Alman teknik direktör Thomas Reis yönetiminde 5 i Ligde 2 si de UEFA Konferans Liginde olmak üzere çıktığı 7 maçı da kazanan Trabzonspor, bu maçlarda 21 gol atarken kalesinde de 5 gol görerek tartışmasız çok büyük bir başarıya imza atmıştır.

Ve Bordo-Mavililer şu an itibariyle ligde hemen herkesçe de kabul gördüğü gibi Galatasaray’la birlikte şampiyonluğun en büyük adayı durumundadır.

Ayrıca Avrupa’da da çeyrek, yarı, hatta finale çıkabileceği şeklindeki düşünceleri kafalarda oluşturmuştur.

Başkanından hocasına, futbolcusundan, malzemecisine, masörüne tercümanına kadar tüm emek verenleri kutluyoruz..

Helal olsun..

Bütün bunlar elbette çok önemlidir de bence Trabzonspor’un Reis’le elde ettiği en büyük kazanç, kazanma alışkanlığıdır.

Öyle ki ; Herkesin favori gördüğü Galatasaray’ı Papara Park’ta muhteşem bir futbolla madara edip 4-0 lık hezimetle uğurladığı gibi, Beşiktaş'ı da 2-0 la uğurladığı gibi,

İlk yarısında hiç bir varlık gösteremeyip neredeyse topu bile göremeden soyunma odasına 2-0 geride gittiği Çaykur Rizespor karşılaşmasını da 3 ü ikinci yarının ilk 10 dakikasında olmak üzere attığı 4 golle mağlup ettiği maçla,

2-0 kazanılan son Gaziantep mücadelesi de bence kazanma alışkanlığına örnek gösterilecek iki karşılaşmadır.

Sahaya Aral ile Franculino gibi iki önemli ofansif aktöründen yoksun çıkan Trabzonspor, Rizespor’a göre daha pasif oynayan rakibi karşısında da koskoca bir ilk yarıda tek pozisyon bile bulamayıp karşı kaleye şut dahi çekmezken, rakibin son topları kullanmada yaptığı hataların yanında Onana’nın kurtarışları nedeniyle kalesinde gol görmemiştir.

Öyle ki koskoca bir ilk yarı boşa geçti deyip 1 dakikalık uzatmayı beklemeden söylene söylene çay içmek için kantine giden basın mensupları olarak Saviç’in golünü de TV’den izledik..

Ne var ki ikinci yarıda az kıpırdayan Bordo-Mavililer yetenekli oyunculara sahip olmanın avantajıyla Muçi ile bir gol daha atıp Papara Park’tan 2-0 lık galibiyetle kayıpsız ayrılarak zirve yolunda yara almamıştır.

Kötüyken kazanmak çok önemli

Elbette güzel bir futbolla kazanmak çok daha keyiflidir ama, eğer şampiyonluk gibi bir hedefiniz varsa böyle maçlarda alınan 3 puanlar çok ,çok önemlidir.

Çünkü ,şampiyonu değil 1 puan, averajın bile belirlediği bir arenada normalde kaybedip rakiplerinizin gerisinde kalarak yarıştan uzaklaşmanızı hatta kopmanızı engeller..

Zaten kazanamadıktan sonra muhteşem bir futbol da oynasanız bunun karşılığı ‘Ameliyat başarılı ama hasta öldü’den öteye geçemez!

Ki Trabzonspor tarihinde bunun çok acı bir örneği vardır.

1995-1996 sezonunda Hüseyin Avni Aker’de berabere kalsa şampiyon olacağı Fenerbahçe maçında belki de kurulduğundan bu yana en olağanüstü futbolunu sergileyip Sarı-Lacivertlileri sahadan silen Trabzonspor, ilk yarısını Abdullah Ercan’ın golüyle 1-0 önde bitirip normalde en az 5-6 farklı galip ayrılacağı maçın ikinci yarısında kalesine bir defa gelen Fenerbahçe’den iki gol yiyerek ( İlk golü hakem Metin Tokat’ın yarattığı serbest atıştan Oğuz atmıştı) şampiyonluktan olup en az 20 yıl geriye gitmiş, çok rahat 3 yıl arka arkaya şampiyon olacak Hami’li ,Şota’lı, Ünal’lı, Küçük, Büyük Orhan’lı ,Ogün’lü, Tolunay’lı takım da darmadağın edilmişti.

Bir forvetten fazlası

Süper Lig'de zirve mücadelesini sürdüren Trabzonspor'da bence bir santrafordan çok daha fazla olan bu Franculino Dju'nun sakatlığı Bordo-Mavilileri sanılandan da fazla etkileyecek gibi..

Zira attığı ve attırdığı gollerin dışında görev alanını geniş tutarak öncelikle de orta saha oyuncularına en azından pas alternatifi olarak katkı sağlayan 22 yaşındaki oyuncunun yokluğunda Fabiano ile Melih’te bilindik performanslarından çok uzakta kaldı Gaziantep karşısında..

Ayrıca 22 yaşındaki bu forvet, Onuachu ile ‘Doldur vursun kafa’ şeklinde tek seçenekte kalan gole gidiş formülüne, çok daha çeşitli alternatifler yaratarak ofsansif zenginlik sağladı..

İnşallah sakatlığı çok ciddi değildir ve biran önce sahalara döner.

Muçi yanılttı

Dönemin Beşiktaş Teknik Direktörü Sergen Yalçın’ın ‘Ben de yok’ diyerek Trabzonspor’a kiralık gönderilmesine onay verdiği 10 numara Muçi, bilindiği gibi sezon başında da 8,5 milyon Euro bonservis bedeliyle tapusuyla birlikte kadroya katılmıştı.

Bordo-Mavili forma ile 1,5 yılda 18 gol atarken 16 da asist yaparak muhteşem bir performans sergileyen Arnavut oyuncu ,sadece Sergen Hocayı değil, ‘Bu paranın oyuncusu değil’ diyerek transferini eleştiren biz basın mensuplarını da yanılttı.

Ne diyelim.

Böyle hataya can kurban..

Tebrikler..

Bu nasıl Trabzonsporluluk?

Bir zamanların Trabzonspor Başkanı, şimdilerde de Trabzonsporlu ! TFF Başkanı şahıs ,Bordo-Mavililerin mevcut başkanı Ertuğrul Doğan’a aslında haybeden verilen 45 günlük hak mahrumiyetini az bularak ve de tahkime tam 20 milyon lira yatırarak cezanın arttırılmasını istemiş.

Peki başkanı böyle de , bu TFF’nin, Profesyonel Futbol Disiplin Kurulunun Trabzonspor’a bakışı nasıl?

Nasıl olacak..

O da doğrudan haraca kestiği Trabzonspor’a 6 maçta tam 4 milyon, 950 bin lira ceza vermiş.

Niye ki?

Akılları sıra doludizgin giderken önünü kesecekler..

Yeter yahu yeter..

Türk futbolu sizinle oluyor,

Her gün daha da beter..

Dizeli sıfırladık!

Önceki gün gazeteye gelirken gözüm yol üstündeki benzin istasyonunda fiyat yazan tabeladaki 02. 50 ye ilişince güya görevliyi uyardım.

‘Herhalde bir yanlışlık var, ‘Ben hep 50 liralık alıyorum diyen vatandaş bile deponuzu boşaltacak’ dedim de ,bir şey demeden bıyık altından gülümsedi.

Meğer dizel 100 lirayı geçmiş ama tabela 2 rakamdan fazlasını yazamadığı için 100 ü pas geçip verip 02 yi yazmışlar..

Bu cahillik gerçekten çok kötü yahu.

Adam içinden ‘Al bi kıro daha’ demiştir..

Hem de teknik kıro!

Definecilere müjde!

Giresun’da define arama projesi için ÇED süreci tamamlanmış.

Buna göre gerekli izinlerin alınmasının ardından yapılan kazılarda definenin değerinin yüzde 50’si bulan kişiye verilecekmiş..

Diye bir habere rastlayınca çocukluğumuzdaki çok yaygın define olaylarından biri geldi aklımıza.

Meydan Parkının karşısında, Ulusoy’a yakın aradan girince sol tarafın sonunda altında işkembesi, paçası meşhur lokanta bulunan bir bina vardı.

Artık bu binanın mı yıkımında mı yoksa onarımında mı ne, hatırı sayılır bir define bulmuştu da çalışan işçiler, söylenenlere göre altın bir saatın paylaşımı için yaptıkları kavga yüzünden yakalanmışlardı.

Yani, derken saat sana, bana,

enselenip aldılar hava!