Ben bu hayatıma kadar birçok “yarın” kelimesiyle başlayan milyonlarca cümle kurmuşluğum vardır ama hiç biri bu kadar anlamlı değildi, olamazdı!

“Efendiler, yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz…” (28 Ekim 1923 Yer: Çankaya Köşkü)

Oldum olası Cumhuriyet Bayramı’nı büyük coşku ile kutlarım, yine öyle kutlayacağım ama bu sene içimde derin bir burukluk var. Son yaşananlara baktıkça, sanki sadece sosyal medya paylaşımlarında yaşayan bir olguya dönüşmüş gibi 29 Ekim. Her defasında bir adım öteye gidiyorlar ve yaptıkları hep yanlarına kâr kalıyor gibi. Aslında eskiden buna kızardım, şimdi sadece üzülüyorum desem yalan olmaz.

Düşünebiliyor musunuz 103 yıldır Cumhuriyet hiç değişmedi, değiştirilemedi ama bazı bizi yönetenlerin içinde hep o rövanş hırsı yatmakta. Neyse, o ayrı bir konu…

Bir arkadaşım vardı, yaşıyorsa Allah selametini versin. Bizim arastada adını “VerenAli” derdik, Maçka yolu üzerinde Esiroğlu Verena’dandı. Eski ismi Varena. Bizim Verenali anlatırdı, her 28 Ekim günü sabahı babası ve amcası ile yola koyulur Verena’dan Trabzon merkeze yürürlermiş. Yürüyerek Esiroğlu’ndan Trabzon’a, düşünebiliyor musunuz içlerindeki Cumhuriyet coşkusunu. Meydan’a geldiklerinde Meydan Parkı içindeki banklarda dinlenirlermiş, akşam çıkınlarından getirdikleri kuru ekmek falan yer ve parti önlerine giderlermişler. Bende hatırlarım Adalet Partisi önünde, Halk Partisi önünde davul zurna eğlenceler olurdu Cumhuriyet coşkusu ile. Ve bakın burası önemli, Verenali derdi ki; O 28 Ekim gecesi parti önlerindeki eğlence “Fener Alayı” gelince biter, coşkunun en üstü yaşanır ve herkes evine dönerdi. Yani “Fener Alayı” 28 Ekim gecesi düzenlenirdi, şimdi nedense hep 29 Ekim gecesi lütfediyor bize bizi yönetenler. Amcası ve babası ile yine Meydan Parkındaki banklarda uyur sabah aynı parkın alt tarafındaki Resmi Geçit Törenine katılırlarmış. Elde bayraklar o coşkuyu yaşadıktan sonra yine yürüyerek köyleri Verena’ya dönerlermiş…

***

Evet, “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” dostlar o yarın yine geldi. Her evin ışığı biraz daha parlak, her kalpte yine aynı dua olacak: Allah bu ülkeye bir daha esaret göstermesin…

Her sabah biraz daha eşit, biraz daha özgür ve o “yarın” hiç kaybolmadan.

Rahmet ve minnetle Atam, birileri anmasa bile kalbimizdesin…

MALAZGİRTCİLER, SİZİ DE BEKLİYOR MEYDANLAR…

Bu sene AKP Trabzon İl teşkilatı Malazgirt Zaferi’nin 955.ci yıl dönümü için Trabzon’dan taaa Muş’a otobüslerle 1000 kişi taşımışlardı. Düşünün Muş-Trabzon arası 484 kilometre.

Malazgirt’e giden tüm AKP’liler kendi sosyal medyalarında bunu paylaşmışlardı. Reis de buraya yakın olsun diye Bitlis Ahlat’ta kışlık saray inşa ettirmişti, biliyorsunuz. Parti olarak çok önem verirler 26 Ağustos Malazgirt Zaferi’ne.

Ben o tarih yazmıştım, önümüzde 30 Ağustos var bekliyoruz meydanlarda AKP konvoylarını. Ardından 29 Ekim gelecek, göreceğiz ne kadarınız katılım sağlayacak diye.

30 Ağustos geçti, Malazgirt’e koşan 4 AKP Trabzon vekilinden bir Allah’ın kulu yoktu Trabzon’daki törenlerde.

Şimdi geldik Cumhuriyetimizin 103.cü yıl dönümü 29 Ekim’e.

Bakalım o Malazgirt’e koşan 1000 kişilik AKP ordusundan ve AKP vekillerinden kaç kişi törenlere katılacak?

Yarın tören kıtasını izleyip yine bu köşeden yazacağım, merak etmesinler…

BÖYLE YANLIŞ YAPILAMAZ!

Bizim Mustafa Şen vekil açıklama yapmış, “Bir kısım insanlar büyük bir yanlış yaptılar. Bir insan kendine bu yanlışı yapar da Tayyip Erdoğan’a böyle bir yanlış yapılamaz arkadaşlar. Bu bizi çok yaraladı…” demiş son “fon vurgunu/krizi” soruşturmalarından bahsederken…

Okudum açıklamalarını, aldı beni bir gülme.

Benim tertip Asım Efendi “Kol kırılır yen içinde kalır demeyiz, o kol kangren olmuşsa keseriz” mealinde şeyler söylüyor ama bizim bağlamacı Mustafa’nın işi gücü Reis’ini güzellemek…

Tamam, anlıyoruz Mustafa, senin o koltuklarda oturma sebebin Reis. Hatta o olmasa esamen bile okunmaz ama bir dön aynaya bak bakalım o fon vurgununda sizden başka kim var?

Bu kadar vurgun yapılırken Reis derin uykuda mıydı?

İşiniz gücünüz toz kondurmamak…

Ama atı alan Üsküdar’ı geçiyor, demedi deme…

SARAL’I YEDİLER Mİ?

Bizim Oktay Saral müthiş adamdır, siz seversiniz sevmezsiniz bilmem. Senelerdir çizgisinden gram oynamamıştır.

Şahsen tanırım, hiç elini sıkmışlığım yok bu arada. Yani dolaylı yoldan tanırım. 1999 da Fazilet Partisinden (FP) Of Belediye Başkanı seçilmişti. 2004’de bu sefer AKP’den seçildi, 2009’da yineledi. 2011 seçimlerinde Of Belediye Başkanlığından istifa etti, gitti İstanbul’dan aday oldu vekil seçildi.

Biz 2004 de Volkan Bey ile Trabzon Belediyesinde iken ara ara bize de çakardı. Hakkımızda çok muhalif beyanatları vardır o dönemler. Vekil oldu, o dönem TV’lerde Muhteşem Yüzyıl diye bir dizi var, şahsımda iyi izliyor o dönemler bu diziyi. Bizim Saral gitti mecliste bir soru önergesi verip yasaklanmasını istedi. Kanun teklifi bile düzenledi TBMM de. Bende yine bu köşeden kendisini eleştirmiştim. Beni danışmanına arattı, fırçalattı güya. Neyse, o ekonomist danışmanının ağzının payını vermiştim o dönemler. Vekillik sona erince Cumhurbaşkanlığı Danışmanı oldu Saral.

Son zamanlarda attığı tweetler ile bir hayli meşhur oldu hemşerim.

Geçen bende yazmıştım, Azerbaycan 31 kişiye sınırlarını kapatmış acaba bizim Oktay Saral’a da kapatır mı? Listede var mı? Falan diye. Listede yok ama tak diye Reis, Saral’ın istifasını istemiş. O da birkaç gün önce istifasını sunmuş.

İnsan sormadan edemiyor, arkadaş başörtüsü konusunda söz etmek için siyasi konjonktürden izin mi almak gerekiyor? Yıllardır milli irade de, inanç özgürlüğü de, başörtüsü mücadelesi de ve bunun siyasetini yap ama konu kardeş ülke Azerbaycan olunca otur üç maymunu oyna. Kendi ülkende savunduğun değerleri başka ülke görmeze gelince mi diplomatik nezaket oluyor? İlkeli olmak böyle sadece işinize gelince savunulacaksa bunun adı ilke değildir, siyasi rüzgârdan yelkenini şişirmektir.

Bakın buradan söylüyorum, Oktay Saral’ın her söylediğine katılmıyorum, katılmak zorunda da değilim. Mesele zaten bu da değil. Mesele, insanın kendi mahallesinde gördüğü yanlışı dile getirebilmesidir. AKP içerisinde eleştiren, itiraz eden, gerektiğinde kendi tarafına da ayna tutan insanlar olmayacaksa geriye ne kalıyor?

Geriye bağlamacı Mustafa gibi birbirini alkışlayan, liderin hoşuna gidecek cümleleri kurmak için yarışan bir küçük zümre kalıyor. Siyasette sadakat ile biat arasındaki farkı unutunca böyle tablolar çıkıyor işte. Sadakat, yanlış gördüğün bir şeyi söyleyebilmektir, biat ise yanlış olduğunu düşünsen bile susmayı tercih etmektir. İnsanın kendi mahallesini eleştirmesi, karşı mahalleye geçmesi anlamına gelmez. Bazen en ağır eleştiri, tam da sahip çıktığın değerler aşınmasın diye yapılır. Bunu anlamayan siyaset, eleştireni düşman, susanı sadık zannetmeye başlar.

Bu bakımdan Oktay Saral, bana yanlış gelse de, kendi çizgisinde doğruyu söyleyen biridir.

Biraz uzun oldu ama Oktay Saral’ı şimdilik yediler ama ilerde hata yaptıklarını görüp utanacaklar…

TÖVBE HESABI…

Özgür Özel, bu cümleyi kurmuştu. Tövbe hesabı kurmuşlar, fon vurgununda voleyi vuranlar gönüllerinden ne kopuyorsa getirip koysunlar diye…

Ey Allah’ım ya, şeytan bunları görse esas duruşa geçecek adamlara kumbara koymuşlar ne geçiyorsa içinizden atın diyorlar. Gönüllü iade sistemi kurmuşlar, ödüllü ceza sistemi!

Birde bu üstüne üstüne gideceğiz diyenler var, Fatma Betül hala elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyor bunların haberi yok. Türkiye Varlık Fonundan tut Diyanete kadar yayılmış bu soygun ağı ve çetesi. Bürokratı, Valisi, Cumhurbaşkanı Yardımcısı komple sistem içinde, nereye el atsan bir AKP’liye çarpıyor ve hepsinin bağlı olduğu kişi belli. Her şeyin sorumlusu benim diyen kişiye çıkıyor yollar ama nereye değerse değsin miş. Bizde yiyoruz…

Kanunun Resmi Gazetede yayınlanıp yürürlüğe girmesi bile neredeyse bir buçuk ay sürdü!

Bu yaşananların siyasi sonuçlarına nasıl katlanacaklar, yeminle çözemiyorum.

Kasa fırlatma ile geldiler sanırım fon skandalı ile gidecekler…