Dinde söz konusu ameller olduğunda bunların “Niyete göre” Allah katında değerlendirildiğini, ederi bulunduğu bilmeyen yoktur! Hele hele “Hoca” diye adlandırılanlar!
Onun için hiç uzatmaya, evelemeye-gevelemeye gerek yok!
Eyyy, Muhammed Salah’a gönülden, Allah-kul ayrımını yaparak, halis niyetleriyle “Allah, Allah. Muhammed Salah” ya da, “Ya Allah Bismillah, Muhammed Salah” diye seslenenleri, kendini “niyet okuyucusu” yerine koyarak, “Şirk” saymaya kalkan zat (ki şirk olup olmadığını ancak Allah bilir), ne kadar büyük hata yaptığının farkında mısın?
Haaa! Yeri gelmiş iken sen Allah’ın sevgili, milleti-ümmeti sevindiren kulu Muhammed Salah’a sevgi çığlıkları atanları bırak da, önce etrafta dolananlara, kendini dinin sahibi yerine koyarak şirke bulaşıp cirit atanlara iki çift lâf eyle, kelâm eyle!
Niyeti halis olan Trabzonluya, Trabzonspor taraftarına değil.
İSRAİL’DE; GELEN GİDENİ ARATMALIDIR!
İnanın hem anlamada, hem de anlatmakta sıkıntı çekiyorum!
Kimleri mi anlamıyorum? Kimlere mi anlatamıyorum?
Ortadoğu’da, İslâm coğrafyasında Katil İsrail’in David Ben-Gurion tarafından kurulduğu 1948’den beri yaptığı zalimlikleri, işgalleri sadece Yahudi devletinin başındakilere bağlanmasını anlamıyorum, o yüzden de anlatmada sıkıntı çekiyorum.
Çünkü baştan sona hepsi İsrail’in Amerika başta olmak üzere diğerinin de desteklediği politikaların sadece uygulayıcıları…
Ben-Gurion’dan tutun da, Moşe Şaret, Lew Eşkol, Golda Mair, İzak Rabin, Şimon Peres, Ariel Şaron’dan 1996’dan günümüze kadar 3 dönem İsrail’in başında bulunan (1996-1999, 2009-2021 ve 2022-Günümüz) Binyamin Netanyahu’ya kadar hepsi kendilerine verilen görevi, katlederek toprak kazanmayı ifa ediyorlar.
Ama ne hazindir, ne acıdır, ne gariptir ki, bu ülkede birileri tüm olup bitenleri İsrail’in vazgeçmediği, vazgeçmeyeceği politikalara değil de, başındaki kişilere bağlıyorlar.
O yüzden de “Gelen gideni aratıyor.”
İşte yakın bir seçim var diye, birileri “Netanyahu gidecek, zulüm bitecek” sanacak derecede söylemler yapıyorlar.
Kim gidecek? Binyamin Netanyahu.
Rakibi kim?
Ya da Netanyahu gider ise kim gelecek?
Biliyor musunuz?
Eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot…
Netanyahu’yu aratmayacak kadar sertlik yanlısı. Yani İsrail’in politikaları gereği, “Beterin beteri!”
O zaman bundan sonra da ne olacağı belli değil mi?
Bal gibi ortada!
Birileri sırf, “Biz dedik de oldu” diye böbürlenmek için İsrail’i bırakıp, Netanyahu’dan söz ediyorlar.
Züğürt tesellisinden başka bir şey değil!
Kim olursa olsun! Kim gelirse gelsin!
İsrail, kuruluş manifestosunu yazıp 1948’de yakıp yıkıp elde etme üzerine kurup, harekete geçirdiği Ortadoğu hedefini gerçekleştirecekleri başına getirir, getiriyor. Onun için kimin gidip, kimin geleceği önemli değildir.
O nedenledir; “Kişilere değil, İsrail’e bakın. Gelen gideni aratacaktır” dememiz.
Gelen gideni aratmaz ise zaten gelen İsrail’e hizmet etmiş sayılmaz!
Anlatabildik mi?
SU DOLDURMUŞ, BETON YAPMIŞ!
Bir arkadaşımız anlattı.
Seyahatin kolay olmadığı, yol sıkıntısı nedeniyle siyasetin uzun zaman aldığı yıllarda Erzurumlu Dadaş, Trabzon’a gelmiş, günler sonra da geri döndüğünde, köyde kendine “Nasıl bir yer?” diye sormuşlar.
O da, “Her yer dağ, tepe, yokuş. Düzlük yerleri de suyla doldurmuşlar!” cevabını vermiş. “Su” dediği yer, ilk defa gördüğü deniz imiş tabii!
Önceki gün yine Erzurumlu bir meslektaşımı Moloz’dan Arsin’e doğru getirirken, önceki hemşerisinin söylemini hatırlatıp, ardına da; “Trabzon’un merkezde en büyük düz yeri olan Değirmendere’yi betonlarla doldurmuşsunuz” demez mi?
Binaları kast ettiğini sanarak, “Çok değil” diyecektim ki, “Artık yollar yerin altına yapılıyor. Ama burada beton bloklar ile üstüne. Hem de çevresini kullanmayacak hale getirerek” diye ilave etmez mi?
“Hiç düşünmemiştim” diyerek kestirip atarken de, gözüm Betontepe’ye çevrilen Boztepe’ye ilişmedi değil!
3 KİTABA SIĞAN, HER YÖNÜ İLE TRABZON
Şu sıralar yarım asırdır okuyarak biriktirdiğim binlerce kitap ile özellikle gazetelerin geçmişte kupon toplama karşılığı verdikleri ansiklopedileri ilgili ve alakalı yerler ile kişilere dağıtmakla meşgulüm.
Bir yıldan beri süre gelen bu dağıtıma rağmen denizin dalgalarındaki medcezir gibi biri gidiyor ise ardından başka biri geliyor, getiriliyor kitapların. O yüzden azaltma da sıkıntı çekmiyor da değilim!
Ama bu medcezir içinde öylesi gelenler var ki!

Bunlardan birini de geçen hafta Trabzon Büyükşehir Belediyesi Kültür, Sanat ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı’ndan gelen “Tarihi, Kültürü ve Sanatıyla” adı verilen, yani adeta “Her Yönüyle Trabzon” diyebileceğimiz 3 ciltlik ben diyeyim “Muhteşem eser”, siz söyleyin “Trabzon’u derlemiş toparlamış dopdolu kitaplar.”

Daire Başkanı Erdem Zekeriya İskenderoğlu’nun ekibi zaten Trabzon için “Yerin üstündeki etkinlikler” diyebileceğimiz çalışmalarda oldukça başarılılar. Ama hemen hemen her konuda titizlikle, uzmanları, bilim adamları, yazarlar tarafından hazırlanmış bu 3 ciltlik kitap, bizim gibi yazan çizen ve kelam eyleyenler için de tam bir başvuru kaynağı.
Yeri gelmiş iken, çok sözü edilen ama gereği az yapılan “Kadim Şehir Trabzon” tarifinin içini doldurmak için emek verilerek gerekeni yapılmış bir eser de diyelim. Bunun için de Büyükşehir’e başkanlık eden Ahmet Metin Genç ile Erdem İskenderoğlu ve ekibine teşekkür edelim.
AKLA UĞRAMADAN AĞIZDAN ÇIKANLAR!
Başta doğru ile yanlışın, helâl ile haramın birbirine karıştığı Türk Tipi siyaset, olmak üzere, sosyo-ekonomik hayatta artık bazıları değil, birçokları tarafından öyle lâflar ediliyor, öylesine yağ çekiliyor, o kadar dalkavukluk yapılıyor ki, sormayın gitsin!
Hem de, dün dediğinin bugün aksine söylediğini, yazdığını hiçe sayarak unutacak, bir kenara koyacak kadar.
Ama tabidir ki en çok da siyasette, “akla uğramadan ağızdan çıkanlar” yekün teşkil ediyor.
Hem de, hiçbir yararı olmadan, çok zarar getirerek.
Hem de Hamilton'un “Haklı bir siyasi davaya en büyük zararı, muhalefetin acımasızca saldırması değil, yandaşlarının aptalca savunması verir" diye uyarmasına rağmen.
KISSADAN HİSSE…
"Devletin malı deniz, yemeyen domuz" diye halk arasında adeta normalleştirilmeye çalışılan garabeti, yani çalıp çırpmayı, haksız kazancı, dünya adına meşru, din adına helâl zanneder hale gelenlere ithaf olunur.
*
Hırsızın biri çaldığı elbiseyi satmak için pazara gitmişti.
Kendisinden daha usta bir hırsız, onu dolandırarak elinden elbiseyi alıp kaçtı.
Üzgün üzgün mahalleye dönen hırsız, kahveye gidip oturdu. Arkadaşları sordular:
-"Kaça verdin elbiseyi?
El cevap;
-"Piyasa çok durgun, sermayesine verdim."