Öyle şahlandık ki yani, şöyle böyle değil. Tozu dumana kattık gözden kaybolduk gibi…
Arkadaş daha seçimlerin bir anlamı kaldı mı sizce? İktidarı destekleyenler bir canavar yarattılar, güçler ayrılığının, siyasi adabın, bağımsız medyanın, güçlü sivil toplum örgütlerinin olduğu bir ülkeden koştuk koştuk nerelere geldik.
Bizim neyimize ayrıca demokrasi, falan?
Zaten Barrack Efendi demişti, size monarşi yaraşır diye.
Bakın ben size söyleyeyim, henüz rejimin adı koyulmadı ama Kuzey Kore ve Türki Cumhuriyetleri karışımı dandik bir demokrasiye doğru hızlı adımlarla geliyoruz dostlar.

Gözümüze soka soka Üsküdar’da prova yaptılar. Önce Belediye Başkanını tutukladılar, Belediye Meclisi bir Başkan Vekili seçti. AKP gitti seçime itiraz etti, seçim iptal edildi. Ardından 4 CHP’li meclis üyesi AKP’ye geçti. Yetti mi? Yetmedi, 2 CHP’li üyeyi de tutukladılar. Ardından da demokrasi ineceği yere kadar indi ve oylamada AKP’li üye başkan vekili seçildi.
Buyurun işte Belediye Başkanı ve Belediye Meclis üyelerini tutuklayarak seçim kazanma zaferi AKP’ye nasip oldu, maşallah demek gerek…
Üsküdar alındı, İstanbul Büyükşehir ve diğerleri sıra ile tüm Türkiye sıraya girecek.
Yazın bir yere, bugünleri de arayacağız.
Bir gazeteci güzel söylemiş: Atı çalan Üsküdar’ı geçti…
9 EYLÜL, İZMİR’İN KURTULUŞU…
Yoğun gündem olunca Çarşamba 9 Eylül’ü pas geçmişiz, 9 Eylül İzmir’in kurtuluşu.
Aslında sadece İzmir’in değil tüm Anadolu’nun, Türkiye’nin kurtuluş günü.
9 Eylül Kurtuluş Savaşı’nın bittiği, Yunan’ın denize döküldüğü bir tarihtir.
Bilindiği gibi, 26 Ağustos’ta başlayan Büyük Taarruz, “İlk hedefiniz Akdeniz” komutuna uyan askerlerimiz ile 9 Eylül de İzmir’in kurtuluşu ile nihayete ermişti.

Bu yüzden 9 Eylül herhangi bir kentin kurtuluş günü gibi değerlendirilmemesi gerekli diye düşünüyorum. O bayrak, İzmir Valiliğine dikilen Türk Bayrağı, Kurtuluş Savaşı’nın bittiğini ve düşmanın tamamen Anadolu’dan temizlendiği ve savaşın kazanıldığını simgeler.
Kısaca 9 Eylül bir “Zafer” simgesidir.
İzmir’in dört bir yanı şehitliktir. O şehitliklerde Yozgat’tan, Konya’dan, Trabzon’dan, Zonguldak’tan, Malatya’dan gelen ve hepsi İzmir’i kurtarmak için gelen Mehmetçiklerimiz yatar.
Bu bile İzmir’in önemini anlatmak için yeter sanırım.
İzmir’in koynunda yatan şehitlerimize ve tüm şehitlerimize saygı ve rahmetle…
SOYADININ ANLAMI…
Soyadı uzmanları, bunun üzerinde çalışanlar hep şunu söylerlerdi: Genelde aileler Soyadı Kanunu çıkınca kendilerine ters soyadları aldılar.
Bunun en güzel örneğini Aziz Nesin yazmıştı. Soyadı Kanunu üzerinden kaleme aldığı bir yazısında şöyle diyordu yazar;
“1934 yılında Soyadı Kanunu çıktı, her Türk kendine bir soyadı alacaktı. Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı. Dünyanın en cimrileri ‘Eli açık’, dünyanın en korkakları ‘Yürekli’, dünyanın en tembelleri ‘Çalışkan’ gibi soyadları aldılar. Bir mektup yazabilecek zamanda ancak imzasını atabilen bir öğretmenimiz kendisine ‘Çevikel’ soyadının almıştı. Irkçılığın yayıldığı günler olduğundan, özellikle Türklüğü karışık olanlar ırkçılığı anlatan soyadlarını kapışıyorlardı. Her türlü yağmada hep sona kaldığım için güzel soyadı yağmasında da sona kaldım. Bana, ortada böbürlenebileceğim bir soyadı kalmadığından, kendime ‘Nesin’ soyadını aldım. Herkes ‘Nesin’ diye çağırdıkça ne olduğumu düşünüp kendime geleyim istedim.”

İsmi dursun bir dostum vardı, siyasetle müthiş ilgileniyor. O dönemde bu yörede bir kavga var, herkes birbirine Rum, Ermeni diyor. Sohbet ediyoruz, o dönem bu politikacının çok adı popüler. Konu döndü dolandı ona geldi. Benim dost o siyasetçi için “Çok iyi tanırım, bizim köyün karşısındaki köydendir. Köy hep Rum’du, soyadı kanunu çıkınca çoğu ‘Türk’ soyadını aldılar” dedi. Sonra bir durdu, şaşkın şaşkın “Abi, bizimde soyadımız Öztürk. İyi mi?” demez mi?
Benimkisi de ‘Gençsoy’, sülale de 60 yaşını geçen pek yok gibi.
Sizin ki?
SEÇİM YAKLAŞINCA KESENİN AĞZI AÇILIR…
Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı (DOKAP) 2027’de bütçe ödenek teklif tavanlarını yukarı kaldırmış. 3 yılda 5 Milyar TL. yi aşan ödenek vereceklermiş.
Genelde AKP’li Büyükşehir Belediyeleri bunun kaymağı yiyor, muhalifler hep nal topluyor ama bugün size buna paralel bir geçmiş anı anlatacağım.
Anlatacağım konu 2013 yılı sonunda gerçekleşiyor ve o dönem İl Genel Meclisi var. Trabzon İl Genel Meclisi Başkanı tüpçü Haydar. Bir açıklama yapmış basına, İl Genel Meclisi 2014 bütçesini açıklamış ve bizim tüpçü bu bütçeyi “yatırım bütçesi” diye değerlendirmiş. Okudum basın bildirisini, aldı beni bir gülme. O devasa yatırım bütçesinin gerçekleşme süresi 3 ay! 3 ay sonra seçim var ve İl Genel Meclisi lav ediliyor, Büyükşehirlerde İl Genel Meclisi yok! Üç aylık bütçe, yatırım bütçesi imiş tüpçü görüşü ile.

Bende oturdum bir yazı kaleme aldım, bu açıklanan bütçenin “yatırım” ile yakından uzaktan ilgisi yok bu AKP’nin seçim bütçesidir, dedim.
Tüpçü Haydar bana cevap vermişti o dönem, güya beni tanımıyormuş açmış bakmış Google efendiye, Anaaaa… Ben çok hırlı biri değilmişim, eski yazılarım ile mahkemelik olduklarımı da araştırmış falan bana not vermiş, sıfır otur diyor tüpçü bana. Noter kanalı ile gazetemize gönderdiği açıklama metninin altına da korkmuş zahir “İl Genel Meclisi” başkanı yazmaya, adını soyadını yazmış altını imzalamış, bir de çalıştığı tüpçüdeki görevini iliştirmiş imzanın altına!
Sanki ben tüp şirketine yazı yazdım, eleştirdim! Bu zat-ı muhterem AKP İl Başkanlığı da yaptı ne yazık ki Trabzon’da. (AKP Kongresinde saat hediye edileceğini duyunca, Trabzon’dan değil Ordu’dan delege olmuştu! Ey yüce Rabbim, bize neleri muhatap kıldın affet bizi…)
Neyse konumuz o değil, konumuz iktidar seçim yaklaşınca para musluklarını açar. DOKAP da öyle yapıyor, diğerleri de sıra ile yatırımlarını açıklarlar, merak etmeyin…
ÇÖMLEKÇİ-REŞADİYE’YE VAR, KENT İÇİNE NİYE YOK?
Trabzon Büyükşehir Belediye Meclisi’nde Çömlekçi Tüneli ile Reşadiye Kavşağı arasındaki binalara yönelik sokak sağlıklaştırma projesi karara bağlanmış. Belediye bütçesinden 110 milyon maliyet hesaplanmış, yüzde 50’si hak sahipleri tarafından, yüzde 50’si Büyükşehir Belediyesi tarafından karşılanacakmış.
İyi güzel de bu nasıl bir programlama arkadaş?
Meydanı çepeçevre bu projeye koyup güzelleştirdiniz, Uzunsokak ve Maraş Caddesi dahil. Kunduracılar çok önce (sanırım Asım Bey zamanında projelendirilmişti) Gittiniz ağızdaki sanki tek çürük diş orasıymış gibi Taşbaşı’nı da konuya ilave ettiniz!

Peki, sormak istiyorum size, İskele Caddesinin günahı ne? Niye projenize burayı eklemiyorsunuz? Hatta Sıramağazaların günahı ne? Ve bari Çömlekçi-Moloz (Reşadiye Kavşağı) bölümünü yani sahil bandını eklediniz projeye niye hemen İskele Caddesi üst tarafındaki Güzelhisar Caddesi ve uzantısında Kalhane Sokak devamında tünel yan çıkışına kadar niye eklemiyorsunuz?
Buralar kent mobilyası içinde korunmaya yüz tutmuş yerlerdir.
Tekrar hatırlatıyorum, Güzelhisar Caddesini, Sıramağazalar Caddesini ve İskele Caddesini bu proje içine sokun.
Yine hatırlatacağım, haberiniz olsun…
1 EYLÜL NİYE DÜNYA BARIŞ GÜNÜ?
Geçen hafta tüm Türkiye’de ve yavru vatan Kıbrıs da kutlandı. Şaka maka değil bayağı ciddi kutlanıyor ülkemizde 1 Eylül, bakanlar demeç veriyor, günün anlam ve önemine binaen Meclis Başkanı bildiri hazırlıyor, vekiller sallıyor mesajları, İnsan Hakları dernekleri denize çelenk bırakıyor barış için. Sivil Toplum Kuruluşları gösteriler, paneller, toplantılar düzenliyor da ben biraz araştırdım, dünya bizden habersiz arkadaşım!
Dünya bunu 21 Eylül’de kutluyor.
Hatırlarsanız bütün dünya 1 Mayıs’ı İşçi ve Emekçi Bayramı olarak kutlarken biz senelerce 12 Eylül paşalarının dayatması ile “Bahar Bayramı” diye kutluyorduk.
Nasıl bir duvar kurmuşlar görüyor musunuz?

Onun için tekrar uyarıyorum, tüm dünyanın kutladığı “Dünya Barış Günü” 21 Eylül günüdür.
Bizim 1 Eylül Dünya Barış Günü lütfen düzeltilsin, bi’ zahmet…
Anlaşıldı mı?