Trabzonspor, ligin ikinci yarısının ilk sınavında Kocaeli deplasmanına yalnızca üç puan için değil, “ben hâlâ buradayım” demek için çıktı. Ancak sahada söylenmek istenen sözler, skorborda yazılmadı. Golü yedikten sonra rakip sahada daha çok görünmek bir niyetti; sonuç değil.
Eksikler düşünüldüğünde tercih edilen oyun planı kağıt üzerinde doğruydu: geride bekle, alanları kapat, hızlı çık… Fakat futbol yalnızca topa sahip olmakla oynanmıyor; üretmek başka, bitirmek daha da başka bir meziyet. Trabzonspor topu tuttu ama oyunu kuramadı.
Yeni transfer Nwaiwu, kendisi için çizilen “yırtıcı” portreden uzaktı. Kenarlardan organize atak gelmedi, pas hataları oyunun ritmini boğdu. Trabzonspor’un bir zirve alışkanlığı var; ama bu alışkanlık kadro derinliği ister. Lig uzun, kupa yorucu… Ara transfer dönemi bitmeden aksayan yerlere dokunulmazsa, hayal kırıklığı kaçınılmaz olur.
Zubkov’un bomboş pozisyondaki vuruşu, onun kalitesine yakışmadı. Augusto ise topu bekledi, düşündü ve vurdu. Küçük bir not düşelim: Sakın ola satmaya kalkmayın, o ayak satılık değil.
“Bu deplasmandan bir puan da iyidir” derken, uzatma dakikalarında sahneye çıkan Muci, yine klasını konuşturdu. Soğukkanlı, kararlı ve lider… Golü attı, maçı aldı. İyi ki varsın Muci.
Ancak bu maçın bir de adalet defteri var ki, sayfaları epey kabarık. Hakem Adnan Deniz Kayatepe’nin Olai pozisyonundaki sessizliği, Tayfun Bingöl ve Ahmet Oğuz’un faullerinde kartların buharlaşması sahadaki dengeyi zedeledi. Diksteek’in Muci’yi ceza sahasında formasından çekip yere indirdiği pozisyon net bir penaltıydı. VAR’ın suskunluğu ise izah edilemezdi.
Trabzonspor’un bugünkü gerçeği şudur: Sahada mücadele var, niyet var. Ama adalet yoksa, ızdırap bitmez dediğimiz anda Muçi ızdırabı bitirdi..
Ve bir kez daha söylüyoruz:
İyi ki Muçi var.