Ne denir?
Allah’ın “insan” diye yaratıp, “akıl” ile donatıp, “kul” hanesine kayıt eyleyip, hak-hukuk, adalet ve vicdan muhasebesi ve mukayesesinde doğrudan yana kullansınlar diye tek özellik olan “İrade” verdiği yaratıklar, ALDATMA’yı her alanda, her konuda yaşam biçimi haline getirmiş iken, bir de kendilerine “Yapay Zeka Desteği” sağlanınca memleketin ve milletin ahvalinin ne hale geldiğini, gelebileceğine düşünebiliyor musunuz?
Haa! Denebilir ki, “Yararı olan bir buluş kötüler yüzünden yok sayılmalı.”
İyi de, aldatmayı, aldatarak elde etmeyi, aldatarak kazanmayı yaşam biçimi hali getirmiş (hem de helâl ile harama yer değiştirecek kadar) anlayışa sahip bir toplum gerçeği ortada ise, nasıl iyi düşünülür ki?
Dünkü Ekonomi Gazetesi’nde, aslen Çaykara eşrafından olan gazeteci-yazar Şeref Oğuz’un yapay zekânın ticaret ortamında kullanışı ile ilgili tespiti:
*
Reklamlarıyla “kafa karıştıran”, kampanyaları ile müşterisini “aldatan”, yalan söylemese dahi, “Doğruyu saklayıp müşterisine tuzak kuran” kurnazlar halâ var. Fakat hayatları giderek zorlaşacak gibi görünüyor. Şimdi yapay zekâ ile müşteri edinme ve ona daha fazla satış yapma dönemindeyiz.
Hatırlatmak gerekir ki yasalarla aldatmanın helal olmadığı ortamda yapay zeka ile aldatmak da aynı problemi doğuracaktır. Müşteriyi “firmamızın parasını cebinde taşıyan insan” diye tanımlayan eski ve etik zihin yapısındakilerin bir YZ de gelişiyor zira…”
*
NOT: Yapay Zekâ (YZ) Nedir?
İnsan zekâsını taklit eden, bilgisayar sistemleri ve yazılımlar aracılığıyla öğrenme, akıl yürütme, problem çözme ve karar verme gibi bilişsel işlevleri yerine getiren bir bilgisayar bilimi dalıdır.
SORU-CEVAP-SONUÇ…
SORU: Emanet liyakatli yerine, sadakatli olana teslim edilir ise ne olur?
CEVAP: Bugünkü gibi olur.
SONUÇ: Böyle sadakatlin olur ise de, düşmana da ihtiyacın olmaz!
FOL DERESİ AKMAYA DEVAM EDİYOR DA!
“Muğla’dan Trabzon’a geldim. Meşhur Trabzon Tereyağı almak istiyorum. Yardımcı olur musun?” diyen eski bir dostuma yaramı kaşıyınca tekrar yazmadan edemedim!
Coğrafi işareti ile “TONYA”, genel itibariyle ise “TRABZON” ile tanınan, tanıtılan meşhur TEREYAĞI’nın hammaddesi olan SÜT, olması gereken yerden, yani bu yöreden temin edilir ise aslına uygun olur (İDİ”)!

Ama artık öyle değil. Tereyağı için gerekli olan sütün büyük kısmı Tonya’nın, Trabzon’un, hatta Doğu Karadeniz’in dışından temin ediliyor.
Yetmedi bir zamanlar sık sık dile getirdiğimiz şekilde yardımcı ve yandan maddelerle imal edilebiliyor!
Yani tereyağı için gerekli sütün çok azı Trabzon’dan temin edildiğine dikkat çekmek için Büyükliman yöresinin nehrini söz konusu ederek, “FOL DERESİ SÜT AKSA BU KADAR TEREYAĞI ÜRETİLEMEZ” başlığı atmıştık.
Ne diyeyim? Ne yazayım? Kimi uyarayım?
Aynen devam ediyor.
Ancak Fol Deresi süt değil, su akıtıyor, taşıyor!
Tonya-Trabzon Tereyağı’da “MEŞHURLUĞUNDAN” günbegün uzaklaşıyor!
FON, FON DA FON FON!
Ortada bir FON var.
Sonra, bu FON’u, uçuyor göstermek için FONLAYANLAR var.
Daha sonra, bire bin katacağını görüp (!), FONLANANLAR var.
Ardından, “Dimyata pirince giderken, evde bulgurdan olan” FONZEDELER var.
Bir de, FONLANANLARDAN, pay, salma (!) alıp FON İDARECİLERİ var!
Yetmedi! Olup-bitenlerden haberi olanlara, FON SOYGUNUNU’na çanak tutanlara, işlevi kolaylaştıranlara, “Belki bize de bir çanak düşer” hesabı toz kondurmak istemeyen medyanın FONCU KAPIKULLARI var!
YAZAMAM!
"Beşerin şaşar olduğunu" bilsem de;
"Gece ile gündüzü,
Siyah ile beyazı,
Doğru ile yanlışı,
Helâl ile haramı,
Günah ile sevabı" karıştıran Adem oğullarını, akıl ve irade ile donatılmış insan hanesine yazamam!
DÜNDEN BUGÜNE
Kitap okumayan öğrenciler!
15 yıl önce “kitap okuma özürlü öğrenciler” adına bir vesile ile acı gerçeği satırlara sığdırmışız.

Okullar açılacak denildiğinde, “Açılsın açılsın, öğrenciler kitapla buluşsun” denilip duruluyor!
İlginç, sanki kitap sadece okullarda okunur gibi!
Gazetedeki haberin üst başlığı: “Öğrencilerin yüzde 71’i hiç kitap okumuyor.”
Manşeti; “Kitap okumada çaktık!”
30 yıldır zaten çakıyoruz çakmasına da, ama rahmetli Uğur Mumcu’nun dediği gibi, “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaktan” da geri kalmıyoruz!
Bu bana yaşadığım anı hatırlattı.
Sanırım 25 yıl önce idi.
Aynı zamanda sosyologda olan 2 İngiliz gazeteci Trabzon’a gelip 3 gün gezi ve inceleme yapmışlardı.
Dönmeden önce konuşurken, bir tanesi, “Siz de bir şeye hayret ettik. Kimsenin elinde kitap yok. Galiba kimse kitap okumuyor” dediğinde, “Bunda hayret edecek bir şey yok, Türkiye’de kitap okunmaz” cevabını vermiştik.
İngiliz Gazetecinin; “Hayret ettiğimiz bu değil. Hayretimiz, sizde kimse kitap okumuyor, ama herkes her şeyi biliyor” ifadesi karşısında söyleyecek söz bulamamıştık!
Ama bizden önceki kuşağın koltuklarından birinin altına ekmek, diğerini gazete yerleştirerek eve döndüklerini hatırlarım, sevinirim.
Ve de, o 40 milyon nüfuslu Türkiye ile bugünkü 75 milyonludaki gazete trajlarının da aynı olduğunu da, üzülürüm.
*
NOT: Bugün bayiden alınan gazetelerin toplam trajı o günkülerin 100’de biri bile olmadığını da hatırlatalım.
KEDİLERDE EN MUTLU OLDUĞUM AN…
Sokak kedisine bir sosis verdiğim zaman ağzına alıp yemesi, hatta hızla uzaklaşması değil!

O uzaklaşırken nereye gittiğini görmek için takip ettiğimde, ağzında tuttuğu sosisi yuva haline getirdiği yerdeki yavrusuna getirip teslim ettiğini görmektir.