23-30 Temmuz 2011 tarihleri arasında yapılan ve kısada “Gençlik Olimpiyatları” olarak da adlandırılan Avrupa Gençlik Olimpik Yaz Festivali (EYOF), vesilesi ile Heyamola Yayınları’ndan bastırılarak dağıtılan “Trabzon’dur Yolumuz” kitapları ile şehir merkezindeki 21 semtin adeta biyografisi çıkarılmıştı.
“En yüksek medeniyette bile kitap okumak ayrıcalıktır” gerçeğini iyi bilen ve de “Kitap Dostu” olarak da hatırlanan Faruk Nafiz Özak’ın Spordan Sorumlu Devlet Bakanı olduğu dönemde yaptığı önderlik ile yeniden bastırılarak dağıtılan ve her biri yaşadığı mahalleyi irdeleyenler eliyle kaleme alınan 21 serilik kitap, bugün çok aranan, ancak ender bulunan eserler arasında yer alıyor.
Sayın Özak’ın sunuş yazısında; “Bu kitaplar hem bugünkü hem de gelecek kuşaklara kentimizi anlatmak için yayımlanmıştır” diye tarif ettiği siyah-beyaz baskı eserleri yeniden bastırıp, çoğaltarak herkese ulaştırmak gerektiği düşüncesinden hareketle, Büyükşehir veya Ortahisar Belediyesi’ne daveti Trabzon adına yapmak gerektiğini düşünerek, paylaşımı yapıyorum.
FINDIKTA REKABET GÜCÜMÜZ ZAYIFLAMAYA DEVAM EDİYOR…
Giresun Ticaret Borsası eski başkanlarından, fındık sanayici ve ihracatçısı Mustafa Demirci, rakibimiz olmaya başlayan ülkeler karşısında rekabet gücümüzün giderek azaldığını bir kere daha dikkat çekerken, adeta herkesi ben diyeyim “aklını başına toplamaya”, siz söyleyin “düşünüp-değerlendirmeye” davet eyledi.

Demirci, önce Türkiye'nin yüksek üretim maliyetleri nedeniyle Şili, ABD, Gürcistan ve Azerbaycan gibi ülkeler karşısında rekabet gücünün zayıfladığına dikkat çekti.
Ardından da, TMO'nun 250-255 lira aralığında alım yapmasına rağmen serbest piyasada Giresun kalite fındığı 200-205, Levant kalite fındığı ise 175-185 lira arasında işlem gördüğünü hatırlattı.

Sonra da, maliyetlerin yüksek olması ve yaklaşık 200 bin tonluk eski stokun da piyasaya baskısı oluşturması ile sıkıntıların arttığını vurguladı.
Ve de acil kodu ile şu çağrıyı yaptı:

“Üretim maliyetleri düşürülmeli. İhracatın artırılmalı. Bunun için finansman maliyetleri de azaltılmalı.”
HUTBEDEN GERÇEKLERİ ZİKRETMEYE DEVAM…
Dünyanın ve onun içindeki Türkiye’nin mevcut hali ile ilgili tespitlerin Diyanet İşleri Başkanlığı eli ile yapılarak, cemaatin, yani halkın uyarılması sürdürülüyor.
İşte, işlerin yolunda, ya da doğru gitmediğine ilişkin dünkü Cuma Hutbesi’nde yer alan durumun tespit:
“Üzülerek ifade edelim ki, kimi insanımız, maddiyatı her şeyin önüne geçirebiliyor; aldatmayı kurnazlık, kandırmayı başarı olarak görebiliyor. Peygamberimizin, ‘Bizi aldatan bizden değildir!’ ikazı apaçık ortada dururken, dünyalık kazanç uğruna malının kusurunu gizlemeyi ustalık, gerçeği çarpıtmayı ise pazarlama tekniği sayabiliyor.”
Ve de bundan kurtulmanın önerisi:
“Dinimizce haram görülen şeylerin ticaretini yapmaktan; rüşvet, faiz, karaborsacılık ve stokçuluk gibi gayr-ı meşru yollardan uzak durmaktır.”
TEKNİK DİREKTÖR OLMAYIN!
Aslında önce “Herkes kendi işini yapsın” diyeyim.
Sonra, “Bilgi sahibi olmadan, fikir sahibi olanlardan olmayın” çağrısında bulunayım.
Ardından da, “Herkesin futbolu iyi bildiği” değil, nerede ise “Kendini teknik direktör” sandığı-saydığı Trabzon ahalisine, Trabzonspor taraftarına, yazanına çizenine bir davet yapayım!
“Haddinizi-hudutunuzu bilin! İşin başındaki sorumludan daha çok teknik direktör olmayın!”
ŞİDDETLE KINAMALAR; YALAMA OLDU!
Yaşanan-yaşatılan bir kötülüğü yok etmek için el yerine daha çok dil, hem de “şiddetli bir şekilde!” kullanılır da, işe yaramaz ise ısrarı sürdürmenin hiçbir yararı yoktur.
Yani, Ziya Paşa’nın; “Ayinesi iştir kişinin, lâfa bakılmaz.” dediğini anlamazda, “Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" diye işaret ettiği yerde debelenip durulur ise, kınama “hem de en şiddetlisi yapılsa bile” işe hiçbir yaramaz!
Yaramadığı gibi, şiddetin yalama olmasına da neden olur! Oluyor da…
Ancak olsa olsa, Türk Dil Kurumu sözlüğünde, “Sadece konuşarak bir işin gerçekleşmeyeceğini, eylemin ve emeğin şart olduğunu anlatma” olarak kayıt edilmiş “Lâfla peynir gemisi yürümez” sözüne misal teşkil eder!
DÜNDEN BUGÜNE…
BOP’taki BOG’u görmeyenler!
20 Eylül 2018’de tekrar satırlar ile kayıt altına almışız.
“Dünden bugüne değişen ne var?” diye sorup, tekrarlayalım:
*
Ben diyeyim “son yıllarda”, siz söyleyin “son günlerde” dillerden düşürülmeyen bir söylem, uyarı var: “Büyük Oyunu Görün!”
Türkiye’ye, soğuk ve sıcak hesabı ile yapılan saldırılar var. İlan edilen gizli bir savaş var. Ama bu saldırılar bir asır önce de vardı. 50 yıl önce de! 15 yıl evvel de!
Bunu sağduyu sahibi olanlar, aklını kullanmasını, tarihe bakmasını bilenler zaten biliyor, görüyorlardı.
Ama o günlerde anlamayanlar, görmeyenler şimdi belâ gelip kendi yanlışları yüzünden ülkenin başına dayanınca, “Büyük Oyunu Görün” diyorlar! Yani baş harfleriyle BOG’u!
Oysa bu BOG; “Büyük Ortadoğu Projesi”nde, yani BOP’da yazıldığı günden beri var.
Perde arkasında İsrail, önünde ABD ve yaverleri vasıtasıyla Ortadoğu’da adım adım da uygulamaya konuluyor.
İşte o “BOP”u bilmeyenler, şimdi bu duruma “BOG” diyorlar!
KISSADAN HİSSE
Ben ne iş görecem?
Koca evine, çamaşır makinesi aldı, buzdolabı aldı, termosifonu kendi eliyle kurdu. Daha fırın ve elektrik süpürgesi alıp, hanımına:
-“Gari.. Bi bulaşıh makinesi galdi, onu da yahında alacam” dediğinde hanımı telaşlandı; “Eeee efendi. O zaman ben ne işi görecem?”
Bayburt’lu Fırkaları Kitabından