Geçen hafta bizim gazeteden Yusuf Turgut Bey kendisi ile bir röportaj yaptı, internet sitemizde okumanızı tavsiye ederim.
Eyüp Beyi 45-50 yıldır tanırım, müthiş siyasetçidir. 5 dönem milletvekilliği, 2 dönemde Bakanlık yapmış ender siyasetçilerdendir. Son Bakanlığında Alaattin Çakıcı ile iddialar onun önce Bakanlıktan sonra da vekillikten istifalarına yol açmıştı. ANAP’ın son dönemlerinde, sanırım 2001 Kongresinde çıktı Mesut Yılmaz’ın karşısına parti genel başkanlığı için aday oldu, kaybetti. İstifa etti Doğru Yol Partisine (DYP) girdi, oradan da 21.ci ve son dönem milletvekili seçildi.

Devlet Bakanı olduğu son dönem Tekel’den sorumlu bakandı. Hani anayasa kitapçığının Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından Başbakan Ecevit’e fırlatıldığı dönem. Kemal Derviş, ABD Dünya Bankası tarafından gönderilen bir ekonomist (!) onunla ekonomi güya kurtarılacak. O gelir gelmez Tekel konusuna da hızlı el atmıştı, o zamana kadar ithal edilemeyen Amerikan sigaraları bir anda raflarda buluvermişti Türk milleti. Vardı evet ama İzmir Torbalı’da fabrikası olan şirket üretip dağıtıyordu, Derviş gelince üretmeyende “ithal edebilir” dendi ve ortalık bir anda yangın yerine döndü. Türk tütününe kota kondu! En çok satan sigara o dönem Tekel2000 sigarası, onunda sertleştirici katkısı Akçaabat tütünü. Çıkardıkları yasalarla şak diye Akçaabat tütünü taca çıktı! Uzun mesele, bunu bir ara size yazarım. Ardından mevcut Tekel binaları kapışılmaya başlandı. Başında Eyüp Bey var elbette, ağanın eli tutulmaz. Akçaabat, Arsin falan Tekel binalarını Belediyelere devretti. Ama bir haber aldık ki Trabzon Tekel binası (Atapark’daki) işadamlarına söz verilmiş! Hatta kollarını sıvayan TTSO burası için KTÜ’den ilgili ve bilgili (!) hocalara projeler bile yaptırmış. Resmen ortaya pastayı koymuş paylaşıyorlar yani.
Ben o dönem hem İskenderpaşa Mahallesi Muhtarı hem de Trabzon Muhtarlar Derneği Başkanı. “Olmaz” dedik, “Diğer Tekel binaları yerel yönetimlere verilirken niye Trabzon içindeki bina işadamlarına veriliyor? Bu bina da Trabzon Belediyesi’ne verilsin…” özü ile Trabzon’daki tüm Sivil Toplum Kuruluşlarını bir araya getirdim. 100 küsur dernek, vakıf, STK. Gittik Atapark’da bir basın toplantısı yaptık, aradım koştu geldi Asım Efendi. TTSO’yu da çağırdım! Sağ olsun rahmetli Mazhar Afacan Bey başında, baktı olmuyor kalktı geldi. Bir yanıma Trabzon Belediye Başkanı Asım Aykan’ı aldım diğer yanıma TTSO, Esnaf Odaları falan, arkamızda 100 küsur STK bir basın açıklaması yaptık. Yetmedi 2 yerde (Atapark ve Meydan Parkında) imza kampanyası başlattık. Bir haftada 52 bin 50 imza topladık.
İmzaları bizzat ben Eyüp Beye (DSİ Misafirhanesinde) basını da çağırarak verdim. “Ula Muhtar, bu kadar imza olur mu? Gümüşhane’den Rize’den adam mı getirip imzalattınız?” demişti.
Geri adım attı Eyüp Bakan ve Tekel Binasını Trabzon Belediyesine verdi. Şuan üzerinde hem Trabzon Büyükşehir Belediyesi hem de bir AVM var.
Çok hareketli ve sempatik (işyerlerimiz karşılıklı idi) komşumdu Eyüp Bey.
Röportajı okuyunca tarihe bende bir not düşeyim dedim,
Sağlıcakla ve sıhhatle Eyüp Bakanım…
BİR DE ALİ KEMAL BEYİ ARA…
Hazır bugün Eyüp Aşık ile başladık yazılara, onunla devam edelim.
Turgut Özal ANAP’ı kurduğunda Trabzon’da sağ kolu Eyüp Bey idi. diğer kollardan biri de Ali Kemal Başaran ama Eyüp Bey ayrı idi Özal için. Çünkü ikisi de aynı cemaatten, Nakşi. Ali Kemal Bey daha frapan, daha modern ve daha toplum adamı ama Eyüp Bey ona göre daha muhafazakâr. Şöyle diyeyim, Ali Kemal Bey daha yeni geçen sene Hacca gitti, Eyüp Bey milletvekili olmadan o görevi tamamlamıştı bile.

Eyüp Bey seçim çalışmaları yaparken Trabzon köylerinde dolaşıyor, sarılıyor, hal hatır soruyor yani halkla iç içe siyaset yapıyordu. Her köy kahvesinde onlarla bir kahve içiyor her camide mutlaka bir vakit namazı kılıyordu. Halkla her sohbette de “Bak ben Ankara’ya gidersem, mutlaka bana uğrayın. Uğramadan geçerseniz hatırım kalır. Bir derdiniz bir sıkıntınız olduğunda mutlaka arayın” deyip telefonunu da vatandaşa bırakıyordu.
Gel zaman git zaman, Eyüp Bey milletvekili oldu.
Trabzonlu bir amca da İstanbul yoluna gidiyor, arabaları Ankara’dan da geçiyor. Amcanın hemen aklına Eyüp Bey geliyor, “dur bir arıyayım, hatrı kalmasın” diyor ve gece 3 de Eyüp Beyi arıyor. Paldır küldür Eyüp Bey telefonu açıyor, bakıyor bizim Trabzonlu amca. “Buyur” diyor “bir sıkıntı mı var?”, Amca sakin “Yooo…” diyor “Geçiyordum Ankara’dan, aramazsan hakkın kalır demiştim, aradım” diyor.
“Heeee…” diyor Eyüp Bey, “Dur ben sana Ali Kemal Beyin de numarasını vereyim. Bir de onu ara…”
Valla bu kadar keskin zekâlı vekile rastlamak çok zor son dönemlerde, değil mi?
OLMADI, SANA YAKIŞMADI AHMET KAYA…
4-5 gün önce bir paylaşımını gördüm Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya’nın. Bir sağlık kuruluşunu ziyaret ediyor, diyaliz hastalarına şifalar diliyor ve şu paylaşımda bulunuyor: “Özel Yavuz Selim Diyaliz Merkezinde tedavi gören hastalarımızı ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerimizi ilettik. Hemşehrilerimizin yanında olmak, onlarla sohbet etmek ve gönüllerine dokunabilmek bizim için çok kıymetli. Tüm hastalarımıza sağlık ve şifa diliyor, hastalarımızla yakından ilgilenen sağlık çalışanlarımıza teşekkür ediyorum.”
Güzel bir davranış, sağlık her şeyin üstünde buraya kadar her şey güzel, bir şey dediğimiz yok. Ama o diyaliz hastaları arasında biri var, ona gidiyor. Onu tanıtan eski vekilimiz Ali Kemal Başaran, diyor ki “Bu hasta koro şefimiz. Keman sanatçısı ve bende kendisinden çok ders aldım…” ve Ahmet Kaya “Heeeee… Keman çalıyor musunuz yine? Geçmiş olsun” deyip geçiyor…
Verdiği cevap ve cevap verdiği kişiyi görünce içim cız etti!

Ahmet, sen belli ki bilmiyorsun ama o “hala keman çalıyor musunuz?” diye sorduğun kişi, Trabzon’un en önemli bestekâr sanatçılarından biri Ergin Ören’dir. Ergin abi, senin o sorduğun kemanı değil sadece, ud’u kanun’u yeme yer, yeme. Trabzon’un kültür ve sanat dünyasında Ergin şef önemli bir değerdir. Onlarca eseri, yüzlerce yetiştirdiği öğrencisi vardır. Sacit hocalardan ders almış, Ahmet Selim Teymur’lar, Temel Şükrü Doğru’larla musiki yapmış, yıllarca şef Suat Kurtuldu’nun korosunda şef saz olarak sanat icra etmiş daha sonra da yıllarca Halk Eğitim Merkezi’nde onlarca öğrenci yetiştirmiş, koro şefliği yapmış bir eczacı abimizdir. Sen onu belli ki tanımıyorsun, onu gördüğünde elini öpmen gerek elini.
Onu ayakucuna koyduğun çiçekle “hala keman çalıyor musunuz?” sözünü ekleyerek geçiştirmeni yıllardır bu sanata emek vermiş biri olarak üzülerek seyrettim. Bu değerleri evinde ziyaret etmen gerek, onların dertlerini kederlerini öğrenmen gerek Ahmet.
Ve bunları sana elbette yanındaki kültür ve sanat insanları hatırlatması lazım.
Var mı?
Olsa zaten o soruyu o sanatçıya sormazsın!
Son bir öğüt sana Ahmet Kaya, “yola çıktıkları ile değil, yolda buldukları ile yola devam edenlerin sonu: Volkan Canalioğlu…”
Anladın mı, anladıysan iyi…
HAYIRDIR? İŞİNİZ Mİ VAR?
Geçen hafta “30 Ağustos’a Otobüs Kalkar mı?” başlıklı bir yazı kaleme almış Malazgirt Zaferi’nin 955. Yıl dönümü için Trabzon’dan 484 kilometre uzaktaki Muş’a otobüslerle 1000 kişi ile katılım gösteren AKP Trabzon İl teşkilatlarına bir soru sormuştum:
“Önümüzde 30 Ağustos törenleri var. Ardından 29 Ekim ve 10 Kasım’da geliyor. Bu törenler için acaba törenlere Trabzon’da kaç otobüs kaldıracaksınız?”
Trabzon Büyükşehir Belediyesi 30 Ağustos için tüm otobüsleri bedava yaptı.
Tören programına baktım, Valilik önünde Atatürk Anıtına çelenk sunmak ve tebrikat törenleri ve ardından yapılan resmigeçit, öğrenci etkinlikleri falan…
Bunlar her yıl yapılan resmi program.

Gözlerim o Malazgirt’e gidenleri aradı, anaaaa hala kendilerine gelememiş uyuyor gariplerim. Hiç biri ortalıkta yok! O Malazgirt arenasında sosyal medyalarında boy boy fotolarını paylaşanlardan kimse yok!
Bir şey daha yok!
30 Ağustos Trabzon törenlerinde 4 AKP’li vekil de yok! (İYİ Parti vekili de yok)
Ankara’da PKK militanlarına özgürlük deyip, Trabzon ilçelerinde şehit mezarlığı dolanıp el açıp âmin dilenmeleri demek ki ağır basmış! Çarpmış AKP’li vekilleri, kendilerine gelemiyorlar.
Bedava otobüse bile binip gelememişler…
FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR!
Yazar Simon Kuper’in yazdığı bir kitabın adı bu, Futbol Asla Sadece Futbol Değildir.
Bu hafta Pazartesi bu köşeden, yapmayın etmeyin dedik, germeyin ortalığı. Trabzonspor centilmenliğin sembolüdür dedik, Amedspor’u PKK ile özdeşleştirmeyin dedik. Hatta bir sıkıntınız varsa gidin sizi sonuna kadar destekleyen iktidarınıza söyleyin, “niye PKK uzantısı olarak gördüğümüz Amedspor’u Süper Lige aldınız?” diye sorun dedik sıkıyorsa.
Kime dedik? Elbette şu an Trabzonspor’u yönetenlere dedik.

Bakın daha yeni, İngiltere’de Acun’un sahibi olduğu Hull City takımının play-off finalinde rakibi normal şartlarda Southampton olmuştu. Ama gitti bir video yayınladılar, Hull City antrenmanını bir Southamptonlu videoya çekiyor. Bunu “casusluk soruşturması” içine soktular şak diye tarihi bir ihraç verdi İngiliz Federasyonu ve Hull City’nin finalde rakibi Middlesbrough oldu. Kimse ağzını açabildi mi? Açamadı, esameleri bile okunmadı.
Şimdi sende federasyon yok mu? Çıksın bu takımın “kin ve nefret yaydığını, bölücülük yaptığını, halkı galeyana getirdiğini” falan öne sürsün ve Süper Ligden ihraç etsin! Edebilir mi? Edemez, çünkü desteğ-i iktidarları yeni açılım süreci yapıyor!
Bakın önce Trabzon sokaklarında Amedspor forması ile dolaşan bir bayana saldırıyı paylaştılar sonra Diyarbakır’da oynan maç öncesi görüntüleri. Hatta Trabzon’dan tüm Türkiye’ye öğrettiğimiz tabut mizansenini bu sefer şak diye bize yaptı Diyarbakırlılar. Hepsi bir düzmece çünkü, ayrıştır böl yönet…
Bunun kapısını açanlardan biri de Trabzonspor’u yönetenler dedik, hala diyoruz. Hatta bu oynanan oyundaki bir hamle de Atatürk düşmanı olduğunu her fırsatta söyleyen birini getirip Trabzonspor’un tek tribün lideri seçtirmeleri oldu. Yani demem şu ki, bizi ayrıştırmaya uğraşan bir plan, bir proje var. Bizlerde bu projenin yapı taşlarıyız.
Niye arkadaş, niye? Ülkemizin iki tane güzide Anadolu takımı maç yapıyor, bu kadar kutuplaşmaya, gruplaşmaya gerek var mıydı? Binlerce mesaj yayıldı sosyal medyada, görmüşsünüzdür. Diyorlar ki “Trabzonsporlu değilim ama bu akşam TS’liyim, yenin şu PKK’lıları”…
Bir Allah’ın kulu yönetici de çıkıp demiyor ki, arkadaşlar sakin olun. Bu bir futbol maçı, iki kulüpte kardeş kulüptür. Centilmen bir hava da maçımızı oynayacağız. Hak eden kazansın…
Siz şimdi seyreyleyin o Trabzon stadında ikinci yarı Amedspor maçında, Atatürk düşmanı tribün liderinin elindeki salladığı sarı torbaları…
Diyorum ki, bu işin futbolla falan bi’ alakası yok.
Siyasi konjonktür ve devlet aklı, ne diyorsa o…