Bazı ölümler vardır üzerinden yıllar geçse de insanın zihninden silinmez.
Bazı sorular vardır, dosyalar kapatılsa bile vicdanlarda kapanmaz.
Kâşif Kozinoğlu’nun ölümü de benim için işte böyle bir dosyaydı.
12 Kasım 2011.
Türkiye’nin yetiştirdiği önemli istihbaratçılardan, Trabzonlu hemşerimiz Kâşif Kozinoğlu Silivri Cezaevi’nde hayatını kaybetti.
Resmî kayıtlara göre ölüm kalp krizi olarak değerlendirildi.
Ama o günden itibaren kamuoyunun zihninde cevap bekleyen sorular hiç eksilmedi.
Ben de yıllar sonra, 17 Kasım 2024 tarihinde Taka Gazetesi’nde yayımlanan “Bir Yiğit Komutan...!” başlıklı yazımda bu soruları gündeme getirdim.
O yazıyı herhangi bir gizli belgeye, özel bir istihbarat bilgisine ya da dosyanın içinden sızmış bir bilgiye dayanarak yazmadım.
Sadece yaşananları kare kare değerlendirdim.
Ve ortaya çıkan tablo bana şunu düşündürdü,
Bu ölümün üzerinde soru işaretleri vardı.
Sporcu bir askerin cezaevinde kalp krizi geçirmesi,
Cezaevine gelen ambulansın köprü altında 10 dakika arızalanmış halde bekletilmesi,
Üç sağlık ekibinin ayrı ayrı müdahale etmesi,
Ölümünün hemen ardından başlatılan soruşturmanın kamu vicdanındaki soru işaretlerini gidermeye yetmemesi,
Ve bütün bunların, Türkiye’nin çok kritik görevlerde bulunmuş bir istihbaratçısının başına gelmesi gibi,
Bütün bu ayrıntılar yan yana geldiğinde insanın aklına ister istemez şu soru geliyordu,
Kâşif Kozinoğlu gerçekten doğal bir ölümle mi hayatını kaybetti, yoksa perde arkasında başka bir gerçek mi vardı?
Ben o gün bu soruyu sordum.
Bugün ise devlet aynı dosyayı yeniden açıyor.
Aradan yaklaşık 15 yıl geçti.
Tozlu raflarda kaldığı düşünülen Kozinoğlu dosyası yeniden masaya yatırıldı.
Silivri Sulh Ceza Hakimliği’nin 26 Ağustos 2026 tarihli kararıyla daha önce verilen takipsizlik kararı kaldırıldı ve soruşturma yeniden başlatıldı.
Dosya Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı tarafından yeniden incelendi.
Ve bugün 11 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı.
10 kişi gözaltında.
Bir şüphelinin ise yurt dışında olduğu açıklandı.
İşte tam burada durup düşünmek gerekiyor.
Ben bugün çıkıp, “Ben haklı çıktım” demek istemiyorum.
Çünkü ortada henüz verilmiş bir mahkeme kararı yok.
Kimsenin suçluluğu kesinleşmiş değil.
Bir insanın suçlu olduğuna ancak hukuk karar verir.
Ama şunu söylemekten de çekinmem.
Yıllar önce dile getirdiğim şüpheler bugün devletin yeniden soruşturma konusu yaptığı bir dosyanın içinde duruyor.
Bu benim için sadece biz sezgi ve yorumlamaydı.
Bu, bir gazeteci olarak yıllar önce sorduğum soruların bugün yeniden soruluyor olmasıdır.
Çünkü Kâşif Kozinoğlu sıradan bir isim değildi.
Türk Silahlı Kuvvetleri'nde görev yaptı.
Özel Kuvvetler ‘de bulundu.
Daha sonra Milli İstihbarat Teşkilatı'nda görev aldı.
Yurt dışında Türkiye adına kritik görevlerde bulundu.
Bosna'dan Afganistan'a, Azerbaycan'dan Orta Asya'ya kadar birçok bölgede görev yaptı.
Trabzon'un yetiştirdiği önemli değerlerden biriydi.
Ben 17 Kasım 2024 tarihinde onu yazarken de bu nedenle sadece bir istihbaratçıyı anlatmadım.
Bir Trabzon evladını, bir Türk subayını, bir istihbaratçıyı ve bir vatan evladını anlattım.
Ve yazımın sonunda onu, “Kahraman Türk istihbaratçısı” olarak andım.
Çünkü benim için mesele yalnızca bir ölüm değildi.
Mesele, bir insanın arkasında bıraktığı hayatın ve devletine yaptığı hizmetlerin hakkını teslim etmekti.
Daha önce kaleme aldığım “FETÖ’nün İşlediği Cinayetler” başlıklı yazımda da “Kâşif Kozinoğlu cinayeti” başlığı altında bu ölümün normal bir kalp krizi olarak geçiştirilemeyeceğine ilişkin şüphelerimi dile getirmiştim.
O gün elimde bir belge yoktu.
Bugün de kimseyi peşinen suçlayacak durumda değiliz.
Ama mahkeme feth-i kabir kararı verdi, yani mezarı açılacak ve naaşından numune alınacak.
Ama gazeteciliğin görevi sadece belge ortaya çıktığında konuşmak değildir.
Bazen gazetecilik; sorulmayan soruyu sormaktır.
Bazen herkes sustuğunda, “Burada bir tuhaflık yok mu?” diyebilmektir.
Bazen de yıllar sonra o soru yeniden önünüze geldiğinde, dönüp geçmişe bakmaktır.
Şimdi önümüzde yeni bir süreç var.
Ve benim beklentim çok açık,
Bu dosya sonuna kadar araştırılmalı.
Kim ne yaptı?
Kim neyi biliyordu?
O gün cezaevinde neler yaşandı?
Kozinoğlu rahatsızlandığında ne oldu?
Müdahalede herhangi bir ihmal veya kasıt var mıydı?
Ambulansla ilgili yaşananların gerçek nedeni neydi?
Daha önce incelenen deliller bugün yeniden değerlendirildiğinde başka bir sonuç ortaya çıkıyor mu?
Ve en önemlisi, Kâşif Kozinoğlu’nun ölümü gerçekten doğal bir ölüm müydü?
Bu sorunun cevabı ne olursa olsun, artık gerçeğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılması gerekiyor.
Aradan 15 yıl geçmiş olabilir.
Ama adaletin takvimi yoktur.
Bir dosyanın kapanmış olması, gerçeğin de ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Ben 2024 yılında yazımı şu duyguyla kaleme almıştım,
“Kolay yetişmiyor böyle evlatlar bu memlekette.”
Bugün aynı cümlenin arkasında daha güçlü duruyorum.
Kâşif Kozinoğlu için yapılabilecek en büyük şey, onu sadece anmak değil; ölümünün üzerindeki bütün soru işaretlerini ortadan kaldırmaktır.
Eğer ölümü gerçekten doğal bir ölümse, bu da bütün delilleriyle ortaya konulmalıdır.
Eğer ortada bir ihmal varsa, sorumluları bulunmalıdır.
Eğer bir cinayet varsa, failleri ortaya çıkarılmalıdır.
Çünkü devletin görevi yalnızca yaşayan vatandaşını korumak değildir, hayatını kaybeden vatandaşının hakkını da korumaktır.
Ve bugün yeniden açılan bu dosya, sadece Kâşif Kozinoğlu'nun dosyası değildir.
Bu dosya aynı zamanda Türkiye'nin geçmişiyle yüzleşmesinin, karanlıkta kalan olayları aydınlatmasının ve kamu vicdanındaki soru işaretlerini ortadan kaldırmasının da bir sınavıdır.
Ben yıllar önce şüphemi yazdım.
Bugün devlet soruşturuyor.
Şimdi artık söz; belgelerin, delillerin ve hukukun,
Ve herkesin beklediği tek şey var;
Gerçek.
Kâşif Kozinoğlu'nun gerçek ölüm nedeni neyse, ortaya çıkarılsın.
Çünkü bazı soruların cevabı 15 yıl bekleyebilir,
Ama adalet beklememeli.