Bir zamanlar cebimizdeki bozuk paraları sayarak aldığımız sigara, bugün en büyük banknotumuzu kasaya bıraktığımız bir ürüne dönüştü. Bozuk para artık para üstü oldu.
Yıllar önce sigara almak için cebimizdeki bozuk paraları çıkarır, eksikse birinden birkaç lira isterdik. Bugün ise kasaya en büyük banknotlardan birini bırakıyoruz. Karşılığında aldığımız para üstü ise yeniden bozuk paralar…
Bozuk parayla başlayan sigara alışverişi, en büyük banknotla devam ediyor.
Peki bu fiyatın içinde ne var?
Sigara, Türkiye’de yüksek vergi yüküne tabi ürünlerden biri. 2026 yılında yapılan düzenlemelerle tütün ürünlerinde Özel Tüketim Vergisi’nin oran ve maktu unsurları yeniden belirlendi. Bunun üzerine Katma Değer Vergisi de uygulanıyor.
Burada vatandaşın dikkatini çeken nokta şu:
KDV hesaplanırken ÖTV’nin de dahil olduğu tutar dikkate alınıyor. Yani verginin de vergisini ödüyoruz.
Kasada ödediğimiz fiyat yalnızca tütünün, kâğıdın, filtrenin, işçiliğin, ambalajın ve dağıtımın maliyetinden oluşmuyor.
Verginin de fiyatın önemli bir parçası olduğu bir sistemle karşı karşıyayız.
Elbette devletin tütün ürünlerini yüksek vergilendirmesinin bir gerekçesi var: Halk sağlığını korumak ve tüketimi azaltmak. Amaç gerçekten halk sağlığını korumak mı yoksa bağımlılık nedeniyle talebi devam eden bir tüketim üzerinden kamu gelirini artırmanın da etkili bir aracı mı?
Bağımlılık söz konusu olduğunda fiyat artışı her zaman tüketimin aynı oranda azalacağı anlamına gelmez. İnsanlar başka harcamalarından kısabilir, daha ucuz ürünlere yönelebilir ya da bütçelerindeki başka kalemleri erteleyebilir.
Dolayısıyla mesele yalnızca “Sigara pahalı olsun” demek kadar basit değil.
Mesele, bu fiyatın kime ne kadar yük getirdiğidir.
Sigara piyasasında “tek el”, “gizli kazanç”, “görünmeyen aktörler” gibi iddialar varsa bunların da sloganlarla değil, belge ve denetim mekanizmalarıyla araştırılması gerekir.
Kim ne kazanıyor?
Hangi şirket hangi paya sahip?
Vergi eksiksiz tahsil ediliyor mu?
Kayıt dışı satış var mı?
Piyasa rekabet kurallarına uygun mu?
Bunların cevabı verildiğinde tartışma da gerçek zemine oturur.
Sağlığı koruma gerekçesiyle dar gelirli vatandaşın omuzuna bindirilen yükle alınan paraların hesabı da şeffaf olmalı.
Devletin aldığı vergi nereye gidiyor?
Hangi kamu hizmetine dönüşüyor?
Tütün vergilerinden elde edilen gelir ile bağımlılıkla mücadele ve sağlık politikaları arasında nasıl bir ilişki kuruluyor?
Bunlar sorulması gereken meşru sorular.
Sigara içmek kişisel bir tercih olabilir.
Fakat vergi politikası kamusal bir tercihtir.
Dolayısıyla vatandaşın o politikayı sorgulaması da en doğal demokratik hakkıdır.
Bugün bir paket sigara için en büyük banknotumuzu veriyoruz.
Yarın daha büyük bir banknot gerekebilir.
Cebimizden çıkan paranın büyürken hesabının küçülmesi trajikomik bir durum.
Bir zamanlar sigara almak için bozuk paralarımızı sayıyorduk.
Şimdi en büyük banknotu uzatıyoruz.
Artık para üstünü değil, hesabı soruyoruz…
Özelleştirilen TekEl üzerinden üretilerek maliyetinin üzerine konan yüzde 80 lerdeki milyarlarca liralık vergi geliri nereye gidiyor...
Görüşmek üzere…