Şerriye ve Evkaf Vekâleti yerine, Mustafa Kemal tarafından 3 Mart 1924’de “Din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek” amacıyla 429 sayılı kanun ile kurulan kısa adıyla Diyanet, yani Diyanet İşleri Başkanlığı dünkü (16 Ocak 2026) Cuma Hutbesi ile bölmeye, istismara ve aşırılığa karşı tarihi bir duruşa imza attı.

Hem de, “satır arası” yapmadan, “anlayana sivrisinek saz” demeden, alenen, açık ve net ifadeler kullandırılarak tüm camilerde okuttu.

Gerçi tüm camilerde okunsa da, istemeden mecbur kaldıkları için okuyanlar olmamış mıdır? Hem de çok!

Peygamber Efendimiz’in, “Ey insanlar! Dinde aşırılıktan sakının. Çünkü sizden öncekileri dinde aşırılık helâk etti” hadisi hatırlatılıp, Cenab-ı Allah’ın Kur’an-ı Kerim’deki, “Siz insanlara şahit olasınız, Peygamber de size şahit olsun diye sizi aşırılıklardan uzak bir ümmet kıldık” buyruğu ile iletilen mesajı inşallah, hutbedeki tarif ile amacı “Din kisvesi altında İslam toplumu içinde fitne ve fesat çıkarmak, Müslümanları birbirine düşürmek” olanların kabul ettiklerini sanmıyoruz ama, gerçek müminlerin anladıklarını düşünüyoruz.

Ve de, “Dini istismar ederek, kendilerini dinin tek temsilcisi gibi sunup, İslam’ı kendi düşüncelerine hapsedenlerden” Allah, tüm ümmeti korusun dedikten sonra, “Diyanet’in nihayet hakikate yöneldiğini” de ifade edip, hutbede yer alan şu acı ama bir o kadar kahreden tespit ile tamamlayalım:

“Maalesef, bugün, Müslüman toplumlar, İslam’ı kendi tekelinde gören, kendinden olmayanı dışlayan tehlikeli bir anlayışla karşı karşıyadır. İslam’a ve Müslümanlara en büyük zararı verenlerin; dinimizi, değerlerimizi ve kavramlarımızı istismar edenler olduğunu unutmamalıyız.”

MUM DİBİNE IŞIK VERMESE DE…

“Çıkış yollarını başkalarına gösterirken, sen niye karanlıktasın?” diye sorunca, “Mum dibine ışık vermez” der demez, durdum, düşündüm!

Bir ışık kaynağı düşünün ki, karanlığı aydınlatmak için yanar, ama kendisine yar olamaz. Mum gibi!

İyi de mumun, hadi diyelim “mum gibi olanların”, başkalarına ışık saçıp, karanlıkları aydınlığa çıkarırken, peyderpey erimelerine seyirci kalmak, bir süre sonra kendimizi de tüketmek değil midir?

Öyle ise, “Mum dibine ışık vermese de” karanlıkları aydınlığa çıkanlar muma el, tükenmişliğine son vermelidir! Elleri yanacak olsa da…

DİLİMİZDEKİ HAS YABANCILAR…

Bazı kelimeler vardır, bir sayfayı 3-5 harf ile anlatırlar.

Vatanları, kökleri, menşeileri bizden olmayabilirler.

“Dilimizde yabancı misafir gibidirler.” diyebiliriz.

Ama haslıkları o kadar müstesnadır ki, söylenirken öylesine nazeninlerdir ki dilde, lâflarda o kadar tat bırakıyorlar ki, Lugat’ta ifade edildiği gibi; “Hayatlarımızdan tümden ellerini ayaklarını çekmeden evvel son bir saygı duruşu bekliyorlar.”

Zahmeti, sıkıntıyı, Tahir Ana’da Kemal Tahir’e, “Dünya meşakkatinden kurtulmamış hiç yoktur, ama sırayladır. Meşakketten kurtulmayı özleyeceğimize yaşamaya bakalım Alişar Bey, yaşama meşakkatine kurban olayım!” diye yazdırır, “Zahmet, sıkıntı, güçlük” anlamına gelen “Meşakkat”i…

Üzüntüyü “Hazin”, alçak sesle şarkı söylemeyi “Terennüm”, karşılıklı konuşmayı “Hasbıhal”, yararı olmayanı “Beyhude”, aşağılık, bayağı olanı “Pespaye” ıssız ve tenha yeri “Kuytu” gibi 3-5 harf ile ama çoklu mana ile anlatılar!

Bana göre bu Türkçeye ihanet değildir. Yabancı olsalar da, has misafirlerdir! Def etmemekten yanayım!

BAK, MEVLÂNA NE DİYOR?

Temel; "Eskileri yaşamaktan, eski yükleri taşımaktan, eski sözleri söylemekten yoruldum" diye şikayet edince, Dursun dayanamadı; "Mevlâna'ya kulak versene. Bak ne diyor?”

*

-Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi.
Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş.
Dünle beraber
Gitti cancağızım.
Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler
Söylemek lazım."

DÜNDEN BUGÜNE

3-S; Sanat, Siyaset, Spor...

Sanat, sanat için olduğunda, sıradanlaşmayı ortadan kaldırıp farklılık yaratıyor.

Siyaset toplum için olduğunda oy sandığına çalışıp, milletin meclisinde bile utanç verici küfürleri, kavgaları sergiletiyor.

Spor, sağlık yerine para için yapıldığında ise Türkiye'deki fakir ekmek bulamazken, milyonlarca dolarlara tekme atanları ortaya çıkarıyor.

Onun nedenle, bugün için daha çok; "Şu 3 günlük dünyada kalan ahir ömrümüzü 3-S ile tamamlamak daha evlâdır" diye düşünüyor, siyaset ve sporun kem sözleri yerine, sanatın güzelliklerinden "dem vurmayı" yeğliyorum!

17 Ocak 2017

KISSADAN HİSSE

Dağları, yaylaları gezmek için Trabzon’a gelen, Arap şeyhi, şoförlü olarak kiraladığı minibüse eşlerini bindiriyorken, “Sen şuraya otur. Sen de şuraya. Sen de… Sen de…” diye talimat verip, yer gösteriyormuş.

Arap’ın eşlerinin binmesini bekleyen ve de bekâr olduğu anlaşılan şoför de yanındaki kiralama firmasını temsilcisine gayri ihtiyarı, “Ne kadar sakinler, uyumlular. Hiç itiraz etmiyorlar. Kadınlar böyle midir?” diye sorunca aldığı cevap:

“Sen onların arasına bir Karadeniz kadını koy bakayım, neler, ne kavgalar oluyor.”