Değerli dostlar, asrın vurgunu yapıldı ama ben bunun bu hükümet eli ile telafi edileceğine ihtimal vermiyorum. Bu aklım beni doğru yola sevk etmiyor.

Niye?

Mesela, işin odağındaki Tera’yı denetleyen kurum kim? SPK.

Tera’nın fonlarına onay veren kim? SPK.

Bu fonlardan gelir vergisi (stopaj) alan kim? Devlet.

Bu hisselerin şişmesini izleyen kim? Borsa İstanbul…

Tera’nın banka kurmasına izin veren kim? BDDK.

SPK’nın 7 üyesinin tamamını kim atıyor? Reis.

HSK’nın 13 üyesinin tamamını kim seçiyor? Reis ve TBMM (çoğunluğa sahip Cumhur İttifakı)

Ayrıca SPK Yasasında, kaynaklanan davalara bakacak mahkemeyi, yasa veya UYAP değil kim belirliyor? HSK. (6362 SY Madde 116)

Peki, buradan gelirsek size, sonuçta bu işten para kazananlar kim? diye sorsak veya bunun siyasi sorumlusu, sorumluları kim? diye sorsak ne cevap verirsiniz?

Ben de öyle düşünüyorum,

Dağılın buradan bir şey çıkmaz…

BELEDİYELERDEKİ KRİZ HİÇ BİTMEZ…

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ve 59 kişi gözaltına alınmış.

Ben aslında fon krizinin konuşulmaması, gündemin değiştirilmesi ayağına Mansur Yavaş’ı gözaltına alırlar diye düşünmüştüm ama Vahap Seçer’i tercih etmişler.

Toplam suçlama 300 milyon lira, fonda götürülen ve (güya) iade edilen 2 milyarın %15’i kadar.

Aslında birden gözaltını duyunca acaba Vahap Başkan fona para mı yatırmıştı diye düşündüm, ne yalan söyleyeyim. Şimdi size nasıl soruşturma açılıyor onu anlatayım.

Şöyle bir yol izliyorlar belediyelerde, mesela billboardları kiralama işini yapıyorsun ihale ile, sen 50 milyon değer biçiyor ve kiralıyorsun bir firmaya. Bu ihaleyi denetleyen devlet memuru diyor ki, hayır aslında orası 50 değil 60 milyon ederdi. Ya da mesela bir köprü yapılacak yol yapılacak, bir firma 100 milyona ihaleyi alıyor, bu devlet memuru gelip diyor ki aslında 90’a bu iş yapılırdı!

İşte bu kamu zararı meselesi oluyor…

Böylece ne günlere kalıyoruz görüyor musunuz dostlar, milleti 2 milyar lira tokatlayanlar halen ifade vermediği ülkemizde neler neler gerçekleşiyor.

Bir de kafama takıldı fiyat çok düşük artık 2 milyardan aşağı soruşturma açmayın bizi yöneten arkadaşlar, çok komik gözüküyor sayenizde.

Hatta Vahap Başkanı da whatsapp gurubundan çıkarsaydınız, olsun bitsin di.

Öyle olunca yeterli olmuyor muydu size?

Bende inandım artık, içinde “adalet” var bu iktidarın…

ÖZLEDİKLERİMİZ…

2000’li yıllara gelirken pek çok şey vardı, özlediklerimizden.

Hatırlayanlar olur mesela korsan CD satıcıları vardı. Simitçi gibi resmen ellerinde yürüyen tezgâhlarla gezerlerdi. Sokak sokak dolaşır, kimimiz sotede beklerdi, oyun, film daha vizyona çıkmadan bunların tezgâhlarından aldığımız. porno CD’lerin havada uçuştuğu günler…

Bir arkadaşım vardı, Amerika’da yeni çıkmış filmlerin serisini dizerdi. Bir VCD Player’ın oldu mu kendini huzurlu hissederdin. Sonrası ya korsan’dan elde etmek ya da yasal cd’ciler vardı (genelde kasetçiler) onlardan tedarik ederdiniz. O zamanlar mesela yazın Amerika’da vizyona çıkan bir film Eylül’de Kasım’da Türkiye’ye gelirdi. Arada çok zaman var ama git korsan da şak diye bulurdun. O arkadaşımın evinde o hafta sonu eşinin günü varmış. Arkadaşları toplanmış, çay kahve sohbet gırla gidiyor. Misafirlerden biri bizim arkadaşın koleksiyonunu görünce bir kaseti VCD’nin haznesine göndermiş, ev sahibi çayları tazelerken kurulmuşlar TV önüne. Sonu kötü bitmiş elbette, kasetin üstündeki isimle içindeki konu hiç uyuşmamış!

Korsancı abiler aslında tam bir film korsanı idiler, sattıkları filmin sonunu bile bilirlerdi. Bir ünlü film almıştım, “sonunda başrol oynayan ölüyor” demişti, tüm filmin içine etti ama hakikaten sonunda ölmüştü artist.

“Kelebek” filmi mesela, ben ilk korsandan almış seyretmiştim. “Papillon” müthiş bir dram, suç aksiyonu idi. Steve McQueen ve Dustin Hoffman’ın oyunculuk şaheseri…

Sonra CD’ler çıktı, onlarda bir âlem.

Ne günlerdi, alırsın bir cd, eve gelir takarsın okumaz, çıkartırsın üflersin silersin tekrar takarsın. Teknoloji ile kurduğumuz ilişki henüz bu zamanki gibi tek taraflı değildi, cihazla aramızda fiziksel bir mücadele vardı.

İnternet yaygınlaşınca bunlar unutuldu dedim ve bugün size az biraz hatırlatmak istedim…

FON VURGUNUNU İSMET İNÖNÜ’YE BAĞLAMAK…

Sabah akşam bizim Bayburt ve Sinop illerinden sınırlı sorumlu Selo, İnönü’ye vurur. Bunu biliyoruz, daha 2-3 gün önce sosyal medyasında memlekette bir tane olan (!) Zonguldak Maden Mühendis Mektebini, 20 lira bulamamış da kapatmış! Ama aynı günlerde Yunan Venizelos Ankara’daki ağırlama masrafı 38 bin lira imiş! (Kaynak olarak 12 Haziran 1931 tarihli Yarın Gazetesi’ni göstermiş.)

Ey gözünü sevdiğimin Selo’su sen hala orada mısın, bugünkü iktidar elinizle vurgunlara gel vurgunlara.

Neyse, aynı koro elemanlarından A Haber’de bizim Selo’ya paralel müthiş bir haber yapmış “Fon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Tera yöneticisi Emir Münir Sarpyener’in aile geçmişi ortaya çıktı! Sarpyener baba tarafından İsmet İnönü’nün kız kardeşinin torununun oğlu olduğu öğrenildi”…

Şimdi ben sizden Fatma Betül Sayan Kaya’nın dedesinin dedesinin komşusunun teyzesinin çocuğunun kankasının amcasını Atatürk ile Çanakkale Savaşında aynı masada yemek yemiş olduğunu ortaya çıkarmanızı bekliyorum.

Lozan’ın gizli maddeleri bir bir açıklanıyor, gülmeyin aynen öyle…

Milletin geçmişi ile uğraşacağınıza fon krizinde vatandaşı dolandıranları araştırın,

Yemiyoruz bu ucuz hallerinizi…

AKARYAKIT ZAMLARI…

Farkında mısınız bilmiyorum ama zam geldikçe trafik daha da kalabalıklaşıyor!

Değişik bir zevk alma metoduna dönüştü sanki akaryakıt zamları.

Hani bizim Sülo “Ohhhhh…. Ohhhhh….” diyordu ya aynen öyle diyeceğim de ayıp olur diye kendimi tutuyorum.

Diyeceksiniz ki, bunları niye hep sen yazıyorsun?

Abi Türkiye’de çalışan bir STK kaldı mı? Millet nerede ise kendi kendine sövüyor, iki kelam söveyim de rahatlayayım diyenlerle dolu sokaklar.

Artık zam diye de söylemiyorlar, yukarı yönlü güncelleme!

Biri yazmış sosyal medyada, 300 liralık benzin aldım ibre oynamıyor bile…

Sör Mehmet, zammın nedenini ÖTV’nin artmasına bağlamış. Yani Brent petrol fiyatları ile alakası yok, ona endeksli olsa zaten indirim gelmesi gerekiyor.

Yıllar önce partilerin seçim vaadi idi, mazot 1 lira olacak. Sayelerinde 100 lira oldu.

Akaryakıt zammı sadece sizin arabanızın benzin masrafını ifade etmiyor arkadaşlar, iğneden ipliğe her şeyi etkiliyor.

Bunu da hatırlatayım dedim, saygılar sunuyorum zamcılara.

Ver yetkiyi, gör etkiyi…

EĞİTİMDE UÇUYORUZ, (MUŞ) …

Ben demiyorum, 38 ülkenin oluşturduğu OECD diye bir kuruluş var o diyor. “Bir bakışta eğitim 2026” raporuna göre Türkiye’nin birçok alanda yükselişini sürdürdüğünü görmüşler.

Mesela Türkiye, öğretmen ihtiyacının tamamen karşılandığı iki OECD ülkesinden biri imiş! Genç öğrenmen oranında OECD ortalamasının üstünde, öğretmen maaşlarındaki reel artışta OECD ortalamasının üzerinde imiş, eğitim yatırımlarına ayrılan kaynakta OECD ortalamasının üstünde imiş!

Evet, bende katılıyorum; Türkiye, öğretmen ihtiyacının tamamen karşılandığı iki OECD ülkesinden biri. Aynen, sabun için okula para ödüyoruz.

Genç öğretmen oranında OECD ortalamasının üzerinde. Doğru, yeni mezun sözleşmeli birçok öğretmenimiz var çok şükür. Asgari ücreti geçtim askeri ücreti alıyorlar resmen.

Ortaöğretimde öğretmen başına düşen öğrenci sayısında OECD ortalamasından daha iyi durumda. Kesinlikle katılıyorum, sınıflar en fazla 20 kişi. Katılım sağlayan diğer 30 öğrenci zaten Suriyeli falan.

Eğitim yatırımlarına ayrılan kaynakta OECD ortalamasının üzerinde. Kesinlikle doğru, dernek vakıf vs. doyuramadık bir türlü zaten. Kaynak çok önemli, kaynak…

Benim gibi, boğaz tokluğuna çalıştırılan 100 bine yakın sözleşmeli (kadrosuz) öğretmen arkadaşlar da gülüyordur bu rapora.

Okulları canlı atış poligonuna döndürenlere buradan seslenmek istiyorum, sizin o anketör kuruluşunuz OECD’ye bir söyleyin de enflasyon raporunu da bir açıklasın.

Arapça, Din Tarihi, Din Bilgisi, Dini Hikâyeler ve Din Felsefesi dersleri koyup, evrim, biyoloji derslerini, matematikten türev ve integrali çıkaran bu kafaların maarif sisteminin kalitesini hep birlikte ayakta alkışlıyoruz…