40 yıllık devlet memurluğum esnasında ve sonrasında sanatla ilgilenen biri olarak yazıyorum bu satırları… “Devlet, sanatın neresinde olmalı?” Başka sorular da sorabilirdim, sordurabilirdim doğal olarak…

Deneme, öykü, oyun, roman, dizi film ve müzikal metinlerine imza attıktan sonra anladım ki “devlet, sanatla arasına mesafe koymalı”…

Ya da “sanat, devletle arasına mesafe koymalı”…

Ne rakipler ne dost ne de düşman!

Çünkü sanatın “muhaliflik” damarı var ve onsuz olmuyor.

Dün sanattı, bugün sanat, yarın da sanat olacak ve zamanı geldiğinde babasını bile tanımayacak!

***

Her ne kadar dünyada yaşanan toplumsal acıların tek sorumlusu gibi görülse de...

500 yıllık aydınlanma süreci içindeki bir Batı’yla karşı karşıyayız.

Fransa, Almanya ve İskandinav ülkeleri başta olmak üzere AB bünyesinde merkezi bütçeden tiyatrolara, müzelere, festivallere ve sinemaya doğrudan ödenek ayrılıyor.

Yerel yönetimler de ülkemizdeki gibi sanatı, sporu ve kültürel etkinlikleri destekliyor.

Sanat ve spora, özel fonlarla vergi muafiyeti sağlanıyor.

***

Ülkemizdeki sanat eğitimi teorik alanda yetkin sayılsa da sektörel entegrasyon dikkate alındığında maalesef özlenen düzeyde değil.

Oysa AB ülkeleri ve özellikle Japonya’daki sanat akademileri, doğrudan endüstri ve ilgili sektörle ortak çalışırlar. Öğrenciler mezun olduklarında genellikle işleri hazırdır.

Bizdeki sanat eğitimini, mezunlar ve istihdam konusunda yamalı bohçaya benzetebiliriz ya da biraz abartıp kör kuyuya…

Bu durum, toplumun sanatla ilgilenme yüzdesini yerlerde süründürmekte, günümüzde karşılaşılan sorunların kaynağını elli sene, yüz sene öncesinde aramamıza yol açmaktadır.

***

Zor bir süreçten geçtiğimiz doğrudur.

Eleştiriyi, hakaret şeklinde algıladığımız, uygar insanlar gibi tartışmak yerine sesimizi yükselttiğimiz, el kol hareketleri yaptığımız…

Ne biz meramımızı anlatabiliyoruz ne de karşımızdakini anlayabiliyoruz.

Sanatla uğraşsak da uğraşmasak da sonuç değişmiyor; önyargılıyız, asabiyiz ve kimseyi umursamıyoruz.

14 Mart 2026’da yine bu köşede yazdım: “Eleştiri Eşiği”…

2023-2024 Eğitim Öğretim Yılından itibaren ortaokul ve liselerde beş üniteli “Düşünme Eğitimi” dersi okutuluyor. Geç kalınan bir çalışma gibi düşünülse de olumlu bir adım olarak görülebilir.

Ne demişti Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç: “Ben olsam, Müslüman Doğu'daki tüm okullara 'eleştirel düşünme' dersi koyardım.”

Fakat bu dersi koymayacaklarının da altını çizmiş çünkü Müslümanları yönetenlerin idam fermanı olacağını ifade etmişti.

***

Siyasetle de yakından ilgilendiğim günlerdi…

Bir ilçe için planlar yapmıştım kendimce…

Merkezi hükümetler ve yerel yönetimlerin desteğiyle sanatla donatılacaktı her yer. Köylere kadar… Salonlar, kütüphaneler, müzeler ve daha neler neler...

Kısacası ekmek su gibi olacaktı sanat, hayatın her anına dokunacaktı.

Toplumsal çürüme ne denli derin olursa olsun ilaç gibi gelecekti. Ve hemen sonuç alınamayacağını da iyi bilecekti siyasiler, bürokratlar, entelektüeller...

Bu işin yüzlerce yıla yayılabilen zorluğunun da farkına varılacaktı.

***

Son günlerde Trabzon’un en önemli konusu ne fındık taban fiyatı ne de Salah’ın…

Halkın genelinde pek de karşılık bulmayan bir “Sanatevi Tartışması”…

İlk düğmenin yanlış iliklenmesi şeklinde açıklanmaya çalışılan bir açmazla karşı karşıyayız.

Yerel Yönetimlerle Merkezi Hükümet, sanatın mekân sorununu yıllar yıllar öncesinden çözmesi gerekiyordu.

Belirsizlik kadar kötü bir şey olamaz çünkü değişen hükümetler ve anlayışlarla sanat asla kendi haline bırakılamaz, herhangi bir ayrıma tabi tutulamaz.

Ve bir şey daha…

Hangi devirde yaşanılırsa yaşanılsın…

Sanatçılar devlet memuru olabilir ama sanat derneği başkanlarının asla devlet memuru olmaması gerekiyor!

Çünkü sanat hiçbir iktidara boyun eğmez, hizmet etmez, etmemeli.

Ülkemizde sanat adına köklü reformlar yapılmadığı sürece Trabzon’da da “sanatevi tartışması” sürüp gider.

Mademki “dünyada mekân”...

Öyle şeyler yapılsın ki en azından bir asırlık vizyonla ihtiyaca cevap verecek yüzlerce mekân sanatın emrine verilsin, kişilerin değil.