Yasaklı Madde ağları gençleri bir bir içine çekerken, evladını kurtarmaya çalışan aileler çaresiz…
Bir annenin en büyük korkusu evladını kaybetmektir. Ancak bugün binlerce anne, evladını henüz hayattayken kaybetme korkusuyla yaşıyor.
Kapı sesine irkilen anneler, gecenin bir yarısı çalan telefonla yüreği ağzına gelen babalar, çocuklarının nerede olduğunu, kiminle gezdiğini, eve sağ salim dönüp dönmeyeceğini bilmeden sabahlayan aileler…
Uyuşturucu bağımlılığı yalnızca bir gencin meselesi değil, bir evin içine düşen ateştir. O ateş önce anneyi, sonra babayı, kardeşleri ve nihayetinde bütün aileyi yakar.
Üstelik bu ailelerin çoğu yaşadıkları dramı anlatmaya bile utanıyor. Komşu ne der, akraba ne düşünür, çocuklarının adı duyulursa toplum onları nasıl damgalar?
Asıl ürkütücü olan ise küçük yaştaki çocukların hedef alınması. Onlarla yakınlık kuran, çeşitli vaatlerle güvenlerini kazanan, uyuşturucuyla tanıştıran ve onları bu karanlık çevrelere çeken kişiler ve küçük gruplar…
Üstelik tehlike yalnızca uyuşturucuyla da sınırlı değil. Bu karanlık çevrelerin içine çekilen bazı gençler, madde bağımlılığının yanısıra fuhuş ve cinsel sömürü kıskacına da düşürülebiliyor. Önce güvenleri kazanılıyor, sonra bağımlılıkları ve çaresizlikleri istismar edilerek iradeleri kontrol altına alınmaya çalışılıyor. Bir ailenin evladını uyuşturucudan kurtarma mücadelesi verirken onu başka bir istismar düzeninin içinde bulması, meselenin ne kadar ağır ve çok boyutlu olduğunu gösteriyor.
18'İNE GELEN EVLAT, ÇARESİZLİĞE DÜŞEN AİLE!
Bir anne düşünün; evladının uyuşturucu kullandığını öğrenmiş, defalarca konuşmuş, yalvarmış, yardım aramış. Ancak karşısında artık kendisini dinlemeyen, ailesinden uzaklaşmış, başka bir çevrenin etkisi altına girmiş bir genç var.
Genç 18 yaşını doldurduğunda aile için çaresizlik daha da büyüyor. Artık evladı adına karar veremiyor, kendi isteği dışında onu tedaviye zorla götüremiyor, hayatına istediği gibi müdahale edemiyor.
Ancak burada önemli bir ayrım var: Bir gencin reşit olması, onu uyuşturucu ağına çeken kişileri hukuki sorumluluktan kurtarmaz. Uyuşturucu ticareti, temini ve kullanımını kolaylaştırma suçtur. Çocukların hedef alınması ise çok daha ağır bir toplumsal ve hukuki sorumluluk doğurur.
Peki, aileler bu tehlikeyi gördüğünde kime başvuracak?
Bir genci bağımlılığa sürükleyen kişiler ne kadar etkin takip ediliyor?
Ailelerin yardım çığlığı neden çoğu zaman çaresizlik içinde yankılanıyor?
Uyuşturucuyla mücadele denildiğinde operasyonlar, yakalanan şüpheliler ve ele geçirilen maddeler açıklanıyor. Elbette bunlar önemli. Ancak asıl soru şu: Gençler neden bu bataklığa düşüyor ve düştüklerinde onları kim kurtarıyor?
Gençlerin işsizliği, umutsuzluk, ekonomik sıkıntılar, gelecek kaygısı ve sosyal çevre… Bütün bunları görmezden gelerek yalnızca sonuçla mücadele edilebilir mi?
Devletin görevi yalnızca uyuşturucu satıcısını yakalamak değildir. Gençleri korumak, bağımlıları tedaviye ulaştırmak, rehabilitasyon sürecini takip etmek ve aileleri yalnız bırakmamaktır.
Siyasetçilerden güzel cümleler, ekranlardan operasyon görüntüleri izlemek istemiyoruz. Aileler artık somut çözüm istiyor.
Çünkü uyuşturucuya düşen her genç bir rakamdan ibaret değil... Her birinin arkasında yarım kalmış hayaller, parçalanan yuvalar ve evladının yolunu gözleyen bir anne vardır.
Bir ülkenin geleceği gençleridir. Gençlerini koruyamayan, ailelerini çaresizlik içinde bırakan bir sistemin başarı hikâyesi anlatması mümkün değildir.
Artık ailelere sabır tavsiye etmek değil, çözüm üretmek gerekiyor.
Çünkü anneler artık çocuklarının eve dönmesini değil, eve sağ salim dönebilmesini dileyecek kadar çaresizlik içinde yaşıyor…
Sözün bittiği yer
Görüşmek üzere…