“Cemaat ne derse desin imam mı”, yoksa “İmam ne derse desin, cemaat mi” bildiğini okuyor? Bir türlü karar veremedim! Ama anladığım, öğrendiğim bir şey var. O da, imam da, cemaatte duyarsız olduktan sonra kimin ne dediği, ne okuduğu hiç ama hiç önemli değil!

Bakın, 2 haftadır, karayollarında kazalara davetiye çıkaran ve de üst geçitler ile yan direklere asılmaları yasak olan afişlerle ilgili “Göreve davetler” yapıyoruz. Ama ne ahaliden (cemaat) destek, ne de yetkiliden (imam) müdahale var!

Önce yereldeki kamu görevlilerine, sonra Karayolları Genel Müdürlüğü’ne, olmadı Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Sayın Abdulkadir Uraloğlu’na çağrı yaptık. Ardından karayollarındaki emniyetten sorumlu İçişleri Bakanlığı’nı sıraya koyduk. Ama “Yaprak kımıldamıyor!”

Kanun uygulanmıyor. Kazalar devam ediyor. Etkili ve yetkililerin de kılları kıpırdamıyor!

Ama biline ki, biz kamu adına kıpırdamaya devam edeceğiz!

NE KADAR ÜRETİRSEK, O KADAR GÜÇLÜYÜZ…

Gerçek manada kalkınmanın, zenginleşmenin tek yolu ve yönteminin insan hayatı için fiziki elzemleri üretmekle olabileceğini unutanların sonunun ne olduğunu anlayabilmek için tarihin sayfalarına bakmak yeterlidir.

Hele hele, söz konusu beslenme ve bunun da kaynağının gıda olduğunu unutanlar için…

Biz ülke olarak giderek unutmaya başladık!

Geçen gün de bunun delilini TÜİK’in, “2024’de gıda sektöre yüzde 13 küçüldü, inşaat ise aynı oranda arttı” açıklamasına dayanarak paylaşmıştık.

“Yine aynı şeyi mi tekrarlıyorsun?” diye sitemle soruyorsunuz gibi geliyor bana!

Ne derseniz deyin! Kırk değil, kırk bin kere de deseniz, ben diyeyim “Papağan gibi”, siz söyleyin “şarkının nakaratı misali” tekrarlamaya devam edeceğim.

Edeceğim, çünkü halk arasında; “Birine 40 gün deli dersen deli olur” deniyor ya!

Ben de bu delilikten 40 gün sonunda bir gerçeği görme, yani akıllılık çıkacağını beklemiyor değilim! Onun için tekrar üstüne tekrar yapıyorum, yapacağım.

Son olarak Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’in, meşhur Tonya tereyağı üretmek için Fol deresine değil de, süt veren ineklere muhtaç olduğumuzu anlatmak için, üreticilere sağladığı desteği görüp de, bir de “Ne kadar üretirsek o kadar güçlüyüz” demesi yok mu?

Ardından da; “Üretenin, emek verenin, toprağa alın teri dökenin yanındayız” dedikten sonra, “Endişeniz olmasın” diye eklemesi tam olarak değilse bile yüreklere su serpmedi değil!

Serpilince de, süt üretiminin azalmaya başladığı kırsalda ev ekonomisi şekliyle inek beslenen her evde bir kişinin İŞKUR kanalıyla sigortalı yapılarak desteklenmesi için 15 yıldır gösterdiğimiz çabaların halâ meyvesini vermemiş olması da, üzüntüyle aklımıza gelmedi değil!

DELİLİK NEDİR?

Hiç uzatmaya, evelemeye gevelemeye gerek yok!

Şöyle bir söz vardır, ama yanlış tefsir edilir!

“Delilik, sürekli aynı şeyi yapmaktır.”

Neden mi yanlış?

Çünkü “Delilik sürekli aynı şeyi yapmak değil, hep aynı şeyi yaparak farklı sonuç beklemektir.”

Örnek mi?

Dünya da çok! Ama bu ülkede çoğunda ötesinde!

Güncel örnek isterseniz, alın silahlı adamları ile ziyarete gelen (!) ve halâ “Dost” diye davet edilen, ama dostluk gösterisine silahlı adamları ile Cizre’ye gelen Barzani’yi ki, bir zamanlar kırmızı halı ile de karşılanmıştı.

Bu örnek yetmez ise, Kuzey Irak’ta oynanan “Silah Yakma Tiyatrosu”nun baş kadın oyuncusunun, gerçekte silahları bırakmadıklarını, sadece bulundurdukları cephaneliğin ismini değiştirdiklerini söylemesi…

Onlar bilinçli olarak, “Delilik” ten vazgeçmezler. Ama onların vazgeçmeyerek yaptıklarından ne hazindir ki, farklı sonuç bekleniyor halâ!

PAPA BASINI!

5 Aralık 2006’da sözünü etmiş, kağıda dökmüş, kamuoyu ile paylaşmışız.

Sanki son gelen PAPA içinmiş gibi!

*

Papa, rüzgâr gibi geldi-geçti.

Gerçek niyeti bilindiği için, amellerini gördüğümüz şekliyle olumlu değerlendirmek ne derece doğru olur?

Ancak, Türkiye’nin Dünya haritasında, “Nerede?” yer aldığını bilmeyenler tarafından öğrenilmesine katkı sağlamış olması, tek doğru gerçek!

Ama, bizdeki “Papa Basını” ile, bunun dışındakileri de “Kraldan daha fazla kralcı” oldukları için, Benedik’in her hareketini, “Harika” diye allayıp-pullayarak kamuoyuna sundular.

Oysa art niyet o kadar çoktu ki!

Yeter ki, bakmasını değil, görmesini bilenler için.

Hani, “Kalbinin yarısını bıraktığı” İstanbul’da 1200 yıl sonra Hristiyanlığın mezheplerinden olan Katolikler ile Ortodokslar arasındaki çatışmalara son için imzaladığı “sulh” anlaşması var ya…

O’na baksak yeter!

“Medeniyetler buluşması… Dinler arası diyalog… Dünyada barış ve huzur…” diyerek Papa’yı, “Bitsin bu çatışma” emriyle İstanbul’a yollayan ABD ve AB, Dünya’nın birçok yerinde, İslam Dünyası’nda ne yapıyor, ya da yaptırıyor?

Başta Irak olmak üzere Müslümanlar arasındaki mezhep çatışmalarını körüklüyor, ateşe benzin döküyor, silahlar veriyor.

Sonra, bizdeki satılmışların deyimi ile “Papa Dünya barışına hizmet ediyor.”

Yanlış… Papa, BM’nin de katkısıyla “Dünyanın Hristiyanlaşması” için çalışıyor.

Bunun içinde Müslümanlar arasındaki farklılıkları ateşe çevirmek için körük kullanılıyor, Hristiyanlardaki ateşe ise su dökülüyor! Öyle değil mi?

BİR KİTAP-BİR ANI

KALE ARKASI ZABITLARI

Dünya Engelliler Günü vesilesi ile Trabzon Üniversitesi İletişim Fakültesi, farkındalık yaratmak amacıyla, ligde şampiyonluk mücadelesi yapan Trabzon Ampute takımı ile Söğütlüspor altyapı ekibi oyuncuları arasında gösteri maçı düzenledi.

Maçı yönetmek de sporla iştigali sürdürmek için 15 yıl futbol hakemliği yapmış olan Murat Taşkın’a tevdi edildi.

Hatırı sayılır, kıssadan hisse alınabilecek yaşanmışlıklara da, anlık kararlar ile şahitlik de ettik bu süreçte…

SATIR ARASI serisinin 3’üncü kitabında bunlara yer vereceğiz.

Yer vermeden önce bugünkü “BİR KİTAP” kısmında sözünü edeceğim 40 yıllık meslektaşım Kamil Anahar’ın 2015’de kaleme aldığı 118 anısının yer aldığı “KALE ARKASI ZABITLARI” kitabına göz atarken, 58’inci sayfada “MURAT TAŞKIN’IN İYİ NİYETİ” başlığına takıldım.

İşte VAR’ın olmadığı, hakimin bile çoğu davalarda önüne konan belgelere göz atarak bırakın 1-2’yi 5-10 yılda bile alamadığı kararı anında 1-2 saniye içinde vermek zorunda olan hakemliğimiz ve Kamil Anahar’dan kayıtlara geçen anı:

KISSADAN HİSSE

Filozof ile dalkavuk

Önceki gün, dalkavuklardan dem vurmuştuk.

Aynı telden devam edelim:

*

Bir filozof ile bir dalkavuk konuşuyorlarmış.

Filozof ne derse, dalkavuk da onu tasdik ediyormuş.

Nihayet sabrı tükenen filozof haykırmış:

-“Birader, hiç olmazsa bir kez olsun dediğime itiraz et de, iki kişi olduğumuzu anlayalım!”