye ihtiyaç yoktur.

Ve unutmayın, toprak aldığını geri vermiyor.

Öyleyse sevdiklerinizi toprağa emanet etmeden önce onların kıymetini bilin.

Çünkü bazı vedalar vardır; insan onları yaşarken veda olduğunu bilmiyor.