Uzmanlar toplumsal bir tespite dikkati çekmişler: Geleceğe güvensizlik yaşı düştü…
Özellikle Z kuşağı ve lise/ortaokul çağlarındaki gençlerde hissediliyormuş, derin gelecek kaygıları (anksiyetesini). Biz genelde üniversite mezunlarında hatta evlilik gibi yetişkinlik evrelerinde, daha çok 25-30 yaşlarda, başlayan ekonomik ve sosyal kaygılardan ötürü zannederdik ama değilmiş. Günümüzdeki dijitalleşme, ekonomik darboğaz ve küresel krizler bu yaşı ergenlik dönemine kadar geriletmiş belli ki.
Bende gözlemliyorum aslında, sizin de vardır etrafınızda eskiden çocukların tek derdi dersleri olurdu. Şimdi lise hatta ortaokul çağlarındaki çocuklar döviz kurlarını, enflasyonu, barınma krizini ve üniversite mezunlarının işsizlik oranlarını yakın takibe almış durumda.

Çevirin bir çocuğu sorun bakalım “büyüyünce ne olacaksın evladım?” diye. Size belki dilinden başka şeyler söyleyebilir ama çoğunun içinde sistem dışında kalmayayım da ne olursa olsun kaygıları vardır.
Üniversite diploması olsa ne oluyor? Asgari ücretle üç harfli marketlerde iş bile bulamıyorsun. “Okuyup büyük adam olma” formülünün geçerliliği var mı bu çocukta şimdi? Yarını kurgulayamıyor çocuk bu düzende.
Kapanın elinde kaldığı bir düzen kurdular bizi yönetenler.
Bu yüzden gençler de, sosyal medya platformları aracılığı ile dünya akranlarının yaşam standartlarını görmüyor mu? Görüyor elbette, görüyor kendi coğrafyalarındaki imkân kısıtlılığını ve standartlar arasındaki uçurumu.
Güvensizlik hissini erken yaşlara indirdiniz ya ben size ne diyeyim bizi yönetenler?
Anladınız siz onu…
HİÇ Mİ UTANMIYORSUNUZ?
YENİ Parti milletvekili Gökhan Günaydın son TBMM’de konuşmasında sormuş: “Hiç mi utanmıyorsunuz kardeşim, hiç mi?” ve eklemiş; “Soruyorum: Hiç mi utanmıyorsunuz kardeşim, hiç mi utanmıyorsunuz? Hazine Bakan Yardımcılığı, Hazine çok önemli, değil mi? Osman Çelik'i getirmişsiniz. Osman Çelik aslında müsteşar; hangi tarihten itibaren? 2016-2023; müsteşar. O kadar başarılı yapmış ki 2023'te de adamı almışsınız, Bakan Yardımcısı yapmışsınız. Adam yardımsever, akraba taallukatını koruyor; ilk işi, dünürünü almış, 2017'de BDDK'de üye yapmış, BDDK'de üye. Peki, zavallı damat boşta mı kalsın? Damat 1988 doğumlu, 2010'da Marmara İşletmeyi bitirmiş; derhâl Ekonomi Bakanlığına uzman müfettiş olarak almışsınız; beş yıl çalışmış amca, beş yıl; beş yıldan sonra Amerika'da en önemli merkeze, New York'a, New York Başkonsolosluğuna ticaret ataşesi yapmışsınız. Sebep? Çünkü adamın babası BDDK üyesi, adamın kayınpederi Hazine Bakan Yardımcısı. Peki, yeter mi çocuğa? Tabii ki yetmez. Adam gelmiş, Özata Denizcilikte bağımsız yönetim kurulu üyesi olmuş. İskender Balcı, tabii ki, denizciliği bilmez mi? "Insider tading" diyoruz, değil mi? Oradan oraya haber, buradan buraya haber; Özata Denizcilik hisseleri yüzde 2.577 fırlamış, vatandaşı soymuşsunuz, sonra da köşeyi dönen bir avuç AKP eliti olmuş. Hiç mi utanmıyorsunuz be kardeşim, hiç mi utanmıyorsunuz!
Gelelim Türkiye Sigortaları Genel Müdürü, Merkez Bankası Başkan Yardımcısına; Türkiye Sigortalarının 150 milyonunu fonda gömmüş, fonda kaybetmiş. Daha önemli başka bir şey var, buradan ilk kez açıklıyorum: 500 küsur milyon lirayı kendi hesabına, fona yatırmış. Ya, bu paraları nerede kazanıyorsunuz beyler?

Bunlar bir dereden aksa, o dereden 24 saat boyunca para toplasanız bu paralar gene toplanmaz. Bu çocuk 500 milyon lirayı nereden bulmuş da oralara gömmüş? 50 liralık banknotlarımızda bunun imzası var. Yazık değil mi! Utanç kaynağı değil mi! 200 TL'lik banknotlarda 2 Merkez Bankası Başkan Yardımcısı -adlarını hatırlayayım- Emrah Şener ve Erkan Kilimci. Bunların ikisi de dolandırıcı, sizin Merkez Bankası Başkan Yardımcılarınız. Hiç mi utanmıyorsunuz!
Ne cevap verdiler bilmiyorum AKP’liler bu soruya ama biraz geç anlama kabiliyetin var Gökhan, soruyu sormadan senin bilmen gerekli idi bence!
Geçen sene de sormuştun (9 Aralık 2025) Meclis kürsüsünden iktidarın mülakatsız ve sınavsız akraba/ yandaş atamalarını ve eleştirmiştin “Hiç mi utanmıyorsunuz?” diye değil mi? Ne cevap almıştın koçum? AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin ablan aynen şöyle cevap vermişti sana “Evet utanmıyoruz, gurur duyuyoruz yaptığımız işten”…
Bu hafta da TBMM deki bütçe görüşmelerinde sorduğun soruya da aynı cevap gelir, kaşınma.
İkile…
SARIGÜL’DE VEDA ETTİ ADAYA…
Sarıgül’ün de fişini çektiler sonunda, adaya bir siyasetçi daha veda etti.
Oldum olası bu arkadaşı sevmem, bizim dönem Şişli Belediye Başkanı idi. bir İstanbul ziyaretimizde Volkan Bey ile kendisinin misafiri olmuştuk. Güya Volkan Beye özel siyaset tüyoları verecek, bana makamdan dışarda beklememi rica etmişti. Zaten adamın samimiyetinden rahatsızım seve seve dedim dışarı çıktım. Volkan Bey ile başbaşa görüştüler, dışarı çıkınca bana “Not al” dedi Volkan Başkan “Kar yağdığı zaman önce iki yerin yolunu açtıracağız! Biri mahallenin okulu, diğeri mahallenin camisi!” Görüyor musunuz adamdaki siyaset zekâsını?

Neyse, şimdilerde cinsel hayatı ile gündemimizi meşgul eden “aktif” siyasetçimiz Yeni Parti üyeliğini askıya almış! Ay bir sevindik, bir sevindik sorma. Komple partiden kovmazsanız hakkım kalsın Yeni Parti.
Oğullarının AKP ve akçeli işleri konusuna hiç girmiyorum.
Saçını boyatan siyasetçilere oldum olası gıcığım zaten,
Tek çare Sarıgül değilmiş;
Kovun gitsin…
HALKI YANILTAN BİLGİYİ YAYMAK…
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in Lise ziyaretinde asılan pankartı haber sitelerinde “bir lisenin duvarına asan lise öğrencileri” diye haber yapan gazetecileri gözaltına almış emniyet görevlileri. Meğer pankart asanlar “lise öğrencisi” değil, “üniversite öğrencileri” imiş!
2 gazetecinin gözaltına alınma sebebi “halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak”…

Hâlbuki ararsın haber sitesini düzelttirirsin başlığı değil mi, yok değil burası Türkiye.
Ayrıca sevgili dostlar, sizce de gerekçe bu mu?
Elbette değil.
Asıl sebep Fransa’yı kasıp kavuran, Macron’un kâbusu haline gelen liselilerin sokak eylemleri hatta Sırbistan’da “öğrenci listesi” hareketinin iktidarı değiştiren kıyıcı gücü.
Yani korku, elbette “Gezi” eylemlerinden de alınan bir ders var geçmişte.
Bence gençler böyle hareketle girmesinler, burası Fransa falan değil çocuklar aklınızı başınıza alın. Siyasilerin gazına da gelmeyin derim ben. TİP’li Sera Kadıgil “Korkmayın la! Biziz, halk!” diyor ya ona da kanmayın…
Dersinizi çalışın, bu günlerde geçecek umutluyum…
Ayrıca bu gazetecilerin nedir çektiği arkadaş, “üniversite” yazacağına yanlışlıkla “lise” yazmış nedir derdiniz?
Neymiş buradaki “halkı yanıltıcı bilgi”?
Korkmayın la! Biziz; gazeteciler, yazarlar…
BALIK ÖLÜMLERİNİN KATI ATIK BAĞLANTISI…
“Tam olarak bilmiyorum ama tesisin çevreye verdiği zarar ortada. Balıkların ölümü bundan kaynaklanabilir” demiş Araklı Belediye Başkanı Hüseyin Avni Coşkun Çebi.
Çok net aslında, Başkan ılımlı konuşuyor.
Geçen hafta sonu Araklı ve Arsin’i birbirine bağlayan Yanbolu deresinde balık ölümleri yaşanmıştı, halk tepkili, çevreciler tepkili ama bizi yönetenlerden tık yok!
Belediye Başkanı da yarım ağız konuşuyor, olabilir de olmaya bilir de…
Bu kentin her ota maydanoz oda başkanları nerede? Mesela Ziraat Odası bu konuda ne düşünüyor? Ticaret Odası konu hakkında ne düşünüyor? Veteriner Odası ne düşünüyor? Gıda Mühendisleri Odası ne düşünüyor? Çevre Mühendisleri Odası ne düşünüyor? Üretici birlikleri, kooperatifleri ne düşünüyor?

Yok, abi tıkları çıkmıyor bu STK’ların…
Bir elin parmağı kadar vatandaş bağırıp duruyor, dereler elimizden gidiyor, kokulardan evimizin pencerelerini açamaz durumdayız, sağlıklı ne su kullanabiliyoruz ne de yaşayabiliyoruz diye ama bizim beyzadeler kış uykusunda.
Sürmene Kutlular Katı Atık Depolama tesisindeki tecrübelerimizle burayı da vahşi depolamaya döndürmeyin dedik, tesis drenajlarının iyi kontrolü gerekir dedik, dedik de dedik…
Dinleyen oldu mu?

Kemençe çaldılar. Hatta tam 20 senedir Rize getirip senin en güzel yerlerine çöp bıraktı gıkları çıkmadı. Soruyoruz Büyükşehir Belediye Başkanına “Ya Rize küçücük bir yer, onun çöpünden ne olur” diyor! Rize, Rize! Başka bir kent, başka bir şehir, başka bir kent yerleşkesi. Sen bi’git Çayeli’ne iki kamyon çöp bırak bak ne oluyor?
Şimdi o balıklara bakıyorum da ne görüyorum biliyor musunuz?
Açık gözlerindeki o insan yaratıklarına yaptıkları küfürleri görüyorum, buradan yazamam.
Ben bilirim onların söylediklerini, aynı Çamlı Hemşin’deki Fırtına Vadisinde yetişen deniz alalarının gözleri gibiydiler…
Onları da aynı el, aynı şekilde yok etti.
Allah sizi de bir gün böyle ıslah eylesin, aynen öyle…