Türk Parası’nın tanımı “LİRA” iledir. Ama ne hazindir ki, o Türk Lirası’nın yani temelini oluşturan “1 Liranın” hiçbir hükmü de, değeri de yoktur. Hatta 5 liranın bile…

Dahası bir caminin tuvaletine giriş için “20”, diğerinde “10” lira olarak yazılanların bile!

Diyeceksiniz ki, “Uzatma sadate gel de ne yazacaksan yaz!”

Tamam! Yazalım!

Önceki gün Trabzon’un nam-ı değer Moloz semtinden her yolun çıktığı Meydan’a gitmek için dolmuşa binip, “Kaç lira vereceğiz?” diye sordum.

Öyle ya, “Dün 5 idi, bugün 15, yarın 25” cevabını aldığımız bir fiyatlandırmanın yapıldığı zaman içindeyiz!

Her neyse, şoför “33 lira” dedi. Ben 35 verdim. Şoför bir eli direksiyonda, diğer eli bozuk paraların arasında, 1 liralık aramaya başladı. Bende “Aman kazaya sebebiyet vermeyelim. Üstü kalsın” demek zorunda kadım.

Aslında zorunda kalmaya hiç gerek yok ki zaten! .Madeni 1 liralıkların hem piyasada karşılığı yok. Hem de cepte şangır-şungur diye taşımayı gerektirecek değeri…

Onun için de “Şoförler Cemiyetine iletin de şu kullanılmayan küsuratları kaldırsın” diye de öneride bulundum.

Hiç uzatmaya, evelemeye gevelemeye gerek, dolmuşlardaki “üstü kalsın”ı bir kenara koyun. Şu madeni 1 liralıklar tedavülden kaldırılsın, olsun bitsin!

KAPIKULLARI!

Tarihi kayıtlarda; “Birinci Murad döneminde kurulan, pençik ve devşirme sistemleriyle yetiştirilen, başkentte (İstanbul) konuşlanan ve padişaha mutlak sadakatle bağlı olan süvari birlikleridir” diye geçiyor.

Bugünün kayıtlarında ise mecazi anlamda şunlar için kullanılıyor:

“Günlük dilde ise bir lidere, makama veya güce kişisel iradesini, özgür düşüncesini ve eleştirel kimliğini teslim ederek körü körüne bağlanma, kulluk veya yalakalık zihniyetiyle hareket etme durumunu eleştirmek için kullanılır.”

MEKKE ve BEDİR’İ KORUYUN…

İslamiyet’te kutsal yerler, kutsal olaylar vardır. Hatta kutsal isimler!

Mekke, Medine, Kabe, Arafat, Uhud, Bedir vs. gibi…

Bunları tamamen işlevlerini ve anlamlarını, değerlerini bilerek, ona göre kullanmak gerektiğini düşünenlerdenim.

Onun için son olarak “Mekke ve Bedir” ismi verilerek ilan edilen iki anlaşma ya da mutabakatlara içerikleri itibari ile de bu manada itirazım vardır.

Çünkü Mekke Anlaşmasında İsrail’liler ile kucak kucağa olan Suudi Arabistan, Bedir’de ise Amerika’nın üstü kabul edilen Katar yer almaktadır.

Bu ülkelerin, bırakın İslamiyet ve Müslümanlık’ı kabul etmeyi, saygı duymayı, adeta yok etmek için neler yaptıkları ortada değil mi?

Hele hele Suudilerin en büyük destekçisi İsrail’in!

Başka isim mi bulamadınız da, İslâm”ın bu değerlerine halel getirecekleri koydunuz. Ya da koyulmasına müsaade ettiniz. Etmedi iseniz de yer aldınız?

Yeri gelmiş iken, belki örnek, ders alınır diye şu hatırlatmayı da yapalım:

“Türk kültüründe ve Osmanlı döneminde, Hz. Muhammed ismine çocuklarda saygısızlık edilmemesi (adsız yere ulanma, yanlış hitaplar vb.) endişesiyle isim Mehemmed ve Mehmed formuna dönüşerek kullanıla gelmişti.”

DÜNDEN BUGÜNE

Bizim işimiz, şiddetli kınama!

“Az şiddetli, şiddetli, çok şiddetli” diye kınama adına terennüm edilen ve benim “imanın en zayıf şekli” ya da “hiçbir işe yaramayanlar” olarak nitelediğim “şiddetli açıklamalara” bundan 15 yıl önce temas eylemişiz! Hem de hiç uzatmadan birkaç cümle ile! İşte onlar:

*

Ben diyeyim "Yediden yetmişe kadar", siz söyleyin "irili ufaklı ülkeler bile..."

Dış işleri ile ilgili kendilerine karşı yanlış uygulamalar söz konusu olduğunda, az veya çok, irili veya ufaklı bir şeyler yaparlar.

Ama en haşmetlisini bizler "Şiddetle kınama" ile yapar, yapıyoruz!

DİYOR YA!

Cemal Süreyya; (1931-1990) “İnsan herkese yetişir de, kendine geç kalır.” diyor ya…

Kırmızı ve Siyah romanının Fransız Yazarı Stendhal; (1783-1842) “Gerçek tutkum bilmek ve hissetmektir. Hiçbir zaman tatmin edemedim bu tutkumu” diyor ya…

Drucer; “Gideceğiniz yeri bilmezseniz, varacağınız yerin önemi yoktur” diyor ya…

KISSADAN HİSE

Bilmek ve Bilinmek…

Tarih biyografisi ve monografi sahalarında erişilmesi çok güç bilgisiyle, dünya çapında bir şahsiyet olan İbnülemin Mahmud Kemâl (İnal) a sormuşlar:

“Sizdeki bilginin çok azına sahip olmalarına rağmen sizden çok daha fazla tanınanlar var. Bunun sebebi nedir?”
Şöyle cevap vermiş:
“Ben bilmek için öğrendim. Onlar ise bilinmek için!”

GÜNÜN SÖZÜ: TOLSTOY’DAN…