Bugün size 3 yaşayan efsaneden bahsedeceğim, çok kısa.
Trabzon musiki sanatına 40’lı yıllardan başlayarak, Temel Şükrü Doğru ve Ahmet Selim Teymur beyler damgasını vurmuştur. İki rahmetli Hoca Trabzon’da yüzlerce öğrenci yetiştirmiş, Türk Sanat Müziği’ni kente sevdirmiştir. O ekolden şimdi yaşayan 3 kişi var, Suat Kurtuldu, Taşkın Özer ve Ergin Ören.
Suat Abi ağır sağlık sorunları ile şuan hastanede yatmakta, Ergin Abi de her gün diyalize koşmakta, Taşkın Abi ise zar zor ayakta durmakta lakin o da eşinin sağlık sorunları ile uğraşmakta. Bunları niye yazdım, bugün? Çünkü iki gün önce “Olmadı, Sana Yakışmadı Ahmet Kaya” diye bir yazı kaleme almıştım. Baktım bazı “dolikosefali kafa” yapısında olan bazı (ne yazık ki) kent yaşayanları var, anlamamışlar bende onlara anlatayım dedim.

Kent kültürü birikim ister, uzmanlık ister, geniş açı görüş ister.
Bu kentte yaşadığımız için bazı şeyleri görüp üzülüyoruz, tepkimizi ortaya sadece bu yolla yani kalemle koyuyoruz. Çünkü devir yetkiyi eline alanların devri. Neyse, sanatçı önemsenmek ister, hal hatır sorulmasını ister, gönlünün alınmasını ister. Ama bakıyoruz kente, işte o “dolikosefali kafa” yapısında olanlar kendi görüş açısından halkına kültür sanat adı altında bir şeyler pompalamaya çalışıyor. Bu kentte sanat eğlence sektörünün dama taşlarını el üstünde tutmakla olmuyor. Onların ayaklarına devamlı paralı saz takımı götürüp “indim havuz başına” söyletmekle olmuyor. “Gelin size plaket dağıtayım” diye belediye salonlarına tabir caizse ayağına çağırmakla da hiç olmuyor. İşte onun için diyorum ki, sanatçının ayağına sen gideceksin Ahmet Kaya, sen…
Tamburi Suat Kurtuldu, bir değerdir Trabzon musiki sanatında. Kanuni Taşkın Özer bir değerdir, diyaliz makinalarındaki Kemani (Udi, Kanuni) Ergin Ören de hakeza öyle. Onları önere etmek zorundasın, sanata sanatçıya önem vermek buradan başlar. Ayak ucuna çiçek bırakmakla olmuyor.
Sanata “Yoroz-Faroz-Falgoz” çerçevesinden bakarsan sınıfta kalırsın.
Git bak o yarış içinde olduğun Büyükşehir’in sanat ve kültür etkinliklerine, birde dön bak senin iki buçuk senede yaptıklarına. Bir Ortahisar Türk Sanat Müziği Korosunu kuramamışsın, bir Türk Halk Müziği Korosunu kuramamışsın, tüm etkinliklerine para ile “ödüllendirdiğin” kemancı, klarnetçi, darbukacının ile gerçekleştirmişsin sonra da tanımadığın gerçek sanatçı Ergin Ören’in ayak ucuna gül bırakıp keman çalıp çalamadığını soruyorsun! İşte bu benim ağrıma gidiyor…
Ortahisar Belediyesinin kültürde sanatta iki buçuk yılı notu: otur SIFIR…
MUHTARLIKLARI KALDIRIN…
Sadece Muhtarlıkları değil bence yeni Anayasa yapılacaksa Kaymakamlıklar da kaldırılmalı.
Eski bir Muhtar, eski bir Muhtarlar Derneği Başkanı olarak net diyorum: Özellikle Büyükşehirlerdeki mevcut yapıları ile artık işlevsiz duruma düşen Muhtarlıklar kamu kaynaklarının israf edilmemesi amacı ile (köy ve köy niteliğindeki mahalle muhtarlıkları hariç) diğer muhtarlıkların kaldırılması gerektiğini düşünüyorum.
Bilindiği gibi muhtarlıklar, kurulduğu dönemde devlet ile vatandaş arasında önemli bir köprü görevi görmekte idi. Ancak bugün nüfus işlemlerinden ikametgah belgelerine, resmi başvurulardan bilgi paylaşımına kadar bir çok işlem artık dijitalleşmiş durumda. Devletin vatandaş ile doğrudan temas kurduğu bir çağda, yetkisi ve bütçesi son derece sınırlı bu kurumun mevcut haliyle ne kadar gerekli/gereksiz olduğu tartışılabilir mi? Bence tartışılmaz.

Elbette köy muhtarlıkları için aynı şeyi söylemek doğru olmayabilir. Köylerde muhtarlar hala yerel ihtiyaçların tespit edilmesi ve kamu kurumları ile iletişim kurulması açısından önemli bir işleve sahip olabilir. Ama özellikle büyükşehirlerde muhtarlık sistemi, görev ve yetkileri yeniden tanımlanmadan devam etmemelidir. Ya muhtarlıklara gerçek bir yetki ve sorumluluk alanı verilmeli ya da bu görevler belediyelerin ilgili birimlerine devredilmelidir.
Şunu da söylemeden bitirmeyelim, kamu yönetiminde esas olan; kurumları alışkanlıktan dolayı yaşatmak değil, ihtiyaç varsa yaşatmaktır.
Geçmişte bir muhtar adayının afişini görmüştüm. Düzen değişecek, diyordu! Ya arkadaş neyi yapacaksın? Yetkin yok, etkin yok, seçimden seçime varlığından haberdarız yani senden haberimiz bile yok. Neyi değiştireceksin? A101 ile BİM’in yerini mi değiştireceksin?
Bence kaldırılmalı, eskiden saraya yemeğe giderlerdi o bile yok…
ULAŞTIRMA BAKANI GÖREVDEN ALINIR MI?
Yavru vatan Kıbrıs’ta hiç alışık olmadığımız bir gelişme yaşandı.
30 Ağustos günü Girne açıklarında yaşanan ve can kaybı ile sonuçlanan kaza sonrası KKTC Ulaştırma Bakanı görevden alınmış. Böyle onurlu tavırlar bize ters ama yine de hadi hayırlısı diyoruz. Hani görevden affını isteyip konuyu da kapatabilirlerdi ama enteresan bir durum olmuş.
Bize ters elbette, dürüst devletler işte böyle onurlu işler yapıp bizi bozuyor. Hâlbuki olayı Allah’a havale edip işlerine dönebilirlerdi. Mesela bizde en basitinden okul katliamını hatırlatırım size, adam hala nutuk çekiyor ekranlarda…
Topu topu 24 yıldır sadece bir tek Japon bir mühendis (Osmangazi Köprüsü’nün taşıyıcı halatları koptuğu için) “sorumluluk benim” diye bir not bırakıp intihar etmişti. Bir tek o Japon…

Soma faciasında 301 can yitip gitmiş, sorumlu bakan “kaç gündür aynı gömleği giyiyorum” diye sızlanmıştı hatırlarsanız. (Birkaç gün önce de Soma faciası ile ilgili yargılanan tüm kamu görevlilerinin davası zamanaşımına uğrayarak düştü! Tek bir kamu görevlisi ceza almadı.)
Gözünü sevdiğim vatanını, yarısının delirdiği kalanlarında aklını korumaya çalıştığı dev bir açık hava tımarhanesine dönüştürdüler.
Şimdi de bu yavru vatan KKTC çıkıyor, suçlu bakanı görevden alıyor!
Ne diyelim?
Baban gibi yapsana yavru’m, niye yıpratıyorsun kendini?
RAYLI SİSTEM MAĞDURİYETİ!
Tarihi bir adım atıldı ve törenle Trabzon Raylı Sistem için düğmeye basıldı, önümüzdeki aylarda Trabzon’a kazma vurulur.
Ne kadar eleştirsek de (eleştirilerimizin çoğu bu zamana kadar niye geç kaldınız cihetinde) yapılan bu olumlu adımı ayakta alkışlıyoruz. Bu arada Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç’e bir soru sorulmuş, “Trabzon Raylı Sistem Hattı dolayısı ile kentiçi ulaşımda kartel hale gelen dolmuşçular ne olacak?” diye…
Ahmet Başkan “Bizi hiç kimsenin ekmeğine halel gelmesini istemeyiz. Kuzey-Güney hatlarında şoför esnafımızı mağdur etmeyecek şekilde hangi tedbirleri, hangi kararları almamız gerekiyorsa beraber oturup konuşacağız.” diyor…

Yani bu arkadaşlar hakikaten çok mağdur, kent içindeki şahsi aracı olanlar bile bu arkadaşlara mağduriyet veriyor. Tüm araç sahipleri bu arkadaşlara tazminat ödemeli, hatta gideceği yere yürümeyi tercih edenler bile bu arkadaşlara tazminat ödemeli. Ben devletimizin bu duruma el atmasını, kısa yolda herkesten “dolmuşçu vergisi” alıp bu arkadaşların mağduriyetlerini bir nebze olsun hafifletmeli diyorum.
Her zaman dediğim gibi, yerel yönetimlerin asli görevlerinden biri toplu taşımacılıktır. Kent halkı en ucuz ve en verimli şekilde kent içinde seyahat etmelidir.
Dolmuşa gelmeyelim…
BAKANLARIN TRABZON İLGİSİ…
Geçen hafta Ulaştırma ve Altyapı Bakanı ve üst düzey yöneticilerin Trabzon Raylı Sistem Projesi için Trabzon’a gelmesi ile başlayan akım, bugün (Cuma) iki Bakanın daha Trabzon ziyareti ile zirve yapıyor. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’da haftaya (10 Eylül) Trabzon’da olacakmış. Bugün gelen iki Bakan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin.
Hadi Uraloğlu’nu anladık, Çevre Bakanı Kurum’da Uzunkum Yaşam Alanı temel atma töreni için ama bu Dışişleri ve Milli Eğitim Bakanı niye Trabzon’da hayırdır, diyebilirsiniz.

Değerli dostlar, bu adını andığım iki Bakan Trabzon’un karakaşına kara gözüne hasret değil. Cuma günü Trabzon’da 23. İmam Hatipliler Kurultayı başlıyor, bu beyzadeler onun için geliyor. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i geçiyorum, onun İmam Hatiplilere olan düşkünlüğünü sizde biliyorsunuz onu size anlatmayacağım tekrardan ama diyebilirsiniz ki “Dışişleri” ile İmam Hatip kurultayının ne alakası var?
Fidan’ın bu tür organizasyonlardaki tecrübesi pek meşhurdur. Devletin üst düzey dış politika ve güvenlik bürokrasisinin imam hatip kökenli olanlarla dizayn edilme projesini herkes biliyor. Geçen sene Kartal Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin konferansında onur konuğu kimdi? Elbette Hakan Fidan. Onun için Trabzon’da bugün başlayacak 23. İmam Hatipliler Kurultay’ında da Hakan Fidan mutlaka olmalı! Birde siyasi olarak AKP içinde ağırlığını artırması ve tabanla bağ kurma stratejileri de onu Trabzon’a yönlendirir…
Onun Mekke Anlaşmasının İmam Hatiplilerdeki yansımasını öğrenmesi şart ama bizim de öğrenmemiz gereken 15 Temmuz gecesi ile sorularımız var.
Mesela o gece neredeydin Hakan Fidan? Hakikaten Reis darbeyi eniştesinden mi öğrendi? Kendi savcına, kendi meclisine bile ifade vermedin ama şimdi neden dizilere yaşanılanları kendi pencerenden anlatıyorsun?
Şaka gibi Türkiye’m, seyrediyoruz…
TRABZON ENİŞTESİ BUGÜN SAVCI KARŞISINDA…
Hatırlarsanız bu arkadaş çok meşhur olduğu dönemlerde Trabzon’u sık sık ziyaret ederdi. Bizim Oktay Saral’ın Of Belediye Başkanlığı zamanında da Of’da yanlış hatırlamıyorsam bir çocuk parkı da yaptırmıştı. Her geldiğinde otobüs üstüne çıkar ve “Bende bir Trabzon eniştesiyim” derdi, onun için bu başlığı attım. (Melih Gökçek’in eşi Nevin Gökçek aslında Trabzonlu değil Düzce Akçakoca doğumlu. Belki de Düzce’deki Trabzonlulardandır, bilmiyorum)

Neyse, o yüzden dediğim “Trabzon eniştesi” Gökçek bugün savcıya “şüpheli” sıfatı ile saat 16.00 da ifade vermeye çağırılmış! Niye Çarşamba veya Perşembe değil de Cuma? Hatta niye saat 16.00? Bence ifadeye çağrılma tarihi ve saati çok manidar. Enişte ’ye, yurt dışındaki şirketlere kayıt dışı para aktarıldığı öne sürülen iddialar sorulacak. Karar büyük ihtimalle piyasalar kapanıştan sonra açıklanacak. Merakla bekliyoruz.
Jelibon fiyatları da onu bekliyor, hatırlatırım…