Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir gece operasyonu ile iktidardan indirildi. İşin vahim tarafı bu operasyon kendi ülkesi içindeki muhalifler tarafından değil de bir başka devletin istihbarat üyeleri tarafından yapıldı.

Nicolas Maduro için en genel eleştiri, ülkesini demir yumrukla yönetiyor olmasıydı. Seçimlerde usulsüzlük yaptığı, kişisel servetini büyüttüğü gibi iddialar da ortada dolaşıyordu. Maduro Venezuela’yı ne kadar kötü veya antidemokratik bir şekilde yönetirse yönetsin bu durum dışarıdan destekli bir müdahaleyi asla haklı kılmamaktadır.

Üstelik bu müdahaleyi yapan devlet ise dünyada demokrasi havariliğine soyunan Amerika Birleşik Devletleridir. Amerikan Başkanı Trump büyük bir pişkinlikle ekranlara çıkarak yapılan operasyonun ayrıntılarını paylaşırken kendisine muhalif olan Küba gibi diğer devletlere de gözdağı vermekten çekinmemiştir.

Fakat uluslararası gelişmeleri az çok takip eden hemen herkes bu operasyonun ABD tarafından Venezuela’nın yer altı kaynaklarına egemen olmak maksadıyla yapıldığını bilmektedir. Zira son yapılan araştırmalara göre 303 Milyar varil petrol ile dünya genelinde petrol rezervi en fazla olan ülke konumundaki Venezuela, bu oran ile dünya rezerv listenin de zirvesinde yer almaktaydı.

ABD son günlerde Grönland Adası’na göz dikmiştir. ABD Başkanı Trump açıkça adanın yönetiminin kendilerine verilmesini talep ederken burada da Amerikan çıkarlarının gözetildiği anlaşılmaktadır. Zira Grönland Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rachael Lorna Johnstone, AA muhabirine, Grönland'ın değerinin tam olarak hesaplanmasının zor olduğunu ifade ederek, bölgenin nadir toprak elementleri, kritik mineraller, demir ve uranyum yataklarına sahip olduğunu belirtmişti.

Grönland’a göz koyan ABD, Venezuela’ya yaptığı bu operasyonla aynı zamanda dünyada İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan çift kutuplu düzeninin de ortadan kaldırıldığını ilan etmiştir. ABD, Rusya ve Çin’e karşı var olan ekonomik üstünlüğünü siyasi üstünlüğe çevirmiş ve uluslararası ilişkileri tamamen kendi çıkarları üzerine tesis etmiştir.

ABD diplomatik ilişkileri yürütürken hemen her türlü etik ve ahlaki değerleri ayaklar altına almaktan da imtina etmemektedir. Fakat ABD Başkanı Trump ile iyice ayyuka çıkan bu siyaset yakın zamanda başka sorunların da ortaya çıkmasına neden olabilecektir.

Zira İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyada ses getiren Amerikan karşıtlığı rüzgârı tekrar vücut bulabilecektir. Belki siyasi manada üst düzey siyasette karşılığı olmasa da halk nazarında ya da sokaklarda Amerika’ya karşı direniş veya tepki hareketlerinin ortaya çıkması muhtemeldir.

Yani bu gibi operasyonlarla halkları ve onların iradelerini yok sayan ABD, belki de uzun vadede kendi aleyhine oluşacak tepkinin de fitilini ateşlemiş oluyordu. Bu tepki adaletsiz dünya düzenine ve yerelde onlarla işbirliği yapan idarecilere karşı da daha büyüyen bir harekete dönüşme ihtimaline sahiptir.

Neticede ABD süper güç olmasına güvenerek dünyayı hizaya çekerken esasen yeryüzündeki adalet anlayışına darbe vurmuştur.

Bir zamanlar Türk Milleti’nin hâkimiyetinde tesis edilen dünya düzeni ise günümüzdeki gelişmelere bakıldığında özlenen bir hatıra olarak zihinlerde yerini almıştır. Yazar Alev Alatlı’nın da ifade ettiği gibi Bu dünyaya Amerika'nın şedit dünya görüşü değil de Osmanlı'nın adaleti önceleyen dünya görüşü hâkim olsaydı, gezegenimiz bu hale gelmezdi.