Başkan Ertuğrul Doğan’ın Oulai, Augusto ve Batagov’u satmama kararını doğru buluyorum. Zirveye oynayan bir takım, sezon ortasında bel kemiğini oluşturan oyuncularını elden çıkarmaz. Futbolun en eski ve en doğru sözü burada geçerli: Dere geçilirken at değiştirilmez.

Trabzonspor ’un hedefi varsa, bu hedef yolda kadro zayıflatarak değil, güçlenerek kovalanır. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var ki, görmezden gelmek en büyük hatayı doğurur. Rakipler maçlarını tıklım, tıklım dolu tribünler önünde oynarken, Trabzonspor kombine sahiplerini saymazsak 4 bin biletli seyirciye sesleniyor. Bu tabloyu sadece sportif başarıyla açıklamak mümkün değil. Tribünle takım arasındaki bağ zayıfladığında, sahadaki direnç de kasadaki para da eksilir.

Ocak-Şubat aylarında kulübün önünde duran 38 milyon Euro’luk ödeme gerçeği var. Bu para dileklerle, temennilerle, “kimse satılmasın” romantizmiyle ödenmiyor. Ben de istiyorum; hiçbir futbolcu satılmasın, kadro bozulmasın, Trabzonspor hep güçlü kalsın. Ama bunun yolu sadece yönetimden değil, taraftardan da geçiyor.

Loca satılacak, Kombine satılacak, Forma satılacak, eşofman satılacak, tribün dolacak. Taraftar “ben buradayım” diyecek ki kulüp de ayakta kalsın. Aksi halde eldeki değeri satmamak bir erdem değil, geciken bir sorun olur. Taşıma suyla değirmen bir yere kadar döner; sonra ya su biter ya değirmen. Trabzonspor’un bugün ihtiyacı olan şey sadece doğru transfer politikası değil, topyekûn bir sahiplenme duygusu. Sahada mücadele eden 11 oyuncu varsa, tribünde de onların arkasında duran on binler olmalı. İşte o zaman ne at değişir ne de değirmen susar.

FUTBOLUN SESİ KISILIRKEN

Türk futbolu büyük bir çağ atladı! Artık ne taktik konuşuluyor ne oyun… Saha, yerini paylaşımlara bıraktı. Cesaret kramponda değil, gönderme cümlelerinde aranıyor. Yanlış anlaşılma ihtimali ise yeni nesil futbolun sigortası. Galatasaray’ın, sözleşmesi devam eden bir oyuncu üzerinden yaptığı Abdülkerim Bardakçı paylaşımı da bu dönemin tipik bir fotoğrafıdır. Saflık mı? Hayır. Tesadüf mü? Asla. Çünkü futbolda bu kadar “denk gelen” hamleler, sadece iyi yazılmış senaryolarda olur.

Karagümrük maçı öncesinde yapılan bu paylaşım için “yanlış anlaşılmaya açık” deniliyor. Doğru. Ama bazen yanlış anlaşılma ihtimali, başlı başına bir tercihtir. Mesaj veriyorum derken futbola fısıldayanların ortak bahanesidir bu. Trabzonspor bu mesajı okudu. Sadece okumakla kalmadı, cevabını da verdi. Oulai transferinde kapının kapanması kimseyi şaşırtmamalı. Çünkü Trabzonspor; forma numaralarıyla ayar verilecek bir kulüp değildir. Kimsenin pilot takımı hiç değildir. Büyük kulüp olmak, ince mesajlar üretmek değil; gerektiğinde açık ve net durabilmektir. Abdülkerim 42’yi giydi, Oulai de giyiyor. Ama mesele forma değil, zihniyettir. Rakibin aklıyla dalga geçmeye çalışmak zekâ göstergesi değildir. Aksine, karşısındakini küçümseme alışkanlığının dışa vurumudur. Ve futbolda bu alışkanlık, er ya da geç sahibine döner. Trabzonspor’un verdiği cevap yüksek sesli değildir ama ağırdır. Ne sosyal medya paylaşımıyla, ne laf kalabalığıyla… Sadece durarak. “Biz buradayız” demiştir. Türk futbolunun ihtiyacı olan şey sosyal medya kurnazlığı değil, saha cesaretidir. Mesaj vermek değil, oyun oynamaktır. Gerisi futbol değil; gürültüdür.

İYİLİK YAP, İYİLİK BUL

Cenap Şehabettin ne demişti; “İyiliği yalnız iyiler anlar, kötülüğü herkes…”Bugün etrafımıza baktığımızda, kötülüğü anlatmaya kalksak sayfalar yetmez, kelimeler eksik kalır. Ama iyilik… O sessizdir. Gösteriş sevmez. Alkış beklemez. İşte bu yüzden iyilik yapan insanlar çoğu zaman gözden kaçar. Oysa bir şehri, bir kulübü, bir toplumu ayakta tutan da tam olarak bu insanlardır.

Trabzon, bu anlamda şanslı şehirlerden biridir. İyilik peşinde koşan, işini adam gibi yapan, karakteriyle iz bırakan insanlar hâlâ vardır. Onlardan biri de Trabzonspor’un stat ve tesislerinden sorumlu yönetim kurulu üyesi Coşkun Öztürk’tür. Hayat tarzı, duruşu ve insanlara bakışıyla örnek alınması gereken bir isim. Ön plana çıkmayı sevmeyen, yaptığı işi sessizce ama hakkını vererek yapan bir iş insanı.

Kasımpaşa maçı öncesinde, Muçi’nin Göztepe’ye attığı ve TFF tarafından Aralık ayının en iyi golü seçilen golü için verilen plaket… Belki dışarıdan bakıldığında sıradan bir törendi. Ama o plaketin kimin elinden verildiği, işin asıl manasını ortaya koydu. Coşkun Öztürk’ün verdiği o plaket, sadece bir futbolcuya takdim edilen ödül değil; emeğe, alın terine ve adalete duyulan saygının da simgesiydi.

Coşkun Öztürk, yaptığı hiçbir işte “ben” demedi. Hep kulüp dedi, hep Trabzonspor dedi. İyiliği reklam malzemesi yapmadan, alkış beklemeden yaşadı. Bugün futbolun içinde bu kadar kirlenmişlik varken, böyle “adam gibi adamlara” her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Çünkü iyilik bulaşıcıdır; yeter ki taşıyıcısı sağlam olsun. Biz de buradan, sessiz sedasız ama yürekten yapılan iyiliklerin temsilcisi Coşkun Öztürk’e başarılar diliyoruz. İyiler kazansın diye… Çünkü bu şehir, bu kulüp ve bu ülke hâlâ iyiliğe muhtaç.

UZANAMAYAN EL, SUÇU LOBİYE ATAR

Türk futbolunun değişmeyen bir klasiği vardır: Top çizgiyi geçmezse hakem suçludur, maç kazanılmazsa bir “lobi” mutlaka devrededir. Bu kez adres belli: Trabzon lobisi! Sebat Gençlik-Fatsaspor maçında hakemin verdiği karar üzerinden koparılan fırtına, futbol aklından çok sokak dedikodusunu andırıyor. Konuk takımın attığı golü hakem geçerli saymamış, pozisyonu izleyip serbest vuruş kararı vermiştir. Olan budur. Ama sonrasında olanlar futbol adına ibretliktir.

Maçtan sonra herkes konuştu. Hem de öyle böyle değil…


Hakemliği bırakıp savcılığa soyunanlar, federasyonu devirmeye çalışanlar, işi gücü bırakıp komplo yazanlar ortaya çıktı. Sanki sahada düdüğü hakem değil, görünmez bir el çalmış gibi. Soruyorum: Siz kendinizi hâkim mi sanıyorsunuz, savcı mı? Köpeksiz köy buldunuz da değneksiz mi dolaşıyorsunuz? Hakem hata yapabilir. Yanlış karar verebilir. Bu futbolun gerçeğidir. Ama her kararı “Trabzon lobisi” diye etiketlemek, işin kolayına kaçmaktır. Uzanamadığı ete mundar diyen zihniyetin futbol versiyonudur bu.

Sebat Gençlikspor’u karalamaya kimsenin gücü yetmez. Bu kulübün adı, masa başı dedikodularla, sosyal medya gazıyla, tribün öfkesiyle lekelenmez. Sahada mücadele eden futbolcuların emeğini, alın terini, bir düdük üzerinden itibarsızlaştırmaya çalışmak kimseye yakışmaz.

Eleştiri başka şeydir, iftira başka. Hak aramak başka şeydir, hedef göstermek başka. Bir maç kazanılır, bir maç kaybedilir. Ama sağduyu kaybedilirse, işte onu geri getirmek zordur. Futbolu lobilerle değil, kurallarla konuşalım. Aksi halde her uzanamadığımız et, bize “mundar” görünmeye devam eder.

UMUDUN ADI BÜNYAMİN YAZOĞLU

Türk futbolunda bazı şehirler vardır; ligleriyle değil, direnişiyle anılır. Bayburt da onlardan biri. Yıllarca 3. Lig’de ekonomik zorluklara rağmen ayakta kalmaya çalışan Bayburtspor, amatör kümeye düşse de umudunu kaybetmedi.

Kulübün zor dönemlerinde başkanlık yapmış merhum Kurban Yazoğlu’nun yeğeni, iş insanı Bünyamin Yazoğlu’nun arkadaşlarıyla birlikte taşın altına elini koyması, bu umudun en somut göstergesi. Hedef net: önce BAL Ligi, ardından Bayburtspor’u yeniden profesyonel sahnelere taşımak.

Bu sadece bir futbol hamlesi değil; bir vefa, bir sahiplenme ve bir şehir meselesi. Bayburtspor yeniden ayağa kalkacaksa, bu inançla ve bu birliktelikle olacak. Çünkü futbolda para kadar yürek de gerekir. Bayburt’ta bugün yürek var.

KENDİ YAĞI İLE KAVRULAN ORENDA FUTBOL OKULU

Trabzon’da futbol yalnızca tabeladan, skordan ibaret değildir. Bu şehirde futbol; emekle, sabırla, inatla ve inanç Kendi Yağıyla Kavrulan Bir Umut: ORENDA Futbol Okulu yoğrulur. ORENDA Futbol Okulu da tam olarak bu anlayışın içinden konuşuyor. Denizhan Altınbaş ve Zafer Yener öncülüğünde, işini bilen, çocuklara sadece topu değil ahlakı da öğreten kaliteli hocaların gözetiminde çalışmalarını aralıksız sürdürüyorlar. Yer yok, imkân yok demeden; Erdoğdu Lisesi bahçesinin zeminini yenileyip “biz buradayız” diyerek başladılar bu yolculuğa. Her hafta sonu disiplinle yapılan antrenmanlar, sadece ter döken çocukları değil; Trabzon futbolunun geleceğini de büyütüyor. Kimseye el açmadan, kimsenin gölgesine sığınmadan… Kendi yağıyla kavrulmanın ne demek olduğunu bilen bir anlayış var ORENDA’da.

Büyük laflar yok, büyük hedefler var. Reklam peşinde koşmadan, altyapının kutsal bir iş olduğunun farkında olarak çalışıyorlar. Bugün herkes yıldız transferleri konuşurken, ORENDA Futbol Okulu yıldız yetiştirmenin derdinde. Çünkü bu topraklarda futbol; sabır isteyen bir emek işidir. Bir çocuğun gözündeki heyecanı sahaya taşımak, ona formanın ağırlığını öğretmek kolay değildir. Ama doğru ellerde, doğru niyetle yapıldığında karşılığı mutlaka alınır. Trabzon futbolu için umut, çoğu zaman gösterişli tesislerde değil; böyle mütevazı ama yürekli başlangıçlarda filizlenir. ORENDA Futbol Okulu için yol uzun, yük ağır… Ama niyet sağlam. Ve belli ki bu hikâye daha yeni başladı.