Dünyanın geleceğini belirleyecek en önemli iki unsurun “enerji ve su” olacaktır. Geleceğin dünyasında ülkelerin en büyük zenginliği yalnızca sahip oldukları para, teknoloji, sanayi gücüyle değil; enerji ve suya sahip olmaları, ve bunları ne ölçüde güvence altına aldıklarıyla ölçülecektir.
Enerjiye sahip olan üretir, üretime sahip olan güçlü olur. Suyu olan ise; yaşamını, tarımını, sanayisini ve geleceğini güvence altına alır. Bu nedenle enerji ve su, önümüzdeki dönemin en önemli stratejik kaynakları arasında yer alacaktır. Kendi enerjisini üretebilen ve su kaynaklarını koruyabilen ülkeler, dışa bağımlılıklarını azaltıp daha güçlü hareket edecektir.
Dünyada yaşanan İklim değişikliği ile birlikte yeni bir dönem başlıyor. Geleceğin rekabeti yalnızca teknoloji ve ekonomi üzerinden değil, enerji ve su üzerinden de şekillenecek. Enerji kaynaklarına, enerji koridorlarına ve su havzalarına sahip olmak, ülkeler açısından giderek daha stratejik bir anlam taşıyor.
Bugün enerji kaynakları üzerinde yaşanan rekabet ve savaşlar, gelecekte su kaynakları için de yaşanacak. Bu nedenle enerji ve su, yalnızca ekonomik kalkınmanın değil; ülkelerin güvenliği, bağımsızlığı ve geleceği açısından da belirleyici kaynaklar haline geliyor.
İşte tam bu noktada Türkiye’nin sahip olduğu coğrafi konum büyük bir avantaj ve önem taşımaktadır. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz; akarsuları, gölleri, yeraltı ve yerüstü kaynakları, güneş ve rüzgâr potansiyeliyle önemli bir enerji ve su coğrafyasında bulunuyor.
Üstelik Türkiye yalnızca enerji kaynaklarına sahip bir ülke değil; Asya ile Avrupa arasında, enerji üretim merkezleri ile enerji tüketim merkezlerinin kesiştiği stratejik öneme sahip coğrafi bir konumda bulunuyor.
Enerji koridorları açısından Türkiye’ye önemli fırsatlar sunan bu coğrafi potansiyeli değerlendirmeliyiz ve öncelikle enerji yatırımlarını günlük bir ihtiyaç olarak değil, 2050’yi ve sonrasını hedefleyen uzun vadeli bir devlet politikası olarak ele almalıyız. Böylece Türkiye yalnızca enerji üreten değil, enerji teknolojisi ihraç eden bir ülke haline gelebilir.
Güneş ve rüzgâr başta olmak üzere Güneş panelinden rüzgâr türbinine, yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırmalı, hidroelektrik kaynaklarımızı verimli kullanmalı, enerji üretim kapasitemizi artırırken elektrik iletim ve dağıtım altyapımızı güçlendirmeliyiz. Çünkü enerji üretmek kadar, üretilen enerjiyi güvenli ve kesintisiz şekilde sanayiye, şehirlere ve hanelere ulaştırmak da önemlidir.
Enerji kaynaklarına sahibi olmanın yanında, enerji depolama teknolojilerine yatırım yapmak gerekir. Güneşin ve rüzgârın olmadığı saatlerde enerjiyi kullanabilmek için depolama kapasitesini büyütmeli, batarya teknolojilerine, hidrojen gibi yeni enerji çözümlerine, elektrikli araç…gibi geleceğin teknolojilerine yatırım yapmalıyız.
Su kaynaklarımızı bugünden korumazsak yarının enerji ve ekonomik gücünü de riske atabiliriz. Şehirlerde kayıp-kaçak kullanımları önlemeli, yağmur sularını değerlendirmeli, baraj ve gölet yatırımlarını uzun vadeli su planlamasıyla birlikte ele almalıyız. Sanayide de suyun yeniden kullanılması, arıtılmış suların değerlendirilmesi ve enerji verimliliğinin artırılması konusunda daha güçlü adımlar atılmalıdır.
Tarım suyun daha verimli kullanılması artık bir tercih değil, zorunluluktur. Devlet desteği ile; Modern sulama sistemlerini yaygınlaştırmalı, su tüketimi yüksek üretim modellerini bölgesel su varlığına göre planlamalı ve her damla suyun ekonomik değerini artırmalıyız.
Bütün bunların yanında enerji verimliliğini de en az yeni enerji yatırımları kadar önemsemeliyiz. En ucuz enerji, çoğu zaman tasarruf edilen enerjidir. Binalarda, fabrikalarda, ulaşımda ve kamu yatırımlarında enerji verimliliğini artıracak projeleri hızlandırmalıyız. En büyük tasarruf; Sanayide ve şehirlerde enerji kaçak kullanımları önlenmesiyle mümkün olacaktır.
Bugünden alınacak tedbirlerin ve yapılacak yatırımların hepsi aynı hedefe çıkıyor: Daha az dışa bağımlı, daha güçlü ve geleceğini daha iyi planlayan bir Türkiye.
Çünkü geleceğin güçlü ülkeleri, enerjisini üreten, suyunu koruyan, teknolojisini geliştiren ve kendi geleceğini bugünden planlayan ülkeler olacaktır.