Fonlanma ya da fonlandırılma! Her ne ise! İster SERMAYE, ister FON, ister BORSA, ister HİSSE SENEDİ… Ne derseniz deyin!

Eni sonu yaşananlar “İbadet gizli, ticaret açık” uyarısına uymayan akçeli işler!

Bunlarla ilgili de her kafadan bir ses çıkıyor!

Ama bunlarla ilgili herkes değilse bile “at gözlüğü” takanlar, kendi pençelerinden bakarak olup bitenlere sahte ad aramaya, mazeret uydurmaya, bahane bulmaya çalışıyorlar.

ENFORMASYON yaparak gerçekleri söyleyenler, yazanlar, çizenler ise, DEZENFORMASYON ile bertaraf edilmeye çalışılıyor!

Ben de, bu işleri kıyısından köşesinden bile katılmamış birisi olarak, gazetecilikten tarihi üstatlarımızdan da olan ve 1825-1880 yılları arasında yaşamış Devlet Adamı, Fikir İnsanı ve Şair Ziya Paşa, bunları görse idi “Ne derdi?” diye merak edip, yaklaşık 2 asır öncesinden yaptığı tariflere baktım.

Herkesçe bilinen ve ; “Bir kişinin değeri lâflarıyla değil, yaptığı işlerle ölçülür; aklı ve kapasitesi ortaya koyduğu eserlerde görülür.” demek olan;

"Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz,

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde” dizeleri kifayet etmeyince, Ziya Paşa adeta “Şunu kullan” dercesine başka satırlar gönderdi!

"Milyonla çalan mesned-i izzette ser-efrâz,

Birkaç kuruşu mürtekibin càyi kürektir."

Yani günümüz dili ile ve zamanımız da olup bitenlere uyarlar isek; “Büyük vurgunlar, milyonlar çalanlar makam sahibi olup baş üstünde tutulurken, birkaç kuruş çalan küçük suçlular kürek cezasına (hapse) mahkûm edilir.” demek istedi.

KAFA KARIŞTIRMAK İSYENLERE!

O ki hafızamızdaki kelimeler yeterli gelmediği, dahası tam olarak izah edebilmek için de çok uzun yazmak gerektiğinden 150 yıl öncesine giderek Ziya Paşa’nın Arapça-Farsça-Türkçe karışımı Osmanlıca ile yazdıklarına muhtaç olduk, aynı dilden birkaç kelimeyi de, kafa karıştırmak isteyenlere yardımcı olması için “Şu sıralar lazım olur” diyerek hatırlatayım”

Ama anlamlarını vermeden!

Bilmeyenler, anlamayanlar var ise bir zahmet onu da okuyanlar merak edip öğrensinler!

İşte o kelimelerden bir kaçı:

-Halel-Tahammülfersâ-Müstahak-Pinhan-Tamahkâr-Hürcümerç-Lâfügüzaf-Muğalata-Hicap-Cürmümeşhut-Hodbin

EMANETE FINDIK VERMEK CAİZ Mİ?

Söz konusu, şimdilik dünya liderliğimizin devam ettiği fındık olunca özellikle yetiştiriciliğinin “Bir numaralı ismi Mustafa Şahin”e iletilen, O’nunda bana gönderdiği Emekli Müftü İdris Başkıran’ın “Emanete Fındık Vermek Caiz mi?” başlığı attığı görüşleri virgülüne dahi dokunmadan paylaşıyorum:

Fındığı tüccara emanete bırakmak, yapılan anlaşmanın içeriğine ve fındığın tüccar tarafından kullanılıp kullanılmamasına göre dini hüküm açısından değişiklik göstermektedir.

Diyanet İşleri Başkanlığı ve fıkıh kurulu görüşlerine göre uygulamadaki esaslar şöyledir:

1. Caiz Olan Durum (Gerçek Emanet-Vedia)

Eğer fındığınızı tüccara sadece depolaması ve koruması amacıyla teslim ediyorsanız, tüccar bu fındığı kendi malı gibi satmıyor veya işlemiyorsa bu işlem dinen caizdir.

Bu durumda tüccar sizden bir depolama veya koruma ücreti talep edebilir.

İlerleyen süreçte fındığı geri almak istediğinizde kendi fındığınızı aynen geri alabilir ya da o günkü rayiç bedel (piyasa fiyatı) üzerinden tüccara satabilirsiniz.

2. Caiz Olmayan veya Sıkıntılı Görülen Durum (Fasit Akit)

Halk arasında yaygın olan ancak dini açıdan sakınca doğuran uygulama şudur:

Üretici fındığı tüccara teslim eder, tüccar bu fındığı hemen satar veya işler; üretici ise aylar sonra gelip "Bugünkü fiyat neyse bana parasını ver" der.

Bu işlem fıkıh kurallarına göre şu gerekçelerle caiz görülmemektedir:

Belirsizlik (Garar):

Satım akdi yapıldığı sırada fındığın toplam fiyatı belli değildir. Fiyatı belirsiz olan bir satış (akit) ise dinen fasittir. (Geçersizdir.)

Emanet Niteliğinin Kaybolması:

Tüccar fındığı alıp hemen kullandığı veya sattığı için bu işlem "emanet" olmaktan çıkar, bir tür karz (ödünç) işlemine dönüşür. Dinde ödünç alınan bir malın misli (aynı kalite ve miktarda olanı) geri ödenmelidir; ancak bu uygulamada malın kendisi değil, ilerideki belirsiz bir tarihin fiyatı üzerinden nakit para ödenmektedir.

Dinen Helâl Yoldan Nasıl Yapılır?

Bu ticareti dini kurallara uygun (helal) hale getirmek için şu iki yöntemden biri seçilmelidir:

Yöntem Nasıl Uygulanır? Dini Hükmü:

Vadeli Satış Fındık teslim edilirken o günkü fiyattan (veya ileri tarihli sabit bir fiyattan) pazarlık bitirilir. Toplam ödenecek para kesinleştirilir, ödeme tarihi (örneğin 5 ay sonra) kararlaştırılır. Caizdir. (Alan da satan da ne alıp vereceğini bilir).

Gerçek Depolama Fındık tüccarın deposuna konur, tüccar fındığa dokunmaz. Satılacağı gün taraflar bir araya gelip o günün fiyatı üzerinden satış akdini gerçekleştirir. Caizdir.

Dini konularda güncel ve resmi bilgilere doğrudan ulaşmak için Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu platformu üzerinden de resmi fetva sorgulaması yapabilirsiniz.

ŞEYTANLIK!

“Haksızlık karşısında susmak dilsiz şeytanlık” ise, “Basın” diye tarif edilen Bizim Mahalledekiler başta olmak üzere bir umum ahalinin ekseriyeti irili ufaklı şeytan hanesine kayıtlarını yaptırmaları gerekir diye düşünmüyor değilim!

O ki, şeytandan dem vurduk, onunla öyle veya böyle, bu kadar veya şu kadar arkadaş seçenlere bir kere daha hatırlatalım.

“Çıkarlarınız için şeytanı evin içine alırsanız, işiniz bittiği zaman sessizce çekip gitmesini beklemeyiniz.”

Neden mi?

Çünkü dünyevi çıkarlar hesabına her türlü yoldan kişisel kazanç elde etmek uğruna tehlikeli, güvenilmez veya kötü niyetli odaklarla iş birliği yapmanın ağır bedelleri olacağını unutmamak gerekir. Onlarla işiniz bittiğinde siz onu göndermek isteseniz bile, o artık düzeninizi bozmuş ve hayatınıza kalıcı zararı vermiştir.

İĞRENİYORUM!

Kimlerden mi?

Önce; Necip Fazıl Kısakürek’in, “İğreniyorum” diyerek sıraladıklarından:

-"...Dudaklarla kalpler arasındaki mesafeden, her akşam başına yorganı çeker çekmez uyuyuveren nefis muhasebesi yoksunu eyyamgüder politikacıdan, tecrit kampı ve iman zindanı haline getirdikleri camilere hissizce girip çıkan marka Müslümanlarından iğreniyorum!"

-"...Ağlayamayan, anlayamayan, içini kanatamayan, yumruğunu sıkamayan insandan, Allah’ın Kur'an da "belhüm adal-Hayvandan aşağı" diye andığı iki ayaklılardan iğreniyorum!"

*

Sonra da:

Söz konusu helehele fındık olunca, bilgi sahibi olmadan fikir beyan etmekten imtina eylemeyen, “Herbologlardan…”

İşleri güçleri ayda bir kere ATM’lerin başına gitmek olan; “Harammatiklerden…

Hayatları “Padişahım sen çok yaşa” şakşakçılığı yapmaktan öteye gitmeyen “Yalakalardan…”

Sahibine bile, “Yahu bir kere de olsun itiraz et de iki kişi olduğumuzu anlayalım” dedirten “Dalkavuklardan…”

Dün “kara” dediğine bugün “ak” diyen “Riyakârlardan…”

“Kötünün iyisi olamayacağını” anlamayarak tercih yapan “Ehvenişercilerden…”

Yalan diye diye, kendi söylediğine inanmaya başlayan “Metonomanilerden…”

YASA KOYUCULARIN HAZZI!

Lübnan asıllı Amerikalı felsefe yazarı, romancı, şair ve ressam Halil Cibran’ın (1883-1931) “ERMİŞ” adlı eserinin “Yasalara Dair” kısmında denk geldiğim satırlar beni; “Sanki bizleri kast eylemiş” demekten alıkoyamadı!

İşte o, yasa koyucularla olan muhabbetini anlatan satırlar:

“Yasa koymaktan haz alıyorsunuz. Ama onları çiğnemekten aldığınız haz daha fazla. Okyanus kıyısında oynayan, durmaksızın kumdan kuleler yapıp, sonra da kahkahalar atarak onları yıkan çocuklar gibi.”

KISSADAN HİSSE

Naim Hoca’dan…

Naim Hoca-Naim Gölleroğlu (Erzurum-1925-1999) yine hararetli bir vaaz veriyordu. Günah ve sevap konusunu anlatıyor, insanın günahı da, sevabı da bu dünyada kazanacağından söz ediyordu Konuyu anlattı anlattı, en sonunda şöyle dedi:
–“Bahın gözüm cemaat! Günahnan sevap neye benzer bilir misiz? Hani yeni çıhmış bir maçine varya, bankalara goymuşlar. Bele gidir içinden para çekirsen.”

Bu arada cemaatten biri “Hocam onun adı BANKAMATİK” diye ikazda bulundu.
Naim Hoca tasdik ederek:
–Temam, işte o matik varya, ona gidir bir kart sohirsen sonra birgaç numara yazirsan. Eğer daha önce para yatırmışsan maçine hemen istediğin parayi verir. Yoh daha önce para yatırmamışsan, maçine sene diyirçi :
“Ula gavat, sen ne parasi yatırdınki şimdi de benden isdirsen? Hadi ordan çekil! ” İşte sevap da buna benzer. Eğer bu dünyada sevap yaparsan , öbür dünyada garşına gelir. Yapmassan, heç bir şey bekleme!”