Fındığın ana üretim bölgesi ve ilk dikildiği yerler olan Ordu’nun Ünye ilçesinin doğusunda giderek geçim kaynağı olmaktan çıkmaya başlaması, en hızlı Trabzon’da yol alıyor.
Son yapılan tespitlerde 65 bin hektar civarında fındık bahçesinin yer aldığı Trabzon’da üretici diye tarif edilen ve bu üründen geçinenlerin oranı yüzde 5’in bile altına düşmüş durumda. Giresun Trabzon’dan, Ordu ise Giresun’dan daha iyi…
Bu yıl yapılan tespitlere göre dönümde ortalama 60 kilo civarında fındığın alınmasının tahmin edildiği Trabzon’da, görülen o ki rekolte daha da düşük olacak.
Neden mi?
Hani genel de, “Fındıkta rekolte çuvala girince belli olur” denir ya!
Bizimkisi orta kuşakta yer alan bahçesinden topladığı fındığı manava getiren üretici ile ilgili tespitimiz…
Geçen yıl 3 tona yakın fındık yapan üretici aynı yerden bu yıl 1 ton 700 kg fındık toplayabilmiş. Nerede ise yarı yarıya bir azalma…
Ama dahası var!

Fındıktaki kalite, yani randıman sorunu, daha doğruşu kaybı.
Geçen yıl 44 randıman olan fındığı, bu yıl 33 randıman verdi.
Biraz fındık, biraz Trabzonspor derken (Frençvaroş maçı sonrası, Başakşehir öncesi) nasıl denir? “Yumdu gözünü açtı ağzını!”
Araya bile giremedim!
Çünkü her ikisinde de haklıydı.
Şimdi Başakşehir karşısında oynanan oyun (hakeminkine rağmen) ile alınan galibiyet durumu düzeltti. Ama fındıkta değişen bir şey yok, olmayacak da gibi.
Bize de düşen de çuvala giren fındık üzerinden bu tespiti aktarmak kaldı…
MESLEKTAŞIM ALİ EKBER’İN UYARISI…
Ama tam çeyrek asır, yani 25 yıl önce Trabzon Ticaret Borsası’nın aylık yayın organı olan dergide yer alan, ancak bugüne kadar hep “kulak ardı” edildiği içinde kayıpları dile getiren bir uyarı…
Türkiye tarımını eksileri ve artılarıyla çok iyi bilen, analiz edip, çözüm önerileri de sunan Ali Ekber Yıldırım’ın “Fındığın Önemini Kavrayamadık” başlıklı yazısına, bugün “Ne zaman kavradık ki?” diye sorarak yaptığı tespiti önce paylaşalım:

“Fındık üretiminde ciddi bir planlama yapılamadığı için stoka üretim yapılması üreticiyi de devleti de büyük zarara uğratmıştır. Sistemdeki büyük yanlışlık oy kaygısı ile giderilememiş, çıkarılan yasalar uygulanmamıştır.”
Sonra da geçmişten günümüze devam eden en büyük hastalığı iki cümle ile şöyle dile getirmişti:
“Bu tablo yıllardan beri hiç değişmedi. Günübirlik politikalar ve sadece fiyat üzerinden yapılan tartışmalar fındıktaki çözümsüzlüğü derinleştiriyor.”
ŞİLİ’NİN FINDIK PROJEKSİYONU…
Oldu olacak bir kere daha tekrarlayarak, hatırlatalım.
Dünya fındık üretimindeki payımızın, yüzde 85’lerden, yüzde 70’lerin altına nasıl düştüğünü? Kimlerin düşürdüğünü? Ve bizimkini düşürmek, kendilerininki arttırmak için bugün neler yaptıklarını? Yarın neler yapmayı planladıklarını?
İşte ceviz ile kirazı bile sökerek fındık dikmeyi sürdüren Şili’deki üretim ve gelecek beklentisi, dikim alanı ve projeksiyonu:
Maviler verimde. Kavuniçiler dikili ama henüz verime geçmemiş. Griler yeni dikilecek sahalar.

Haaa! Batının ucundan, Doğununkine yani Çin’e de bakacağız.
Ama söz konusu Çin ise ve de Çinlililer de fındık ihraç etmeye başlayacak kadar bu işe yönelmişlerse, varın gerisini siz düşünün.
Koskoca Amerikanın bile hiçbir alanda Çinliler ile baş edemediğini de bilerek düşünün! Oldu mu?
YANLIŞ SAATTEKİ İKİ DOĞRUDAN BİRİ!
Bizimkisi “iş işten geçtikten sonra” olacak ama “Bozuk saatin bile günde iki kez doğru zamanı gösterdiği” gerçeğinden hareket ederek, fındıktaki yanlışlarda büyük emeği olanlardan (!) birinin şu tespitine katılmadığımı da söyleyemem:
“Türkiye'nin önemli tarımsal ürünlerinden biri olan fındık yüz binlerce ailenin geçim kaynağıdır. Çaya yüzde 37 zam verilen bir ortamda, Türkiye’ye yılda 2,5 milyar dolar gelir sağlayan fındığa yüzde 28 civarında artış verilmesi kabul edilebilir değildir.”
DÜNDEN BUGÜNE
Fındık oyunu...
11 Aralık 2018’de yazmışız. Daha doğrusu sektörde olup bitenleri irdelerken yazmış, yine “Fındık Oyunu”ndan dem vurmuşuz.
İşte satırına dokunmadan 8 yıl önce yazdıklarımız:
*
Gırgır geçmiyor, şaka da yapmıyorum!
Fındığı pek bilmeyen ve uzun zamandır Norveç de ikâmet eden Urfalı bir arkadaşım aradı.
"Yahu Murat; sizde horondan başka oyun olduğunu bilmiyordum" dedi.
Ben de; "Hayrola yoksa benim de bilmediğim bir Karadeniz oyunu daha mı var?" diye sordum.
Cevap; "İnternette arama modlarına girip 'fındık' yazıyorum. Çıkan başlıkların çoğu 'Fındık oyunu' şeklinde!"
Anlamıştım!
Ekonomik bir üründe iki lâflarından biri "Fındıkta oyun oynanıyor" olanlar yüzünden internette "fındık oyunu" çıkıyordu.
Sustum! Ben susunca arkadaşım devam etti:
"Benim bildiğim Karadeniz'de horon, Ege'de Zeybek, Güneydoğu'da Halay, Marmara'da çiftetelli gibi oyunlar var. Ama buğday, üzüm, zeytin, pamuk, hıyar oyunu diye bir şey yok."
Ben yine sustum!
Ama fındık adına Batı Bölgesi'nde olmasa bile Doğudakiler yüzünden lâfta da olsa bu oyun hiç bitmeyecek!
Derken, söz konusu oyun olur da işin en başındakilerden Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik durur mu?
O da haklı olarak oyun oynayanlara kafayı taktı ve milletin kürsüsünden
"Fındıkla oynayanlarla oynayacağımızı ifade ediyorum" diye adeta "ortada bir oyun varsa ise biz dışında kalmayız" babından seslendi!
KISSADAN HİSSE
10 Ekim 1935’de Ankara’da yapılan ve o tarihte yayınlanan kitabın baskısını aynen tekrar hazırladığımız BİRİNCİ ULUSAL FINDIK KONGRESİ’nde dönemin Ekonomi, sonranın Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın yaptığı açış konuşmasından “Dünden bugüne” diyebileceğimiz bir bölüm:

-"Müstahsili de, tüccarı da aynı alâka muhabbetle göz önünde tutacağız ve ayrı olmayan menfaatlerini en iyi temin eder, şekil ve şeriati uygulayacağız.

Kaliteyi yükseltecek, maliyeti düşürecek ve bu suretle istihsal ve ihracat ve binnetice kazanç imkânlarını arttıracak olan en rasyonel çalışma tarzını bulmak başlıca ihtirasımızdır."