Yıldızları yönetmek yıldız olmaktan daha zordur. Bence Trabzonspor’da Fatih Tekke döneminin en fazla konuşulması gereken tarafı da tam olarak burasıdır. Çünkü Trabzonspor'un sorunu yalnızca bir teknik direktörün gidip gelmesi değildir.
Sorun daha büyük.
Bu kulüpte kim kiminle mücadele ediyor, artık bunu konuşmanın zamanı geldi.
Fatih Tekke...
Trabzonspor'un formasını terletmiş bir golcü.
Taraftarın gönlünde yeri olan bir isim.
Ama efsane olmak, teknik direktörlük koltuğunda dokunulmazlık belgesi değildir!
Fatih Tekke'nin ayrılığını sadece birkaç mağlubiyete bağlamak …
Fatih Tekke'nin ayrılığını sadece birkaç mağlubiyete bağlamak bana göre futbolun görünen kısmına bakmaktır
Fatih Tekke'nin ayrılığını sadece birkaç mağlubiyete bağlamak bana göre futbolun görünen kısmına bakmaktır.
Asıl mesele daha derinde:
Soyunma odası yönetimi...
Yıldız futbolcularla iletişim...
Otorite...
Ve en önemlisi:
Ego!
Ama ben Fatih Tekke'nin egosuna değil, Trabzonspor'un geleceğine bakıyorum.
Çünkü Trabzonspor'da hiçbir isim armadan büyük değildir.
Hiçbir futbolcu...
Hiçbir teknik direktör...
Hiçbir başkan...
Hiçbir yönetici...
Trabzonspor'dan büyük değildir..
Yıldızı yönetemeyen takımı yönetemez…
Burası çok açık.
Dünyanın en büyük yıldızını takımına getirirsiniz, milyonlarca lira harcarsınız, taraftarı heyecanlandırırsınız; ama o yıldızı yönetemiyorsanız yaptığınız transferin anlamı kalmaz.
Çünkü yıldız futbolcunun yalnızca ayağını değil, karakterini de yönetmek zorundasınız.
Oynadığında yönetmek zorundasınız, oynamadığında yönetmek zorundasınız,
Gol attığında yönetmek zorundasınız, kötü oynadığında yönetmek zorundasınız.
Basına konuştuğunda yönetmek zorundasınız.
Soyunma odasına girdiğinde yönetmek zorundasınız.
İşte teknik direktörlük budur.
“Ben hocayım, benim dediğim olacak” demek teknik direktörlük değildir.
O, otorite gösterisidir.
Gerçek otorite ise bağırarak değil, adaletle kurulur.
Teknik direktör olarak kim gelirse gelsin, bir şeyi sakın unutmasın:
Trabzonspor'da yıldızla ego savaşı yapılmaz.
Yıldız futbolcuyla bilek güreşi yaparsanız, belki oyuncuyu susturursunuz.
Ama takımın enerjisini kaybedersiniz.
Yıldızı aşağılamayın.
Ama yıldızın altında da ezilmeyin.
Onu kazanın.
Takıma kazandırın.
Ve bütün oyunculara aynı mesajı verin:
“Burada isimler değil, forma konuşur.”
İşte o zaman Trabzonspor yeniden takım olur.
Biz Trabzonspor taraftarı olarak bazen kendi kendimize de bakmalıyız.
Bir futbolcu transfer edilir...
Daha ilk maçını oynamadan kahraman ilan ederiz.
Bir hoca gelir...
İki maç kazanır, göklere çıkarırız.
Üç maç kaybeder...
Bu kez yerin dibine sokarız.
Sonra hoca gider.
Yenisi gelir.
Aynı hikâyeyi yeniden yaşarız.
Peki kardeşim, biz ne zaman sistem konuşacağız?
Ne zaman kulübün futbol aklını konuşacağız?
Ne zaman oyuncu yönetimini konuşacağız?
Ne zaman teknik direktör seçerken sadece “Trabzonlu mu, eski futbolcu mu, taraftar seviyor mu?” sorularını bırakıp “Bu adam yıldız oyuncuyu yönetebilir mi?” diyeceğiz?
Trabzonspor'un artık duyguyla değil, akıl ve planla yönetilmesi gerekiyor.
Çünkü büyük kulüpler duyguyla kurulabilir.
Ama sadece duyguyla yönetilemez.
Salah geldi diye şampiyon olunmaz.
Dünya yıldızı transfer etmek elbette önemlidir.
Ama yıldızın yanına doğru sistemi koyamazsanız, o yıldız yalnızca manşet olur.
Trabzonspor'un ihtiyacı manşet değil.
Başarıdır.
Taraftarın artık transfer videosu izlemekten çok kupa görmek istediğine inanıyorum.
Artık “Kim geldi?” sorusundan çok:
“Bu takım ne oynuyor?” sorusunu sormalıyız.
Çünkü Trabzonspor'un büyüklüğü transfer edilen futbolcunun CV'sinde değil;
sahadaki takımın karakterinde ortaya çıkar.
Ve şimdi gelelim en önemli yere.
Fatih Tekke gitti.
Yeni hoca geldi.
Yarın başka bir hoca gelir.
Ama… aynı zihniyet devam ederse...
Sonuç değişmez.
Hoca değişir.
Oyuncu değişir.
Başkan değişir.
Yönetim değişir.
Ama sorun yerinde kalır; şampiyonluk hayalde kalır…
Benim korkum da tam olarak bu.
Trabzonspor'un artık hoca değiştirme refleksinden, futbol aklı oluşturma dönemine geçmesi gerekiyor.
Çünkü her yenilgide teknik direktör değiştirmek kolaydır.
Zor olan doğru hocayı bulmak ve arkasında durmaktır
Ve son sözüm çok net:
Trabzonspor'da taht değil, forma kavgası istiyoruz.
Ego savaşı değil, şampiyonluk savaşı istiyoruz.
Kişilerin birbirine üstünlük kurmasını değil, Trabzonspor'un rakiplerine üstünlük kurmasını istiyorum.
Kim yıldızsa yıldız olsun.
Kim hoca ise hoca olsun.
Kim başkansa başkan olsun.
Ama herkes haddini değil, sorumluluğunu bilsin.
Çünkü bu kulüp, kişisel egoların tatmin edileceği bir sahne değildir.
Burası Trabzonspor'dur.
Ve Trabzonspor'un formasını giyen herkes şunu bilmelidir:
Sen Trabzonspor'a ait değilsin.
Sen Trabzonspor için varsın.
Çünkü futbolcu gider.
Hoca gider.
Başkan gider.
Yönetim gider.
Forma kalır.
Arma kalır.
Taraftar kalır.
TRABZONSPOR kalır…
Ve yıllar sonra kimse “O gün hocanın egosu neydi?” diye sormaz.
Herkes tek bir şeyi hatırlar:
Trabzonspor kazandı mı, kazanamadı mı?
Görüşmek üzere…