Üretici olma yerine köylülük tercih edilir ise… Bahçeye hasattan hasada girilir ise… Hasat öncesi sadece rekolte, sonrasında ise fiyat tartışılır ise…
Emanet sistemi tercih edilip, “Dimyata giderken evdeki bulgurdan olmanın” ne demek olduğu kavranılmaz ise…
40 yıl önce yüzde 85’ini üretip-sattığımız, bugün ise bu rakamların yüzde 70’in altına düştüğü göz ardı edilir ise…
Üretmek kadar, ürettiğini satın alacakların da önemli olduğu bir kenara koyulur ise…
“Tek tüfeğiz” ya da “Üretimde tekeliz” diye diye övünürken, rakiplerin birer birer arttığı görünmez ise…

Fındıkta dünya rekabeti oluştuğu, bunun için verim ve kaliteyi arttırıp, maliyeti düşürmenin gerektiği kabul edilmez ise…
Siyaset erbabı, fındık fiyatındaki olumlu veya olumsuz tablonun yarım asırdır sandığa yansımadığını anlamamakta ısrar eder ise…
Devlet-i Aliyye’dekiler istikrarlı ve sürdürülebilir bir politika için yapılması gerekenleri yasalaştırıp, bunların delinmesine müsaade etmezler ise…
Ezcümle: Böyle gider ise…
Evet, böyle gider ise ne olacak? Nereye varılacak?
Cevaplar ve görüşler sizden, akla ve mantığa uygun olanları da paylaşmak bizden…
BİR ŞEYE EŞİT OLAN İKİ ŞEY BİRBİRİNE EŞİT DEĞİLDİR!
Hep bildiğimiz, herkesin kabul edip, seslendirdiği bir söz, bir gerçek vardır. O da, “Bir şeye eşit olan iki şey birbirine de eşittir.”
Ammaaa! Ne acıdır, ne kadar hazin-düşündürücü ve bir o kadar da adaletsiz bir gerçek daha var ki, bu sözün, maalesef en olması gereken yerde, yani “Adalet” terazisinde bugün için adeta hiçbir hükmü yoktur!
Çünkü “suç” sayılarak adalet adına muameleler maalesef “makama-mevkie, benden-senden olana, o partiye-bu partiye, o görüşe-bu görüşe” göre hükme tabi tutularak yapıldığı kanaati toplumun ekseriyetinde kabul görmektedir .
Öyle ise, nasıl bazen “İki çarpı iki dört etmez” deniliyor ya!
“Bir şeye eşit olan iki şey de birbirine eşittir” gerçeğini de kabul etmekte de ısrar eylemek gerekmiyor!
YARIM ASIR DEĞİL, YAŞAM BOYU…
Genellikle has işler de, yarım asırlık birliktelikler olağanüstü güzelliklerle dolu başarılar için zikredilir.
Ama öyle birliktelikler vardır ki, kardeşlik bağını aşan dostluklarla yarım asra, nerede ise bir çeyrek daha ekleyecek kadar devam eder, faniliğin adresi olan “yaşam” denilen sürenin tamamlanıp, ahrete intikal edecek güne kadar varır.

Dedelerimizin kardeşliğinden vücuda gelen, Avukat Sami, Öğretmen Muammer ve Gazeteci Murat Taşkın birlikteliği işte böyle bir şey…
Dünyaya gelişimizin merkezi Arsin’de başlayan ve her birimizde yarım asır, artı 20 yıllık bir süreyi kapsayan birliktelik, önceki gün bir akraba düğününde bu fotoğraf ile kayıtlara geçti.
FAİLİ MEÇHULDE DE “5N-1K”
Gerçekler adına basın kimliği ile icra edilen, edilirken de “5N-1K” olarak bilinen, “Ne? Neden? Nasıl? Nerede? Ne zaman? ve Kim?” sorularına cevap alındıktan sonra “kamu” denilen halk ile paylaşılması gereken haberler, adeta mahkeme kararı gibidir. Daha doğrusu mahkeme kararı kadar adil ve doğru olmak zorundadır.
Demek ki, “Bu 5N-1K’dan eksik olanlar var ise bunlar ne basın, ne de mahkeme yani adalet adına kabul göremez, görmemelidirler.”
Bu gerçekten yola çıkar ise, bugün eksiğine rağmen takdire değecek kadar üzerine gidilen, yol alınan faili meçhuller de, “Ne zaman?” sorusuna cevap aranırken, o tarihlerdeki rafa kaldırmaların nedeninin ve hesabının da yapılması, sorulması gerekmiyor mu?
Yani, hem mahkeme seyri, hem de basın haberi eksik bırakılmış olmuyor mu?
HARAM, HELÂL İLE AKLANMAZ!
Ey Murat Taşkın, sen kalkar da, “Bugünkü ahvâl içinde nerede ise helal ile haram yer değiştirmiş” diye yazarsan, okuyanlar da sana “Dahası” diyerek, “Daniskası kadar” şöyle bir mesajları iletmezler mi?
İşte o mesajlar:
-Bir: “Haram yoldan helâl durağa varılmaz!”
-İki: “Haram lokma ile iftar sofrası kurulmaz!”
-Üç: “Haram para ile sadaka verilmez!”
-Dört: “Haram kazancın, zekâtı olmaz.”
DÜNDEN BUGÜNE…
PKK ile silahlı mücadele; “son çare!”
15 Eylül 2006’da “Söz uçar satır kalır” diyerek kayıt altına almışız.
*
PKK ile mücadele için kurulan komitenin ABD’li temsilcisi Joseph Ralston açıklama yapıyor ve diyor ki; “Hiçbir şekilde PKK ile muhatap olmayacağız.”
Araya başka cümlelerde sıkıştırdıktan sonra sözlerini şöyle tamamlıyor: “PKK ile silahlı mücadele son çare olmalıdır.”
Ralston, ne demek istedi? Ya da neyi nasıl yapmak istiyor?
Anlamak mümkün değil!
Silahla donatılmış PKK ile silahlı mücadelede en son çare silaha başvurmak!
Bunu anlayamadık!
Eee! Adamın fikri ile zikri bir olmaz ise böylesine saçma sözleri söylemekten başka ne yapacak ki?
BAK, MEVLÂNA NE DİYOR?
Temel; "Eski günleri yaşamaktan, eski yükleri taşımaktan, eski sözleri söylemekten yoruldum" diye şikayet edince, Dursun dayanamadı; "Mevlâna'ya kulak versene. Bak ne diyor?”

Her gün bir yerden göçmek,
Ne iyi.
Her gün bir yere,
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan,
Akmak ne hoş.
Dünle beraber,
Gitti cancağızım.
Ne kadar söz varsa,
Düne ait.
Şimdi yeni şeyler,
Söylemek lazım."
KISSADAN HİSSE
Adliye de enflasyon!
Mahkeme de hâkim Temel, birisine “öküz” diyerek hakaret eden suçluya 500 bin lira ceza verir.
Avukat itiraz eder: “Nasıl olur hâkim bey? Geçen yıl benzer söz için 100 bin lira ceza vermiştiniz.”
Hâkim Temel’in cevabı: “O günden bugünü öküz fiyatlarında beş misli artış oldu da ondan!”