Tarih bazen insanlığa çok acı sorular sorar.

Ve o soruların en ağır olanlarından biri şudur,

Adalet gerçekten herkes için eşit midir?

Yoksa güçlünün galip geldiği, güçsüzün ezildiği bir dünya mı?

Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’i 1982 yılında Duceyle kasabasında 148 Şii’nin öldürüldüğü katliamın emrini verdiği gerekçesiyle 30 Aralık 2006’da Kurban Bayramı’nın birinci günün sabahında idam edilmişti.

“İnsanlığa karşı suçlar”dan suçlu bulunarak.

Dünya o gün bir mesaj verilmişti
“İnsanlığa karşı suç işleyenler cezalandırılır.”

Peki gerçekten öyle mi?

Bugün Ortadoğu’ya baktığımızda, milyonlarca insanın zihninde aynı soru dolaşıyor.
Gazze’de yaşananlar, Filistin’de süren trajedi, İran’da devam eden savaş bölgede ardı ardına gelen suikastlar ve savaşlar…

Ve bu savaşların merkezinde iki isim sürekli tartışılıyor.
Donald Trump ve Benjamin Netanyahu

Bu iki cani insanlık suçu işlemiyor mu?

ABD ve İsrail, Gazze, Filistin’de Gazze’de, Lübnan’da işledikleri insanlık suçundan ve son olarak İran’da 200 çocuğun öldürülmesinden sorumlu iki katil Trump ve Netanyahu ‘insanlığa karşı suç işlemiyor mu?’

İnsanlık suçu işlemiyorlar mı?

Çocukları, kadınları, insanları öldüren Trump ve Netanyahu, Saddam Hüseyin’in bir kere idam edildiği yerde bin kere idam edilmesi gerekmez mi?

Tüm dünya şunu soruyor

Eğer bir lider “insanlığa karşı suç” işlediğinde yargılanabiliyorsa, bu ilke neden herkes için eşit şekilde uygulanmıyor?

Yakın tarihe baktığımızda benzer katliamların ne kadar çok olduğunu görüyoruz.

Muammer Kaddafi’nin linç edilmesi,

Demokrasi ile seçilen Mursi’nin hapishanede sözde kanser hastalığından öldürülmesi,

Kasım Süleymani’nin,

İsmail Haniye’nin,

İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin öldürülmesi cinayet değil midir?

Son olarak İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’i ve 48 komutanı ile 200 çocuğu katledilmesi insanlık suçu değil mi?

Bu suçu işleyen Donald Trump ve Binyamin Netanyahu idam edilmesi gerekmez mi?

Eğer hak, hukuk, adalet varsa bu iki cani derhal idam edilmelidir.

Ortadoğu, yıllardır güç savaşları ve ateş çemberi içerisindedir.

Bir tarafta demokrasi ve insan hakları söylemleri, diğer tarafta bombalanan şehirler, ölen siviller ve bitmeyen savaşlar.

İşte tam bu noktada insanların zihninde şu soru büyüyor,

Eğer uluslararası hukuk gerçekten varsa, neden güçlü olanlar her zaman onun dışında kalabiliyor?

Adalet, yalnızca güçsüzlerin, mazlumların başına gelen bir kader mi?

Dünya bugün belki de en büyük sınavlarından birini veriyor.
Çünkü gerçek barış, sadece savaşların bitmesiyle değil, adil bir hukuk düzeninin kurulmasıyla mümkündür.

Eğer dünya gerçekten daha adil bir yer olacaksa, o zaman tek bir ilke geçerli olmalı,

Güçlü ya da zayıf fark etmemeli.
Sivil ölümlerinin hesabı mutlaka sorulmalıdır.

Ancak bu hesap intikamla değil, uluslararası hukuk ve gerçek adaletle sorulmalıdır.

Çünkü intikam yeni savaşlar doğurur.
Ama adalet, insanlığın ortak vicdanını onarır.

Soykırımcı Netanyahu, ‘Vaad edilmiş topraklar’ için, sapık Trump ise Hz. İsa’yı karşılamak için dünyayı kana buluyorsa, kendi çıkarları için insanlığı öldürüyorsa hak, hukuk, adalet yoktur. Oluk oluk Müslüman kanı akıtan, Ortadoğu’yu cehenneme çeviren Dünyanın kasaplarından adalet beklenemez.

Ve bu iki katil idam edilmedikçe dünyaya hak, hukuk, adalet gelmez.