Ekim ayı, Türkiye Cumhuriyeti’nin doğduğu aydır. 29 Ekim 1923’te ilan edilen Cumhuriyetimizin 103. kuruluş yıl dönümünü milletçe büyük bir coşku, gurur ve heyecanla kutluyoruz. Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değil; bağımsızlığımızın, özgürlüğümüzün, eşitliğimizin ve ortak geleceğimizin simgesidir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyetimiz, milletimizin yeniden ayağa kalkışının ve kendi kaderini tayin etme iradesinin en güçlü ifadesidir.
Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Devletimiz ve milletimiz, ülkesiyle birlikte bölünmez bir bütündür. Resmi dilimiz Türkçedir. Bu güzel vatan topraklarında, ay yıldızlı bayrağımızın altında yaşayan insanlarımızı bir arada tutan en önemli değer; ortak tarihimiz, ortak vatanımız ve geleceğe dair ortak sorumluluğumuzdur. Ulus devlet olmanın bilinci de; farklılıklarımızı bir ayrışma nedeni değil, ortak değerlerimiz etrafında birleşmenin bir parçası olarak görebilmektir.
Cumhuriyet Bayramı; hangi görüşten, düşünceden, inançtan veya kültürel kökenden gelirse gelsin, bu ülkenin bütün vatandaşlarının Milli bayramıdır. Çünkü Cumhuriyet, hepimizin özgürlüğünün, bağımsızlığının ve eşit vatandaşlık hakkının güvencesidir. Bu bayram, yalnızca geçmişte kazanılmış bir zaferin hatırası değil, bugün sahip olduğumuz hakların ve yarınlara taşıyacağımız sorumlulukların da bayramıdır. Önemli olan, sahip olduğumuz değerlerin kıymetini zamanında bilmek ve onları gelecek nesillere aynı bilinçle aktarabilmektir.
Cumhuriyetimizin kazanımlarıyla gurur duyuyoruz. Özellikle kadınların elde ettiği haklar, Türk toplumunun gelişimi açısından tarihî bir öneme sahiptir. Kadınların eğitim ve öğrenim hakkına kavuşması, toplumsal yaşamda daha güçlü yer edinmesi, seçme ve seçilme hakkını elde etmesi, Cumhuriyetin açtığı aydınlık yolun önemli sonuçlarındandır. Kadınlar bu kazanımlar sayesinde öğretmen, doktor, mimar, mühendis, yönetici…olmuş; meclislere girmiş, milletvekilliği, belediye başkanlığı… yapmış, devletin en üst kademelerinde görev almıştır. Cumhuriyet, kadının yalnızca ailede değil, toplumun her alanında söz sahibi olmasının önünü açmıştır.
Cumhuriyetin en büyük kazanımlarından biri de fırsat eşitliği idealidir. Anadolu’nun bir köyünde çiftçilik yapan bir ailenin çocuğu da kasabada ya da kentte büyüyen bir çocuk da eğitim yoluyla hayallerine ulaşabilme imkânı bulmuştur. Köy çocukları öğretmen, doktor, mimar, mühendis, avukat, vali, kaymakam, milletvekili ve devlet yöneticisi… olmuş; içlerinden başbakanlar, cumhurbaşkanları ve dünyaca tanınan bilim insanları yetişmiştir.
Cumhuriyet, bir çocuğun geleceğinin yalnızca doğduğu yerle ve ailesinin imkânlarıyla belirlenmemesi gerektiğini göstermiştir. “Niçin Cumhuriyet?” diye soranlara, Anadolu’nun dört bir yanından yükselen bu başarı hikâyeleri bile başlı başına bir cevaptır.
Bizler, Türkiye Cumhuriyeti’nin çocukları olarak aklı hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller olma idealiyle yetiştirildik. Okullarımızda vatan sevgisini, bağımsızlığın önemini, bayrağımıza ve milletimize bağlılığı öğrendik. Siyah önlüklerimizi giyer, beyaz yakalarımızı takardık. Görüntümüz birbirine benzerdi ama hayallerimiz, umutlarımız ve dünyalarımız rengarenkti... Aynı sınıflarda, aynı sıralarda otururken birbirimizden farklı olsak da, bizi birleştiren aynı vatanın çocukları olarak ortak bir geleceğin parçası olduğumuzu bilmekti.
Bizler, Anadolu’nun köklü inançlı ailelerinden gelen, vatan sevgisini küçük yaşlarda öğrenen nesilleriz. Ailelerimiz ve öğretmenlerimiz bize farklılıklarımızla birlikte yaşamanın, birbirimize saygı duymanın ve ülkemize karşı sorumluluk taşımanın önemini öğretti. Çocuk yaşlarımızdan itibaren İstiklal Marşı’mızı gururla okuduk; bayrağımız göndere çekildiğinde başımızı kaldırıp ona baktık. Andımızı okuduğumuz günlerin hatırası da hafızalarımızda yer etti. Bütün bunlar bize, Cumhuriyetin yalnızca bir devlet düzeni olmadığını; aynı zamanda ortak hafızamızın, aidiyet duygumuzun ve gelecek idealimizin bir parçası olduğunu gösterdi.
Cumhuriyetimizin bize sunduğu özgürlüklerin, eğitim imkânlarının ve bağımsız bir ülkede yaşamanın değerini bilmeliyiz. Geleneklerimize, kültürümüze ve inançlarımıza sahip çıkarken farklı düşüncelere ve insanların inanç özgürlüğüne de saygı göstermeliyiz. Bu topraklarda binyıllardır bir arada yaşama kültürünü güçlendirmek, birbirimizi anlamak ve ortak değerlerimizi korumak hepimizin ortak sorumluluğudur. Vatanımızın, bayrağımızın, devletimizin, milletimizin ve özgürlüğümüzün kıymetini bilmeli; sahip olduğumuz nimetler için Allah’a şükretmeliyiz. Cumhuriyetin değerlerini korumak, birbirimize karşı sorumluluklarımızı yerine getirmekle de mümkündür.
Dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan savaşlar, işgaller, çatışmalar ve insani dramlar, barışın ve bağımsızlığın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Komşu ülkelerde ve sınırlarımızın çevresinde yaşanan gelişmeler, ülkemizin güvenliğinin, Milli birliğinin ve güçlü devlet yapısının önemini ortaya koyuyor.
Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü hedef alan her türlü şiddet ve terör girişimi karşısında, hukuk içinde ve ortak akılla hareket etmek; toplumsal dayanışmayı güçlendirmek büyük önem taşıyor. Çünkü bir ülkenin en büyük gücü yalnızca ordusu, ekonomisi veya coğrafi konumu değil, aynı zamanda milletinin ortak geleceğine duyduğu inançtır.
Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak bizlere bağımsız bir vatan armağan eden Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını, Milli Mücadele’nin kahramanlarını ve vatanımızın savunmasında canlarını feda eden tüm aziz şehitlerimizi saygı, rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhları şad, mekânları cennet olsun.
Cumhuriyetimizin 103. yılı kutlu olsun! Birliğimiz, beraberliğimiz ve kardeşliğimiz daim olsun. Tek Vatan, Tek Bayrak, Tek Millet, Tek Devlet, nice asırlara, bin yıllara…“İlelebet Yaşasın Cumhuriyet!” Ne mutlu Türküm diyene!
Atatürk’ün şu sözleri, Cumhuriyetimizin geleceğine duyduğumuz inancı en güçlü biçimde ifade ediyor: “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.”