Hayatta çözemediğim çok şey var. Mesela evren neden genişliyor, insanlar neden pazartesi sendromu yaşıyor, buzdolabını açınca ne aradığını neden unutuyorsun? Ama bütün bu soruların yanında, insanlığın asıl büyük gizemi bence şu: İnsanlar nargile içerken neden fotoğraf çektiriyor?

Yanlış anlaşılmasın, isteyen nargile içsin; köz de onun, marpuç da onun, ciğer de kendisinin. Ben sadece fotoğrafın mesajını çözmeye çalışıyorum. O karede ne anlatılıyor? “Hayatın anlamını buldum, birazdan elma aromalı dumanla açıklayacağım” mı? “Dünya yansa umurumda değil, yeter ki közüm sönmesin” mi?

Fotoğrafın olmazsa olmazları da belli: Yarı kısılmış gözler, uzaklara dalan bakışlar, elin içinde marpuç… Yüzde öyle bir ifade var ki gören, kişinin az önce üç kıtada barışı sağladığını sanır. Oysa masada iki çay, bir nargile ve hesabı kimin ödeyeceğine dair diplomatik kriz vardır.

Üstelik bu, tek başına bir gizem değil. Direksiyon başında fotoğraf çektirenler var. Araba park hâlinde, gözler yolda… Sanki birazdan dünyayı kurtarmaya gidiyor. Gideceği yer, navigasyonda “200 metre sonra sağa dön” diyen bakkal. Kahvesini fotoğraflayanlar da ayrı bir bilim dalı. Kahve buz gibi olmuş ama paylaşım gelmeden içilemiyor. Demek ki kafein artık damardan değil, beğenilerden alınıyor.

Kitapla fotoğraf çektirenleri de unutmayalım. Kitap açık, yüz ciddi, kaşlar çatık… İnsan, Dostoyevski’yle ruhsal hesaplaşma yaşandığını düşünüyor. Oysa kişi kitabın kapağını bile geçmemiş olabilir. Fotoğraf çekimi bitince kitap kapanıyor; kültür faaliyetleri bir sonraki paylaşıma kadar askıya alınıyor.

Eskiden insanlar anı yaşardı, sonra hatıra kalsın diye fotoğraf çekerdi. Şimdi bazen fotoğraf çekilsin diye an yaşanıyor. Gün batımına bakıp içlenmek yetmiyor; içlenirken iyi görünmek de gerekiyor. Hüzün bile filtresiz paylaşılmıyor. İnsan ağlayacaksa önce ışığı kontrol ediyor.

Hepimiz biraz görülmek, fark edilmek, “Vay be, ne hayat yaşıyor!” dedirtmek istiyoruz. Yalnız nargile fotoğrafında insanın ne kadar derin olduğunu anlamak zor. Duman çok, ipucu az.

Ben yine de umudumu kaybetmiyorum. Bir gün bilim insanları evrenin sırrını çözecek, yapay zekâ bütün sorularımızı cevaplayacak, insanlık Mars’a yerleşecek. Belki o gün biri çıkıp nargile fotoğrafının altına “Bunu neden çektim?” diye yazacak. İşte o zaman medeniyet gerçekten ilerlemiş olacak.

Şimdilik kafamdaki bütün soru işaretleri cevap bulabilir. Ama nargile içerken fotoğraf çektiren birini gördüğümde içimdeki filozof istifa ediyor, sosyolog raporlu sayılıyor, fizikçi de “Dumanı takip edin, belki mantık oradan çıkar,” deyip laboratuvardan kaçıyor.

Çünkü bazı sırlar insanlık tarihi boyunca çözülemeyecek. Uzaylıların varlığı, kayıp çorapların akıbeti ve nargile fotoğrafının amacı… Üçü de bilim dünyasının başını ağrıtıyor.