Ben daha önce söylemiştim.

“Dünya kupasında ABD dönüşü Montella’yı İtalya’da indirin. Türkiye’ye getirmeyin” diye.

Çünkü mesele sadece bir teknik direktör meselesi değildi.

Mesele, A Milli Takım’ın geleceğiydi.

Mesele, milyonlarca insanın yüreğinde taşıdığı ay-yıldızlı formaydı.

Mesele, milli duyguydu.

Ama ne yazık ki Montella ile devam kararı verildi.

“Devam edelim, belki düzelir” denildi.

Düzelmedi.

Tam tersine, hatalar zinciri büyüdü.

24 yıl sonra Dünya Kupası'na gittik.

Rezil olarak geri döndük.

Şimdi soruyorum:

Biz bu Dünya Kupası'na neden gittik?

Sadece katılmak için mi?

Fotoğraf çektirmek için mi?

Forma giymek için mi?

Yoksa Türkiye'yi temsil etmek, mücadele etmek ve milletimize gurur yaşatmak için mi?

Sonra ne oldu

Dünya Kupası'nın ardından “ders çıkaracağız” denildi.

Montella görevinin bitmediğini, daha güzel günler yaşanacağını söyledi.

Peki sonra?

UEFA Uluslar A Ligi'nde sahneye çıktık.
Fransa'ya 1-0 yenildik
İtalya’ya 4-1,
ve Belçika’ya 3-0 ile rezil olduk.

Fransa’ya yenildik İtalya karşısında 4-1 ile rezil olduk.

Şimdi de yine aynı sözler, “Ders çıkaracağız.”

“Düzelteceğiz.” “Daha iyi olacağız.”

Fasa fiso

Türk futbolunun kronik hastalığı budur.

Dünya kupasında, Uluslar Lig’de sıfır çeken milli rezaleti yaşatan Montella derhal ülkesine sınır dışı edilmeli.

Milli takımın formasını giymek büyük bir onurdur.

Ama o formanın bir de sorumluluğu vardır.

Çünkü o forma yalnızca futbolcunun sırtında değildir.

O forma 86 milyon insanın yüreğindedir.

Ama maalesef dünya üçüncüsü bir takımı dünyaya rezil ettiler.

Gelelim Bodrum'daki villalara.

Başarısızlığı villalar ile ödüllendirirken, başarıyı ne ile ödüllendireceksiniz.

Yanına bir de yat koyun olup gitsin.

Bana göre o villalar Filenin Sultanlarının hakkıdır.

İki kez Avrupa Şampiyonluğu bir kez de Dünya ikinciliği kazanan kızlarımızın hakkıdır.

Ben hâlâ aynı düşüncedeyim.

Bu Montella ile bu iş olmuyor.

A Milli Takım'ın teknik direktöründen başlayarak ciddi bir futbol yapılanmasına ihtiyaç vardır.

Ama bu sadece hocayı değiştirerek olmaz.

TFF'nin futbol aklı yeniden sorgulanmalıdır.

Altyapı yeniden ele alınmalıdır.

Oyuncu seçimi, performans değerlendirmesi, scouting sistemi, milli takım organizasyonu, teknik kadro ve futbol yönetimi bir bütün olarak masaya yatırılmalıdır.

Bizim derdimiz Türkiye'nin itibarıdır.

Dünya Kupası'na 24 yıl sonra gidip daha ilk iki maçta elenmek büyük bir hayal kırıklığıdır.

Uluslar Ligi'nde ağır yenilgi almak başka bir hayal kırıklığıdır.

Bütün bunların üzerine hâlâ “biraz daha bekleyelim” deniliyorsa, buna da itiraz etmek gerekir.

Çünkü milli takım deneme tahtası değildir.

Türkiye'nin milli takımıdır.

Türkiye’nin milli onurudur.

Ve o formanın arkasında milyonlarca insan vardır.

O insanların hayalleri vardır.

Çocukların gözleri vardır.

Tribünlerde ağlayan anneler, babalar vardır.

Kahvede maçı izleyen emekli vardır.

İşini bırakıp milli takımın peşinden giden taraftar vardır.

Ve onların tek beklentisi şudur,

Mücadele edin, kaybedebilirsiniz.

Ama savaşmadan, planınız olmadan, sorumluluk almadan kaybetmeyin.

Çünkü millet yenilgiyi kabul eder ama ruhsuzluğu, hesapsızlığı ve ayrıcalığı asla kabul etmez.

Milli takımın itibarı yeniden sağlanmalı.