Önce aldığımız iletilerden birini ilk sıraya koyarak başlayalım. “Fındıkta üretim tekelini kaybedebileceğimizi biliyorduk. Ama bu kadar erken olacağını tahmin etmiyorduk.” Sonra kaybın tedavisi için özellikle Ünye’nin doğusunda yapılması gereken acil uygulamayı da iletelim:

“Arazilerin birleşmesini, yani toplulaştırmayı gerçekleştirdiğimiz müddetçe bundan sonra işimiz her aşamada zor. Türkiye’deki, bölgedeki yapı bunu olumsuz etkiliyor. Bunun için de zihniyet değişimi gerekiyor.”

Sanırım zihniyetini öncelikli üreticiler adına saf tutmuş, ama o saffı kendileri için ne olursu olsun kaybetmemeye çalışanlar değiştirmeli!

Tabii, devlet-i aliyyenin uyguladığı, ama uygulanmaması gereken politikalarda ısrarcı olan etkili ve yetkililerini en başa yazmak en doğrusudur!

*

Peki, “Aynı hamam, aynı tas” denilerek değiştirilmesi için gereken çabalar gösterilmedikçe Dünya fındık pastasında payımız ne mi olacak?

İşte sezonluk ihracat rakamları:

“1 Eylül’de başlayan, 31 Ağustos’ta sona eren 2025-2026 sezonunda Türkiye’nin fındık ihracat miktarı bir önceki sezona göre yüzde 36 oranında azaldı. Yani 309 bin ton iç fındık ihracatında 111 bin ton azalma meydana geldi ve geride bıraktığımız sezonun satışı 197 bin ton olarak gerçekleşti.”

Yani düşük rekolte yılında bile ihracatta 111 bin ton iç, yani 222 bin ton ton kabuklu fındık kaybımız oldu.

Bizim kaybımızın birilerinin kazancı, yani piyasada yerimizi kaptırmak demek olduğunu belirtmeye gerek var mı?

Elde edilen gelirde cüzi miktarda kayıp olması önemli değil. Ama pazara başkalarının girmesine imkân tanımak, pazarı onlara kaptırmak kadar başka büyük bir kayıp olabilir mi?

*

Gelelim Rekabet Kurumu’nun piyasaya daldığı haberlerine!

Piyasadaki alıcıları TMO gibi devlet adına görevlendirilmiş sayıyor olacaklar ki, “Niye düşük fiyata satın alıyorsunuz?” diye sorarak Rekabet Kurumu’na işbaşı yaptırılıyor.

Cümle ben diyeyim “tüm ürünlerde”, siz söyleyin “gıdalarda” denetime tenezzül dahi etmeyenler, RK ile sahne almaya çalışıyorlar.

Hem de, ellerinde TMO, Tarım Kredi, hatta Fiskobirlik var iken…

Hiç kimseye değilse bile, çok kişiye “Kaça alır, kaça satarsın?” sormayanlar sadece fındığı kantara koyanları hesaba çekecekler ise buna makul ve mantıklı bir gerekçe bulsunlar! Yani topu taca atmasınlar!

Devlet-i aliyye adına çıkıp, “Biz fındığı 300-400 liradan alacağız” desinler!

Hatta makul ve mantıklı olsun diye, “ Yılda 2-3 ürün veren taban arazilere, ovalara fındığın dikimini engelleyemedik. Bunun için da özellikle Ünye’nin doğusundaki ana üretim bölgesinde zor şartlarda üretim yapan, toprağını terk etmeyen köylümüzü, üreticimizi, vatandaşımızı böylelikle destekleyeceğiz, hatta onlara teşekkür edeceğiz” diye de açıklama da yapsınlar! Olsun bitsin!

RK’da asli görevleri ile meşgul olsun.

*

İki cümle de, halâ “Fındığı 200 TL’ye mal ediyoruz” demekten geri durmayanlara da dokunmasak, eksiklik yaratmış oluruz.

Fındık için her türlü hizmeti yapıp da dönümde 90-100 kilo alanlaradır sözümüz.

Fındık için maliyet çeteresine alt alta yazılanları yapmış olsalardı dönümden en az 200 kilo fındık almaları gerekirdi.

Ama yapmadıkları için alamadılar. Ancak yapmışlar gibi listeye yazdılar.

Hele hele 300-400 kilo fındığı olanların fındığı kendileri toplamayıp da, “günlükçü” ücreti diye listeye yazmaları yok mu?

Tam ifade ile “Yan gel yat. Yapmış gibi listeye yaz!”

Haa yeri gelmiş iken, “Erken toplamayın”, hatta “Daldan değil yerden toplayın” çağrılarına rağmen…

Yetmedi, devletin file için maddi desteklemesi de ortada iken, hasatta daldan işçiliği tercih edilmesi yok mu?

Hem de işçilik maliyetini yüzde 70 oranında azaltmasına rağmen…

Ezcümle:

Daldan ihracata kadar vazgeçilmeyen yanlışlar, “Dünyanın bir numarası” unvanına sahip olduğumuz fındıkta ati de akıbetimizi göstermektedir.

Gidişatta zaten ortadadır.

Ama akıl gözü ile bakmasını bilenlere, ders almasını becerebilenlere, vatandaş arasındaki söylemi ile “Aklını başına toplayabilenlere” göre…

DÜNDEN BUGÜNE

Demirel’in Fötr Şapkası

Önceki gün bir bölümünü Anadolu Ajansı’nda birlikte çalıştığımız (1980-2000) rahmetli Turgut Özdemir’in (1958-2018) çektiği fotoğraflarda gezinirken Türkiye siyaset tarihinin en renkli simalarından rahmetli Süleyman Demirel’in (1924-2015) meşhur FÖTR ŞAPKALI fotoğraflarına denk geldim.

Sembolü Kırat olan Adalet Partisi’yle Türkiye siyasetine damga vuran Süleyman Demirel ile özdeşleşmiş olan Fötr Şapkası’nın yer aldığı 2 fotoğraf ile hem meslektaşım, kardeşim, dostum Turgut Özdemir’i, hem de hızlı kitap okumayı kendisinden öğrendiğim Süleyman Demirel’i bir kez daha rahmet yad ediyorum.

Demirel için o şapka sadece bir aksesuar değil, halkı selamlama biçimi, egemenliğin ve demokrasinin bir sembolü idi.

Öyle ki bir miting sırasında otobüsün üzerindeyken genç bir vatandaş hamle yapıp şapkayı zorla çekmeye çalışır.

Demirel, çevik bir hareketle şapkayı gencin elinden geri alır. Kameralara da yansıyan bu olaydan sonra Demirel durumu şöyle açıklamıştı: "Vatandaş benden şapka ister, ben veririm. Ama zorla kapılmasına müsaade etmem. Şapka benim için bir nevi selamlama simgesidir. Elimle selamlayınca halkı tam selamlamış gibi hissetmiyorum, şapkayla selamlayınca daha çok bütünleşiyorum.”