Söz konusu sanat olduğunda, iki tez zıtlaştırılarak tartışılır. Bunlar; “Sanat sanat için midir? Yoksa sanat toplum için midir?” Ben “sanat sanat içindir”den yanayım.
Daha açıkçası, “Sanatçı üretip, farklılık yaratacak, toplum da bu farklılıktan yararlanacak, ilham alacak, gelişecek.”
“Sanat toplum için” olacak ise, zaten sanatçının yaratıcılığına ihtiyaç olmaz! Toplumun ihtiyaçlarını gören, ona göre sanat ben diyeyim “üretir”, siz söyleyin “Oluşturur.”
Barınmaya ihtiyacı olana, mimar-mühendis eliyle ev yapma gibi!
*
Şimdi “durup dururken”, ya da “Ortada fol yok, yumurta yok” iken, “Nereden çıkardın, bu sanat tartışmasını?” diye sorabilirsiniz!
Sakın sormayın!
Çünkü sorar iseniz, “Trabzon’da sanatçıları kapı dışarı edilmek istenmesinden bi haber yaşadığınızı” düşünürüm ki, bu da “Kadim Şehir”deki Trabzonlular’a (!)” hiç yakışmaz!
Haa! Diyecek, soracaksınız ki, “Sanatçılarını evlerinden ederek, dışarı atmaya çalışanlara yakışıyor da, bize niye yakışmıyor?
Ne diyeyim?
Siz de haklısınız?
Benimkisi biraz Nasreddin Hoca fıkrası gibi oldu ama neyse!
Konya Kadılığı döneminde Hoca Nasreddin’e iki ihtilaflı kendilerinin haklı olduğunu iddia ederek başvurmuşlar.
İlkini dinleyen Hoca, “Sen haklısın” demiş. Sonra ikincisi dinlediğinde ona da “Sen de haklısın” demiş.
Bunları izleyen Nasreddin Hoca’nın hanımı, “Hoca bu nasıl iştir? İkisine de sen haklısın dedin” diyerek çıkışmış.
Hoca da siyasetçiler gibi lâf mı yok? “Hanım. Sen de haklısın” diyerek işin içinden sıyrılmış!
KISSADAN HİSSE
O ki, sanattan, sanatçıdan ve de kamu denilen şehir halkından çok talep görmesine rağmen sıradanlaştırılmaya çalışılan sanat evinden “dem vurmaya” devam ediyoruz, oradan sürdürelim.
Ünlü bir heykeltraşa “Bu kadar güzel heykelleri nasıl yapıyorsunuz?” diye sormuşlar.
Cevabı da, “Ben sadece mermerin üzerinden külleri temizliyorum” cevabını vermiş.
YOLGEÇEN HANI
Fotoğraf, Güneydoğu’dan…
Ve de Yolgeçen Han’ından.
Hani şu; “Kimin girip çıktığı belli olmayan, sürekli birilerinin gelip gittiği, kalabalık ve denetimsiz yerler” için kullanılan bir deyim olan yolgeçen hanından. Genellikle de, “ev veya iş yerleri için sitem” anlamında "Burası yol geçen hanı mı?" şeklinde söylenir.
Müteşebbis de, etrafına, ahalinin gidiş gelişine ve ülkenin ahvaline bakarak müessese kurup, en güncel ismi vermiş.
FINDIĞI NİYE Mİ YAZMIYORUM?
Önce Mevlana’nın, “Bir lâfa bakarım lâf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye?“ sözünü sürekli hatırlatmama rağmen, söz konusu fındık olduğunda “dur durak bilmeyenleri” eleştirince, arada bir “aynaya bakma” gereği duyuyorum da ondan!
Bakınca da, “Acaba onlar gibi mi oluyorum?” diye kendime sorduğum için, arada bir mola veriyorum.
Ama takılıp kalanlar, hiç ama hiç değişmeyenler, hadi diyelim “Öküzün altında buzağı arayanlar”, dahası “geçmişte söyledikleri, yaptıklarını hatırlamayanlar, bunlardan ders almayanlar” tiyatro sahnesinden hiç inmeyip, oyun oynamaya devam ettikleri ve de susmadıkları için, hiç değilse “Onlar gibi olmayayım” diyerek şimdilik “Sahne onların” hesabıyla geri duruyor, izliyorum.
Ama yazmaktan geri dururken, Giresun da faaliyet fındık tüccarlarından olup, fındık ticaretini yaparken birkaç kez iflas eden Trifonidis’in 1964’deki yazdıklarını bir kere daha paylaşalım mı?
Öyle yapalım.
HERŞEYİN FAZLASI NEDİR?
Tek kelime ile “ifrattır.”
İfrata kaçmak da kayıtsız şartsız her türlü zararın en büyük etkenidir.
Hatta zehirdir.
Tarifi de sosyal medyada denk geldiğim gibidir.
Bir bilgiye zehrin ne olduğunu sormuşlar.
Demiş ki; “İhtiyacımızdan fazla olan her şey zehirdir. Fazla güç, fazla dinlenmek, fazla üzüntü, fazla sakinlik, fazla korku, fazla neşe, fazla nefret, fazla yemek, hatta fazla iyi niyet.”
Bu demektir ki, yaşamın özü ve şifası dengede kalabilmektir.
DÜNDEN BUGÜNE
10 Ocak 2015’de kaleme almışız. O günden, bugünkü gündeme de pek değişiklik de olmamış ya…
*
SUNİ GÜNDEM, UZUN BOYUN GİBİDİR!
Suni gündem ile oyalamak, oyalanmak (yani gerçeklerden uzaklaşmak, uzaklaştırmak) nasıl bir şeydir? Sonucu nereye varır? Bilmek ister misiniz?
Bir misal ile anlatayım.
*
Afrika'da bir yerli kabilesinde çocukların boynuna doğdukları andan itibaren boyunları uzasın diye yuvarlak halkalar takılır. Çocuk büyüdükçe halkaların sayısı arttırılır.
Böylelikle çocuğun erişkin olana kadarki boyun gelişimi dengesiz olur.
Yani, boyun yanlara doğru hep aynı kalır, yukarıya doğru uzar da uzar! Bunun için boyunlarında sürekli boynu ayakta tutacak demir halkalarla yaşarlar.
Halkaları çıkardığınız zaman ne olur? Boyun başı taşıyamaz ve yana devrilir.
*
İşte suni gündem bu halkalar gibidir. Bir zaman gerçekleri ört bas etmek veya ettirmek için yaratılan suni gündemler ila nihaye hayatımızda olmayacaklardır. Gerçeklerle yüzleştiğimiz zaman suni gündemle oyalanmanın verdiği zarar, Afrikalı kabiledekilerin boynunun düşmesinden de beterdir. Beter de olacaktır!
Aslında geçmişte defalarca olmuştur. Ama ne hazind, ne acıdır ki, bu suni gündemleri yemekten kendimizi hiç ama hiç alıkoyamamışız vesselâm… Şimdi de, "durmak yok, suni gündemleri yemeye devam!"
GÜNÜN FOTOĞRAFI; FISTIKTAN…
Kafadan Çatlak