Dünya siyasetinde bazı haberler vardır; yüksek sesle duyurulur ama en çok sessizleri yaralar. Trump’ın Maduro’yu “alması” da tam olarak böyle bir haberdi. Manşetlerde liderler vardı, açıklamalarda güç gösterileri…Satır aralarında ise yine halk yoktu. Oysa asıl yaralanan onlardı.
Uluslararası siyaset çoğu zaman gerçekleri şefkatle değil, çıkar terazisiyle tartar. Liderler alınır, açıklamalar yapılır, güç gösterileri sergilenir. Bedelini ise her zamanki gibi sıradan insanlar öder. Yani masum halk.!
Bir ülkenin kaderi, iki liderin restleşmesine sığdırılabilir mi?
Bir çocuğun açlığı, bir annenin çaresizliği, bir yaşlının umutsuzluğu diplomatik bir hamleyle ölçülebilir mi?
2026’nın ilk günlerinde yaşananlar, insanlık adına düşündürücü olduğu kadar onur kırıcıdır. Haber bültenleri “Maduro alındı” dedi. Ama kimse çıkıp “Venezuela halkı kurtuldu” demedi. Çünkü bu tür hamleler, çoğu zaman halkları özgürleştirmez; sadece yalnızlıklarını derinleştirir.
Ambargolar kağıt üzerinde rejimleri hedef alır ama mutfakta tencereyi boş bırakır. Siyasi zaferler kürsülerde alkışlanır, sokakta ise gözyaşı olarak birikir.
Belki de artık şunu sormanın zamanı gelmiştir:
Dünya, sorunlu liderleri gerçekten cezalandırmak mı istiyor, yoksa gücünü hatırlatacak yeni sahnelere mi ihtiyaç duyuyor?
Eğer mesele adaletse, bu adalet neden hep geç geliyor?
Eğer mesele halksa, neden halk hep en son hatırlanıyor?
Bir lider alındı.
Ama bir halk, yine kaderiyle baş başa bırakıldı.
Ve dünya, bir kez daha, sessiz acıların üzerini gürültülü açıklamalarla örtmeyi seçti.
Yaşananlara Türkiye açısından baktığımızda;
Maduro üzerinden yaşananlar, Türkiye’de farklı siyasi görüşleri ortak bir duyguda buluşturdu. İslamcısı, Kemalisti, Milliyetçisi, Sosyalisti… Ortak mesaj netti: “Biz kendi içimizde tartışırız ama dışarıdan dayatmaya boyun eğmeyiz.” Muhalefet içeride olur; dış müdahale ise bambaşka bir anlama gelir.
Halkın oylarıyla seçilmiş hiçbir lider, hangi görüşten olursa olsun, böylesi bir muameleyi hak etmez. Çünkü mesele tek bir isim değildir; mesele millet iradesidir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dır ve halkın oylarıyla seçilmiştir. Bu ülkede irade sandıkta tecelli eder. Hiçbir dış güç, bu iradeyi yok sayarak sınırları zorlayamaz, had bildirmeye kalkamaz; zira karşısında Türk halkını bulur.
Seçimle iş başına gelen meşru Cumhurbaşkanımız ve yönetim üzerinden, kimse bu ülkeye parmak sallayamaz, gözdağı veremez. Bu millet, iradesine ve onuruna yönelen her tehdide demokratik, siyasi ve ahlaki duruşuyla cevap verir. Türkiye sahipsiz değildir.
Bunu 15 Temmuz ‘da denediler ve gördüler. Türk Milleti; kendi devletini, kendi devletinin Cumhurbaşkanını parti gözetmeksizin korudu. Tankın altına yatmış, devletine sahip çıkmış bir milletten bahsediyoruz.
Bu ülkenin evlatları ne vatanını verir, ne iradesini, ne Cumhurbaşkanını, ne de yanında durduğu adamı…Herkes haddini bilecek.
Son bir kişi kalsa dahi sancak yere düşmez.
Çünkü bu toprakların sessiz ama kararlı sahipleri, isimsiz fedaileri vardır.
Biz Türk Halkı olarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin şeref ve haysiyetini her şeyin üstünde tutarız.
Vatan hesapsız, kitapsız sevilir.
Ülkemizin ve devletimizin değerini bilelim.
Ve biz birlikte olduğumuz sürece, adımız Türkiye’dir.